26 Ağustos 2026. Davada 21. güne girildi. Beş haftadır devam eden ifade maratonu bugün resmen bitiyor. Kürsüye çıkacak son tanıkla birlikte, tarafların delil sunma ve tanık dinletme aşaması tamamlanmış olacak. Bu son cümleler de tutanaklara geçtikten sonra taraflar son kez söz alacak ve jürinin kararını beklemeye başlayacak.
Perşembe günü dinlenen son tanık, Dr. Gregory Saathoff, oldu. Savcı Jennifer Sprague, Saathoff’un bu sesin gerçekten duyulup duyulmadığına ilişkin görüşünden, Lindsay’in sesi duyduğunu söylediği andan sonra fiilen ne yaptığına geçti. Sprague, sesin Lindsay’e çocukları nerede öldürmesi gerektiğini, bunu nasıl yapacağını, ne kullanacağını ya da önce hangi çocuğu öldüreceğini söyleyip söylemediğini sordu. Saathoff’a göre bu soruların her birinin cevabı hayırdı.
Saathoff’un vurguladığı nokta şu: Lindsay’in bu emir veren sese ilişkin anlatısını doğru kabul etsek bile, emri gerçekleştirmek için gereken (neredeyse) bütün kararları yine Lindsay’in kendisinin vermesi gerekiyordu. Lindsay önce evin bodrum katını seçti. Egzersiz bantlarını seçti. Çocukların hangisinden başlayacağının sıralamasını belirledi. Her bir çocuğu teker teker aşağıya götürdü ve bütün bunları Patrick’in evden uzakta olduğu görece kısa süre içinde gerçekleştirdi. Saathoff, iddia edilen sesten başka hiçbir talimat almadan bütün bu kararları uygulayabilmesinin, Lindsay’in eylemlerinin sıralaması üzerinde “kontrol sahibi olduğunu” gösterdiğini söylüyordu.
Çarşamba sabahı Lindsay’in yaptıklarını hızlı ve sistematik olarak tanımlayan Saathoff, Patrick’in eninde sonunda eve döneceğini bildiği için Lindsay’in sınırlı bir zaman dilimi içinde hareket ettiğini savundu. Savcılığa göre Lindsay, ani bir şiddet patlaması içinde bir anda kontrolünü kaybetmemişti. Patrick’i CVS’e ve ThreeV’e göndererek bilinçli biçimde kendisine bir fırsat yaratmış, bu fırsatı çocuklarını öldürmek ve kendi hayatına son vermeye çalışmak için kullanmıştı.
Saathoff, Lindsay’in eylemlerinde önemli ölçüde planlama bulunduğuna inandığını söylüyordu ve vardığı sonuç, Lindsay’in Patrick eve döndüğünde kendisinin çoktan ölmüş olacağını düşündüğüydü. Jüriye, “Bence ölmeyi bekliyordu,” dedi. Saathoff’a göre Lindsay, Patrick dönmeden önce intihar girişiminin başarılı olacağını ve hayatını kaybedeceğini düşünüyordu.
Davanın bazı bölümlerinde savcılar, Lindsay’in ikinci kattaki pencereden atlamadan önce bileklerinde ve boynunda açtığı kesiklerin nispeten yüzeysel olmasını özellikle vurgulamıştı. Hatta davanın başlarında Lindsay’in gerçekten ölmek isteyip istemediğini sorgulamışlardı. Ancak Saathoff bu fikre katılmıyordu.
Saathoff’a göre Lindsay’in intihar girişimi “çok ciddi”ydi. Kesiklerin derin olmaması, Lindsay’in gerçekten kendisini öldürmeye çalışmadığı anlamına gelmiyordu.
