RSS Amplifier

Elif Key | ÇETELE · Aug 26, 2026

Bir Davanın Anatomisi: Lindsay Clancy Davası (19)

0
Sign in to vote or save

elif key · Elif Key | ÇETELE

Lindsay Clancy davasında 19. gündeyiz. 24 Ağustos 2026. Massachusetts’te, Plymouth Superior Court’ta, Hakim William Sullivan’la beraberiz.

Duruşmanın sonuna yaklaştıkça salonda küçük ayrıntılar daha fazla gözüme çarpıyor. Hakimin mübaşiri pembe giymiş. Hemen yanında oturan mahkeme stenografı da pembe. Tesadüf mü? Muhtemelen. Bir anlamı var mı? Bilmiyorum. Ama 19 gün boyunca aynı insanlara, aynı masalara, aynı salona bakınca insan ister istemez bu küçük değişiklikleri de fark ediyor. Asıl değişen ise salonun tansiyonu. Savunma tanıklarını tamamladı; şimdi savcılığın rebuttal, yani savunmanın uzman görüşlerini çürütmek için çağırdığı tanıklardayız. Normalde davanın toparlanmasını bekleyeceğiniz bu son bölümde işler tam tersine gidiyor: Duruşma sona yaklaştıkça gerilim artıyor.

Özellikle Kevin Reddington ile savcılığın psikiyatri uzmanları arasındaki çapraz sorgular artık yalnızca tıbbi görüşlerin tartışıldığı sakin uzman sorguları değil. Sorular sertleşiyor, cevaplar uzadıkça Reddington’ın sabrı azalıyor, sesler yükseliyor ve Hakim Sullivan araya girmek zorunda kalıyor. Sanki 19 gündür biriktirilen bütün anlaşmazlıklar, dava kapanmadan önce bu son birkaç tanığın üzerinde düğümleniyor.

Lindsay’in hemen önündeki kutu, üzerindeki fotoğraf albümleri insana Lindsay’in eski hayatından, çocukların henüz hayatta olduğu evden buraya taşınmış bir eşya hissi veriyor.

Cuma günü zirvede bıraktığımız, ifade verirken savcılıkla göz temasını kes(e)meyen Dr. Avram Mack’e yönelik çapraz sorgunun tamamlanacağı gündeyiz. Ancak Mack, bugün bir Zoom linkinin öteki ucunda. (Yüz yüze çapraz sorguda beden dili çok daha görünür oluyor. Pazartesi günü Zoom’dan sorgulanmak bu tür fiziksel dinamikleri büyük ölçüde ortadan kaldırır diye düşünülmüş olabilir ya da tamamen lojistik sebeplerdendir, hakim bir açıklama yapmadı.)

Ama bu, Reddington’ı durduracak bir durum değil. Mack’in uzmanlığından doğum sonrası psikiyatrik bozukluklar konusundaki deneyimine, kullandığı yöntemden Lindsay’in zihinsel durumuna ilişkin vardığı sonuçlara kadar neredeyse her şey yeniden çapraz sorgunun konusu oluyor. Hatta bir noktada, Mack’in gülümsemesi bile Reddington’ın sözlü tokadıyla karşılaşıyor.

“Neye gülüyorsunuz? Bu komik değil, efendim.”

Reddington, Mack’ten daha doğrudan yanıtlar almaya çalışırken Hakim Sullivan sorgu boyunca birkaç kez müdahale ediyor. Konuşulan konular, Lindsay’in yalan söyleyip söylemediği veya belirtilerini abartıp abartmadığı olunca, Reddington, Mack’i bu konuda net bir pozisyona sıkıştırmaya çalışıyor. Bu artık rahat bir uzman–avukat bilgi alışverişi değil. Reddington belirgin biçimde sabırsız ve Mack’in sorularına doğrudan cevap vermediğini düşünüyor. ‘Tam olarak neye gülüyorsunuz?’’ gibi ifadeler normal bir teknik çapraz sorgudan daha sert. Reddington, Mack’in kendi kullandığı kavramların sınırlarını ne kadar iyi bildiğini test ediyor ve jürinin önünde onu net cevap vermekten kaçınan bir uzman gibi göstermeye çalışıyor.

