RSS Amplifier

Elif Key | ÇETELE · Aug 26, 2026

Bir Davanın Anatomisi: Lindsay Clancy Davası (20)

0
Sign in to vote or save

elif key · Elif Key | ÇETELE

Bu davayı takip etmek başından beri kolay değildi. Ama artık başka türlü zorlaşmaya başladı. İlk günlerde önümüzde bir olay vardı. Bir ev, üç çocuk, bir anne, bir baba ve 24 Ocak akşamının birkaç saati. Sonra dosya büyüdü. Hastane kayıtları geldi, ilaçlar geldi, telefonlar, mesajlar, Google aramaları, günlükler, Apple Watch verileri, psikiyatristler, psikologlar, hemşireler, aile üyeleri geldi. Aynı cümle farklı tanıkların ağzından farklı anlamlara büründü. Birinin önemli bulduğu belirtiyi diğeri önemsiz gördü. Bir doktorun bipolar dediğine başka bir doktor majör depresyon dedi. Birinin psikoz dediği şeye diğeri istemsiz düşünce dedi. Artık bu davadaki sorun bilgi eksikliği değil. Bilginin fazlalığı. Üstelik bu bilgiler birbirini tamamlamıyor, çoğu zaman birbirini resmin dışına itiyor. Savcılığın kendi uzmanları bile aynı teşhiste buluşamıyor.

Bu davayı takip ederken sizin de yorulduğunuzu, öfkelendiğinizi, bazen de kendi vardığınız sonuçlardan şüphe ettiğinizi tahmin edebiliyorum. Ben de artık her güne bir önceki gün duyduğum başka bir cümlenin peşine düşerek başlıyorum. Patrick’in çapraz sorgusunu kaç kez geri sardım, olay yerine ilk gelen ekiplerin ifadelerini kaç kez yeniden dinledim, otopsi raporlarında aynı satırlara kaç kez döndüm bilmiyorum. Bir tanığın üç hafta önce söylediği tek bir cümle, bugün başka bir uzman konuşurken yeniden önem kazanıyor. Notlar büyüdükçe insanın kesinlikleri küçülüyor.

Bir süre sonra yalnızca tanık kürsüsünü değil, salonun kendisini de okumaya başlıyorsunuz. Jüri hangi soruda not alıyor? Hakim neden orada müdahale etti? Lindsay bugün neden daha rahat görünüyor? Günlerdir arkasında oturan hemşirelerin tavrı değişti mi? Bir güvenlik görevlisinin mendil kutusunu Lindsay’in önüne, jürinin de görebileceği biçimde doğru itmesi bile gözünüze takılıyor. Bunun bir anlamı var mı? Belki yok. Zaten mesele tam burada başlıyor: Gördüğünüz şeyi not etmekle, ona yüklediğiniz anlam arasındaki çizgiyi korumak.

Üstelik artık bu hikayeye iki taraftan bakılmıyor. Patrick’in anlatımındaki boşluklara takılan, ondan kuşkulanan, hatta çocukları onun öldürdüğüne inanan bir grup var. Lindsay’in ağır biçimde ruhsal hasta olduğunu kabul ettiği halde bunun cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, üç çocuğunu öldürürken ne yaptığını bildiğini düşünenler var. Bir de Lindsay’in yaşadığı zihinsel karanlığı çok başka bir yerden tanıyanlar var: Doğumdan sonra kendilerini tanıyamadıkları günler yaşamış, ölmek istemiş, kendi zihinlerinden geçen düşüncelerden korkmuş, belki bunları yıllarca kimseye söyleyememiş kadınlar. Onlar Lindsay’in yaptığını savunmuyor olabilirler; ama o karanlığın gerçek olduğunu biliyorlar.

Davanın 20. günündeyiz, soru hala aynı, tek bildiğimiz cevabın ne kadar karmaşık olduğu.