Sprague, Saathoff’a savunmanın bir diğer temel argümanını da doğrudan sordu: ilaçlar. Saathoff, Lindsay’in bu ilaçların bazılarından ciddi yan etkiler yaşadığını kabul etse de bu ilaçların, Lindsay’i doğruyla yanlışı ayırt edemeyecek hale getirdiğine inanmıyordu. Lindsay ruhsal olarak hastaydı, intihara meyilliydi, ilaçlardan ciddi yan etkiler yaşıyordu, ağır uykusuzluk çekiyordu. Ama yaptığının sonuçlarını biliyordu.
Savcı Jennifer Sprague, Saathoff’a Clancy’nin kendisine reçete edilen ilaçlardan herhangi biri nedeniyle gerçekten olumsuz bir etki yaşadığına inanıp inanmadığını sordu. Saathoff “evet” dedi. Özellikle Zoloft’u işaret etti; ilacın Lindsay’in uykusuzluğunu tetiklediğini ya da ağırlaştırdığını düşündüğünü ve bunu bir yan etki olarak değerlendirdiğini söyledi.
Sprague sorgusunu bitirdiğinde Kevin Reddington ayağa kalktı. Bu, yalnızca Saathoff’un değil, davanın da son çapraz sorgusuydu. Reddington bu son sorguya Saathoff’un vardığı sonuçlardan başlamadı. Önce o sonuçlara varan kişiye, Saathoff’un kendisine yöneldi.
Reddington’ın sert sorgusu sırasında Hakim Sullivan’ın dönüp bir tanığa bir Reddington’a şaşkınlıkla, kimi zaman neredeyse dehşetle baktığı anlarda Reddington kollarını kavuşturmuş, olduğu yerde duruyordu. Telaş etmiyor, gereksiz bir hareket yapmıyordu. Bir mahkeme salonunda bu vücut dilinin ne anlama geldiğini anlamak zor değildir. Reddington sorularının da cevapların da nereye gittiği bildiği için acele etmesine gerek yoktu.
Saathoff Lindsay’i ne zaman değerlendirmişti? Cinayetlerden üç yıldan fazla bir süre geçmişti. Saathoff’un özgeçmişinde FBI’la çalışmalar, terörizm, cezaevleri, ulusal güvenlik ve aşırılık yanlısı şiddet konularındaki deneyimi vardı. Sonra bütün bunların karşısına doğum sonrası psikiyatrik hastalıklar alanındaki çok daha sınırlı ve eskiye dayanan deneyimini yerleştirdi. Reddington’ın açıkca söylemese de şunu diyordu:
Karşımızda çok deneyimli bir adli psikiyatrist olabilir. Ama Lindsay Clancy’nin zihninde ne olduğunu söylemek için doğru uzman o mu?
Saathoff, 1980’ler ve 1990’larda bir devlet hastanesinde çalışırken doğum sonrası psikoz yaşayan kadınları tedavi ettiğini söyledi. Ancak yakın zamandaki araştırmalarının büyük bölümü aşırılık yanlısı şiddet, ulusal güvenlik ve siyasi radikalleşme gibi konulardı.
Reddington daha sonra uzmanlık tartışmasını bıraktı ve jürinin son bir aydır defalarca duyduğu delillere geri döndü.
Lindsay’in internette doğum sonrası depresyon hakkında bilgi araması, birçok anne sağlığı ve ruh sağlığı uzmanına başvurması, intihar düşüncelerini açıklaması, Patrick’e ve annesine çocuklara zarar verme düşünceleri olduğunu söylemesi, intihar yardım hattını araması ve tekrar tekrar kendisinde bir şeylerin yolunda olmadığını dile getirmesi.
Bir noktada Reddington, Lindsay’in karanlık düşüncelerini ve çocuklarını öldürmeye ilişkin düşüncelerini açıkladığından söz edince ortam gerildi. Saathoff, kendi anladığı kadarıyla bu karanlık düşüncelerin Patrick’e ve Lindsay’in annesine “sadece dile getirildiğini” söyledi. Reddington hemen bu ifadeye takıldı: “Sadece dile getirildi öyle mi? Red Sox hakkında konuşmak gibi mi yani?” Saathoff’a Lindsay’in sözünü ettiği şeyin kendi çocuklarını öldürmeye ilişkin düşünceler olduğunu hatırlattı.