Ama bütün bu gerilimin sonunda Reddington, Mack’ten istediği iki önemli kabulü alıyor.

Mack, Lindsay’in çocukların öldürülmesinden önce “ciddi bir psikiyatrik durumda” olduğunu kabul ediyor. Daha da önemlisi, yapılan psikolojik testlerde Lindsay’in ruhsal belirtilerini uydurduğuna ya da olduğundan ağır göstermeye çalıştığına dair bir bulgu olmadığını söylüyor. Reddington açısından önemli olan da tam olarak bu. Savcılığın kendi uzmanı artık jüriye iki şeyi söylemiş durumda: Lindsay cinayetlerden önce ciddi biçimde psikiyatrik olarak hastaydı ve testler onun belirtilerini uydurduğunu göstermiyordu. Ancak Reddington Mack’i buraya kadar getirse de daha ötesine götüremiyor. Çünkü Mack nihai görüşünde milim oynamıyor. Ona göre Lindsay majör depresyon ve anksiyeteden muzdaripti, ancak bipolar değildi. Ve ne kadar hasta, ne kadar acı çekiyor olursa olsun, herhangi bir akıl hastalığı ya da zihinsel kusur çocuklarını öldürmenin yanlış olduğunu kavrama veya davranışlarını kontrol etme kapasitesini ortadan kaldırmış değildi.

Mack’in vardığı yer şu: Lindsay hastaydı. Lindsay acı çekiyordu. Lindsay belirtilerini uydurmuyordu. Ama Lindsay yine de cezai olarak sorumluydu.

Saat 11.00’i biraz geçerken Mack’in uzun ve zaman zaman son derece gergin hale gelen ifadesi nihayet sona eriyor. Savcılık ise vakit kaybetmeden bir sonraki rebuttal uzmanına geçiyor: Dr. Kirk Heilbrun.

Heilbrun, Lindsay’i Nisan 2026’da üç gün boyunca değerlendiren bir adli psikolog. Jüriye bu dava üzerinde yaklaşık 180 saat çalıştığını anlatarak başlıyor. Değerlendirmenin bazı bölümlerinde Mack ile birlikte yer almışlar ancak raporlarını birbirlerinden bağımsız hazırladıklarını özellikle belirtiyor. Ve üstelik ikisi aynı teşhise ulaşamıyor.

Heilbrun’un teşhisi: Lindsay’de Bipolar II bozukluğu var.

Bu oldukça önemli. Çünkü Bipolar II, savunmanın Lindsay’e ne olduğunu açıklarken dayandığı temel unsurlardan biri. Oysa savcılığın hemen önceki uzmanı Mack, Lindsay’de bipolar bozukluk bulunduğu görüşünü özellikle reddetmişti. Şimdi savcılığın çağırdığı bir sonraki uzman, savunmanın bu noktadaki teşhisine katılıyor. Heilbrun, bu teşhise ulaşmanın kolay olmadığını söylese de Lindsay’in geçmişinde sınırları açık biçimde belirlenebilen net bir hipomani dönemi tespit etmekte zorlandığını ekliyor. Ama tüm bunlara rağmen Lindsay için doğru teşhis Bipolar II bozukluk.

Ancak iki uzmanın vardığı hukuki sonuç aynı: Linday cezai sorumluluğunu koruyordu.

Heilbrun’a göre 2022 öncesindeki Lindsay disiplinli, çalışkan ve son derece başarılı biri. Daha önce de anksiyete yaşamış ancak bu genellikle günlük hayatını sürdürmesine engel olmamış. Heilbrun’a göre bu tablo 2022 sonbaharında değişmeye başlıyor. Lindsay işe dönme konusunda giderek daha fazla kaygılanıyor, Callan’ın biberondan beslenmeyi reddetmesiyle uğraşıyor, takip eden aylarda belirtiler giderek ağırlaşıyor.

Uzmanların anlaştığı tek nokta aslında bu: Artık kimse Lindsay’in tamamen iyi olduğunu ciddi biçimde savunmuyor. Jüri hem savunmanın hem de savcılığın uzmanlarından, Lindsay’in ruhsal durumunda ciddi bir bozulma yaşandığını dinliyor. Uzmanlar arasındaki en belirgin uyuşmazlık, istemsiz düşüncüler ve halüsinasyon arasındaki fark. Ve bu belirtiler neyin göstergesiydi, sonunda Lindsay’i nereye götürdü ve en önemlisi 24 Ocak günü ne yaşandı?