Salı sabahı din konusuna geri dönülmedi. Heilbrun doğrudan bu davanın 20 gündür adım adım yaklaştığı temel soruya döndü: Lindsay Clancy ne kadar ağır ruhsal hastalık yaşıyor olursa olsun, Cora, Dawson ve Callan’ı öldürdüğü sırada cezai sorumluluğu var mıydı? Heilbrun’ın cevabı: Evet oldu. Ancak, intihar girişiminin gerçek olduğuna inanıyor ve hatta son derece çarpık bir düşünce dünyası içindeki Lindsay’in çocukları ‘sevgiden’ öldürmüş olabileceğini dahi düşündüğünü anlatıyordu.

Heilbrun, Lindsay’in cinayetleri anlatırken “sanki yapan ben değildim” demesini ve dissosiyasyon hissini de (kendinden ve yaptıklarından kopmuşluk hissi) ele aldı. Ancak çocukların nerede ve hangi sırayla öldürüldüğüne ilişkin kararları, Lindsay’in davranışları üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmediğinin göstergesi olarak değerlendiriyordu.

Reddington çapraz sorgu için ayağa kalktığında hedefini daha ilk sorularda belli etti. Heilbrun’ın adli psikoloji alanındaki deneyimiyle uğraşmayacaktı; asıl mesele, bu deneyimin Lindsay Clancy’nin davasının merkezindeki doğum sonrası ruhsal hastalıklarla ne kadar örtüştüğüydü.

Önce Heilbrun’ın özgeçmişini önüne koydu. Uzun ve etkileyici bir kariyer: adli psikoloji alanında onlarca yıllık çalışma, FBI ve ABD Cezaevleri Bürosu dahil çeşitli kurumlarla işbirliği, çocuk adaletinden uyuşturucu mahkemelerine, cinsel şiddetten suç ve ruh sağlığı ilişkisine uzanan geniş bir çalışma alanı.

Ama Reddington özgeçmişte yazanlarla değil, yazmayanlarla ilgileniyordu.

Heilbrun’ın doğum sonrası psikoz üzerine özel bir çalışması yoktu. Hamilelik ve doğum sonrası dönemdeki kadınların ruhsal hastalıkları üzerine yayın yapmamıştı.

Ardından ikinci yıpratma hattına geçti. Heilbrun’ın Lindsay’i ne zaman değerlendirdiğine ve bu değerlendirmenin çocukların öldürüldüğü 24 Ocak 2023’ten ne kadar sonra yapıldığına dikkat çekti. Sonra da Heilbrun’ın kendi değerlendirmesindeki ifadeleri kullanarak Lindsay’in aylar boyunca yardım aramasına, doktorlara gitmesine ve ilaç tedavileri görmesine rağmen ruhsal durumunun ne kadar dramatik biçimde kötüleştiğini adım adım jürinin önüne koymaya başladı.

Reddington’ın söylemeye çalıştığı, Heilbrun’ın niteliksiz bir adli psikolog olduğu değildi. Tam tersine, son derece deneyimli olduğu açıktı. Jürinin zihnine bırakmak istediği soru daha spesifikti: Bu uzman, özellikle bu vakada doğum sonrası psikozu bu kadar kesin biçimde reddetmek için gereken uzmanlığa sahip mi?

Heilbrun bu dava için yaptığı çalışmalar karşılığında yaklaşık 54 bin dolar aldığını söyledi. Daha önce jüriye dosya inceleme, Lindsay’i değerlendirme ve görüşünü hazırlama dahil yaklaşık 180 saat çalıştığını anlatmıştı. (Elbette uzman tanıkların çalışmaları karşılığında ücret almaları olağan bir uygulama ve ücret almaları tek başına görüşlerinin yanlış veya taraflı olduğunu göstermez. Ancak Reddington savcılığın uzmanlarının bağımsızlığını ve görüşlerinin nasıl oluşturulduğunu jürinin sorgulamasını sağlamaya çalışıyor.)

Bir başka önemli nokta Heilbrun Lindsay’i cinayetlerin hemen ardından değerlendirmedi. Onunla Nisan 2026’da, üç gün boyunca görüştü.