İlaç meselesi, savunma avukatı Kevin Reddington sorgulamaya geçtiğinde ifadenin ana başlıklarından biri haline geldi. Reddington; kan testlerinden kandaki ilaç düzeylerine, Clancy’nin ciddi bir deri döküntüsüne yol açabilme ihtimali nedeniyle Lamictal kullanmaktan korkmasına kadar ilaç tedavisinin hemen her ayrıntısının üzerine gitti.
Reddington’ın üzerinde özellikle durduğu bir başka konu ise cinayetlerin işlendiği akşam Clancy ailesinin evinde yürütülen polis soruşturmasıydı. Ya da Reddington’ın ifadesiyle, yürütülmeyen soruşturma.
Reddington, polisin yatak odasındaki kan sıçramalarını ve kan damlalarını test etmediğine dikkat çekti. Aynı şekilde, içinde “ezilmiş ilaç” bulunduğu düşünülen şarap bardağının üzerindeki tozun da herhangi bir analize gönderilmediğini vurguladı.
Reddington, Saathoff’a uyku yoksunluğunun ne kadar ağır sonuçları olabileceğini sordu. Çünkü bu dava boyunca günlerce, yüzlerce defa Lindsay’in uyuyamaması, uyku konusundaki korkusu, benzodiazepin kullanımı, ilaçsız uyuyamadığını tekrar tekrar söylemesi ve doktorların uyku sorunlarının depresyonun mu, anksiyetenin mi, bipolar bozukluğun mu yoksa başka bir şeyin mi belirtisi olduğunu tartışmaları geçmişti. Uyku yoksunluğu bir işkence yöntemi olarak da kullanılıyordu değil mi? Saathoff kabul etti. Ardından asıl sorusunu sordu: Ağır uykusuzluk gerçekten psikoza yol açabilir mi? Saathoff: “Evet, mümkün.” dedi.
Çapraz sorgunun amacı bu’dur. Reddington savcılığın uzmanına bile bunun mümkün olduğunu kabul ettirmiş, istediğini almıştı.
Reddington, Saathoff’un bir gün önce sözünü ettiği bir başka noktaya da geri döndü: Lindsay ile Patrick’in yatak odasında bulunan şarap bardağındaki ezilmiş olduğu düşünülen haplar. Saathoff, ilaçların ezilmesini Lindsay’in karar verme ve bilinçli davranış gösterebilmesinin bir başka örneği olarak kullanmıştı. Reddington, ‘O maddenin gerçekten ilaç olduğunu nereden biliyoruz?’ diye sorunca Saathoff, bu sonucun Patrick’in gözlemine dayandığını söyledi.
Patrick Enters The Chat
Soru: Patrick’ten oldukça fazla bilgi alıyorsunuz, değil mi? Bu konu özelinde mesela. Bir hap ezici var mıydı?
Saathoff: Bildiğim kadarıyla yoktu.
Soru: Herhangi bir kalıntı var mıydı?
Saathoff: Ben görmedim.
Soru: Yani hap ezici yok, komodinin üzerinde ezilmiş hap kalıntısı olduğuna dair de bir belirti yok. Psikotik durumdaki birinin ilaçlarını düzenli biçimde bir çekmeceye koyması mı, yoksa odanın her tarafına saçması mı size daha olası geliyor?
Saathoff: Bilmiyorum.
Soru: Psikoz halindeki bir insan bazı şeyleri yanlış hatırlayabilir mi?
Saathoff: Mümkün.
Soru: Lindsay size pencere telini kestiğini söyledi mi? Oysa tel kesilmemişti.
Saathoff: Hayır.
Soru: Size yalan mı söylüyordu?
Saathoff: Hayır.