Heilbrun, Lindsay’in bu sesleri bir erkek sesi olarak değil de kendi zihninden gelen düşünceler olarak tarif ettiğini anlatıyor. Lindsay’in sonradan “ses” olarak tanımladığı şeyin aslında başka bir istemsiz düşünce olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Bu son derece rahatsız edici ve korkunç bir düşünce, evet; ama mutlaka psikozu gösteren işitsel bir halüsinasyon değil.

Ve Heilbrun, gerçek bir psikotik emredici halüsinasyonun cinayetlerin etrafındaki böylesine dar bir zaman aralığında (üç çocuğun öldürülme süresi: 18 dakika) ortaya çıkıp sonrasında bir daha hiç tekrarlamamasını sorguluyor. Heilbrun Lindsay’in ne kadar hasta olduğunu küçümseme de, o sesi uydurduğunu iddia etmese de, sesin zamanlamasını sıra dışı bulduğunu anlatıyor.

Heilbrun, Lindsay’in intihar girişimini ciddi bir girişim olarak nitelendiriyor ve onun ağır bir ıstırap içinde olduğunu kabul ediyor. Ona göre, Lindsay ruhsal olarak hasta olabilir, intihara meyilli olabilir ve korkunç derecede acı çekiyor olabilir, ama bunların hiçbiri tek başına onun cezai sorumluluğunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Heilbrun’ın yorumuna göre Lindsay artık öleceğine karar verdiği bir noktaya gelmişti. Bu karar da zihninde başka bir soruyu doğurmuştu:

O öldükten sonra çocuklarına ne olacaktı?

Heilbrun, Lindsay’in intihar düşüncelerini, ölümden sonra çocuklarına ne olacağına dair kaygılarını anlatırken, bu davanın kapısından din bir kez daha içeri giriyor. Ve bu kez birkaç cümle yetiyor: İtiraz geliyor, jüri dışarı çıkarılıyor, duruşmanın akışı kesiliyor.

Çünkü mahkeme bu yoldan daha önce geçmişti. Daha geçen hafta Susan Clancy’nin ifadesi sırasında savcı Shanan Buckingham, Katolik inancını gündeme getirmiş ve cinayetin Katolik öğretisinde “ölümcül günah” sayılıp sayılmadığını sormuştu. Hakim Sullivan sorunun önünü hemen kesmiş, itirazı kabul etmiş ve jüriye duyduklarını dikkate almamaları talimatını vermişti.

Dolayısıyla pazartesi günü savcılığın uzmanının ifadesinde Katolik inancı yeniden ortaya çıktığında Reddington’ın itirazı yalnızca o anda söylenenlere değildi. Bu kez itirazla da yetinmedi. Jüri salonun dışına çıkarıldıktan sonra ayağa kalktı ve hakimden çok daha ağır bir karar istedi: Mistrial. Yargılamanın geçersiz sayılması.

Reddington, yaşananların savcılık görevinin kötüye kullanılması anlamına geldiğini savunurken onu öfkelendiren yalnızca dinden yeniden söz edilmiş olması değildi. Asıl argümanı, mahkemenin bu meseleyle daha önce zaten uğraşmış olmasıydı. Aynı kapının, hakim tarafından kapatıldıktan sonra ikinci kez açılmasına itiraz ediyordu.

Savcı Jennifer Sprague buna karşı çıktı. Heilbrun’ın din hakkında uygunsuz bir ifade vermek amacıyla bilinçli olarak hareket etmediğini ve dini doktrini davaya sokmaya yönelik kasıtlı bir girişim bulunmadığını savundu.

Reddington, daha önce yaşanan olay hakkında, “Mahkemenin verdiği talimatların yeterli olduğunu düşünmüştüm,” dedi. “Ne yazık ki bu noktada… artık bu gerçekten haddini aşıyor. Yine aynı şey: dinden söz ediliyor. Cennetten söz ediliyor.”