Reddington, üç yıldan fazla zaman geçtikten sonra Lindsay’in cinayetler sırasındaki zihinsel durumunun ne kadar doğru biçimde yeniden oluşturulabileceğini sordu. Heilbrun da ideal olanın Lindsay’i Ocak 2023’e daha yakın bir tarihte değerlendirmek olduğunu kabul etti. Üç yıldan fazla zaman sonra, o kritik dakikalarda Lindsay’in zihninde tam olarak ne yaşandığından herhangi biri ne kadar emin olabilir?

Reddington daha sonra uzman raporlarından, tanı kriterlerinden ve psikiyatri literatüründen uzaklaşıp jüriyi yeniden hikayenin başına götürdü: Bütün bunlar başlamadan önce Lindsay Clancy kimdi?

Heilbrun’ın çizdiği portre savunmanın işine yarıyordu. Lindsay çalışkan, disiplinli, başarılı ve mutlu bir kadındı. Çocuklarının hayatını ayrıntılarıyla planlıyor, arkalarında bıraktığı uzun talimatlarla onların bakımını neredeyse milimetrik biçimde organize ediyordu. Heilbrun bütün bunların anneliği son derece ciddiye alan bir kadınla uyumlu olduğunu kabul etti. Sonunda daha da açık söyledi: Lindsay “çok iyi bir anneydi.”

Reddington’ın ihtiyacı olan geçiş tam da buydu. Çünkü bundan sonra sorulacak soru artık bir teşhis sorusu değildi: Peki bu kadına ne oldu?

Çapraz sorgu buradan Lindsay’in yardım arayışına geçti. Aylar boyunca telefonlar açmış, randevular almış, doktorlara gitmiş, ilaç değiştirmiş, acil psikiyatrik değerlendirmelerden geçmiş, McLean Hospital’a yatmış, Women & Infants’a ulaşmaya çalışmıştı. Kendisine ne olduğunu anlamaya çalışırken bir kapıdan diğerine gitmişti.

Bir noktada Reddington Lindsay’in yanına geldi, ellerini omuzlarına koydu ve Heilbrun’a dönerek, gerçekten jüriye bu kadının tedaviden kaçındığını mı söylemek istediğini sordu. Heilbrun’ın cevabı savunma açısından önemliydi: Hayır. Lindsay yardım almak için “çok uğraşmıştı.”

Ardından Reddington jüriyi, Lindsay’in Aralık 2022’ye gelindiğinde ne kadar değiştiğini gösteren kayıtlara götürdü.

Lindsay kendisini “bir kabuk” olarak tarif etmişti. Kendisini “pankek gibi duygusal açıdan dümdüz” hissettiğini söylemişti. Sevgi ya da korku hissedemediğini anlatıyor; kendisinde bir şeylerin bozulduğundan ve artık “düzeltilemeyecek durumda” olduğundan korkuyordu.

Reddington’ın bu kayıtlarla anlatmaya çalıştığı şey oldukça açıktı: Lindsay’e çok ciddi bir şey oluyordu.

Sorgunun önemli tartışmalarından biri de doğum sonrası dönemin sınırları üzerineydi. Çünkü Callan öldürüldüğünde yaklaşık sekiz aylıktı. Savcılık açısından doğumdan sekiz ay sonra ortaya çıkan tablo, literatürdeki klasik postpartum psikoz görünümüne karşı bir unsur. Savunmaya göreyse ruhsal hastalık kronometreyle çalışmıyordu.

Cinayetlerden önce Lindsay giderek daha rahatsız edici düşünceler tarif etmişti. Beyninin hasar gördüğünden korkuyordu. İntihar düşünceleri vardı. Kendi zihninden korkuyor, zaman zaman başka insanların düşüncelerini duyabileceğini düşünüyordu. Ancak Heilbrun önemli bir şeyi daha kabul etti ve Lindsay’in geçmişinde kendisini akut psikoz ihtimalini değerlendirmeye zorlayan belirtiler vardı.

Reddington daha sonra Lindsay’in Heilbrun’a anlattığı küçük ama bu dava açısından dikkat çekici bir ayrıntıya döndü: pencerenin sinekliği.

Read the original on elifkey.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.