Sprague ise ölümcül günah hakkında herhangi bir soru sormadığını, ancak tanık Dr. Heilbrun’ın Clancy ile yaptığı görüşmeleri anlatırken ifadesinin bir parçası olarak ölümcül günahtan söz ettiğini söyledi. Sprague, “Din hakkında bir soru sormadım; böyle bir cevabı ortaya çıkaracak bir soru da sormadım,” dedi. “Savcılık tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirilmiş herhangi bir usulsüzlük söz konusu değildi.”

Sullivan ise Heilbrun’un “Clancy’nin Katolik olarak yetiştirildiğini” söylediğini ve ardından Katolik inancındaki cennet anlayışı hakkında görüş bildirdiğini belirtti. “Bunların herhangi biri nasıl uygun olabilir?” diye sordu Sullivan. “Ancak şu aşamada yargılamayı geçersiz ilan etmeyeceğim.” Sullivan’ın tonu giderek sertleşti: “Bu tanığın Katolik öğretisine ilişkin anlayışının davayla hiçbir ilgisi yok.” Ardından savcılara dönerek: “Onunla konuşun,” dedi. “Ve bu konuya giremeyeceğini kendisine söyleyin. Jüriyi yeniden salona çağıracağım. Onlara bu kısmı dikkate almamaları yönünde talimat vereceğim ve ardından kendilerini evlerine göndereceğim.”

Jüri salona geri döndü ve Sullivan talimatını verdi:

“Din, tanık ifadesi açısından kesinlikle uygunsuz bir alandır,” dedi Sullivan. “Bu ifade kayıttan çıkarılacaktır. Dikkate alınamaz. Tanığın Katolik öğretisine ilişkin anlayışının bu davayla hiçbir maddi ilgisi yoktur, konu dışıdır ve dikkate alınmamalıdır.”

Teşekkür etti ve jüriyi eve gönderdi.

Pazartesi gününün bu şekilde sona ermesi nedeniyle Heilbrun hala tanık kürsüsünde. İfadesine salı günü devam edecek.

(devam edecek)

Ölümcül Günah Nedir?

Roma Katolik inancında üç tür günah vardır: asli günah (original sin), ölümcül günah (mortal sin) ve hafif günah (venial sin). Katolik inancına göre asli günah, bütün insanların doğuştan taşıdığı günahtır ve vaftiz yoluyla bağışlanır. Bir ölümcül günah ‘kazara’ işlenemez; ilahi yasayı bilerek görmezden gelmek ya da bilmiyormuş gibi davranmak kişiyi mazur göstermez, hatta suçluluğunu daha da ağırlaştırabilir. Ölümcül günahlar, Tanrı’yla dostluğu koparan ağır suçlardır ve bunun sonucunda kutsallaştırıcı lütfun kaybedilmesine neden olurlar. Ölümcül günah işleyen ve ölen kişi, cehennemde Tanrı’dan sonsuza dek ayrı kalır. Hafif günahlar ise Tanrı’yla olan ilişkiye zarar veren ancak bu ilişkiyi tamamen yok etmeyen daha küçük suçlardır.

Mistrial Nedir?

Massachusetts’te bir hakim, jürinin karara varamaması (deadlocked jury) veya önyargı yaratabilecek bir hata ya da usulsüzlük dahil olmak üzere birkaç farklı nedenle mistrial, yani yargılamanın geçersiz sayılmasına karar verebilir. Bu, davanın yeni bir jüriyle en baştan yeniden başlayacağı anlamına gelir.

Jürinin, vereceği kararda taraflı davranmasına veya kararının etkilenmesine yol açabilecek bir delili duyması durumunda önyargı yaratabilecek bir hata (prejudicial error) meydana gelmiş olabilir.

Böyle bir durumda bölge savcısının, davayı yeniden yargılamaya götürüp götürmeyeceğine karar vermesi gerekir. Henüz herhangi bir hükme varılmamış olduğu için davanın yeniden görülmesi, Anayasa’daki “double jeopardy”, yani bir kişinin aynı suçtan iki kez yargılanmasını yasaklayan ilkeyi ihlal etmez.

iOS ve Android için kullanılabilir

Bir arkadaşınızı davet edin

Read the original on elifkey.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.