Soru: Dikkatinizi çeken şeylerden birinin Lindsay’in ailesini yanıltarak ailesine ihanet etmesi olduğunu söylediniz.
Saathoff: “Betrayed” — ihanet etti — demedim. “Portrayed” — kendini belli bir şekilde yansıttı/gösterdi — dedim.
Soru: Kendini farklı gösterdi ve ailesini yanılttı?
Saathoff: Evet.
Soru: Nasıl?
Saathoff: Mesajlarında. Mesajlarında onlara ‘iyi’ olduğunu söylüyordu.
Jen Sprague vs. Attorney Sprague
Çapraz sorgunun gerginliği arasında mahkeme salonunu bir anlığına bir kez daha geren küçük bir Reddington anı yaşanıyordu. Saathoff, bölge savcılığıyla yaptığı görüşmelerden söz etmeye başlayınca Reddington savcılık masasına doğru baktı. Sprague ve yanındaki savcıyı kastederek sordu: “Bunlardan hangisiyle konuştunuz?” O sırada yüzünde bir aslanın avını gözden kaybetmeden beklediği anlara benzeyen bir ifade vardı. Kolları sakin, bakışları sabit; sorunun cevabını bilmiyormuş gibi değil, cevabın çalıştığı yerden gelmesini bekliyormuş gibiydi.
Saathoff: “Ms. Sprague.”
Reddington hemen devam etti: “Tamam, Jen Sprague’le konuştunuz. Ona ne söylediniz?”
Sprague araya girdi: “Attorney Sprague.”
Reddington başını çevirdi. “Ne?”
Sprague tekrarladı: “Attorney Sprague.”
Yargıç Sullivan da devreye girdi: “Attorney Sprague.”
Mesele orada kapanmış gibi göründü. Ama Reddington o iki kelimeyi cebine koymuştu. Birkaç dakika sonra Saathoff yine “Ms. Sprague” deyince bu kez onu düzelten Reddington oldu: “Attorney Sprague.” Kendisine yapılan düzeltmeyi cebine koyup birkaç dakika sonra sahibine geri vermek de Reddington’a yakışırdı. (Bu dava bir gün dizi olursa Reddington’ı Brian Cox oynamalı.)
Reddington çapraz sorgusunu bitirirken davanın en başına döndü. Savcılığın açılış konuşmasından, Lindsay’i artık istediğini sandığı hayattan hoşlanmadığı için çocuklarını öldürmeye yönelik bencilce bir seçim yapmış biri olarak tanımlayan bölümü okudu.1
Sonra Saathoff’a bunu sordu. Saathoff bu tanımlamayı önce çok kalabalık buldu. Fakat yorumu şöyle oldu: “Bence okuduğunuz ifade, onun yaşadıklarını gerçekten küçümsüyor.” Savcılığın son uzmanından, savcılığın kendi açılış konuşmasına ilişkin böyle bir cümle almak. Tek başına götürdüğün davanın son gününde, son tanıktan bu cümleyi almak. Reddington yarınki kapanış konuşmasına yanında götürmek için bundan daha iyi bir cümle isteyemezdi.
Saathoff kürsüden indi.
21 günlük tanık ifadelerinin ardından artık kürsüye çıkacak kimse kalmadı. Jüri, ifadelerin başladığı 27 Temmuz’dan bu yana 85 tanık dinledi.
Patrick Clancy’yi, Lindsay’in anne ve babasını, Patrick’in anne ve babasını, arkadaşlarını, doktorları, hemşireleri, psikiyatri hemşirelerini, psikologları, psikiyatristleri, soruşturmacıları, ilk müdahale ekiplerini, adli uzmanları ve adli tıp uzmanlarını dinlediler. Lindsay’in günlüklerini ve notlarını gördüler. Mesajlarını ve Google aramalarını okudular. Patrick’in 911 aramasını dinlediler. Evin içinden fotoğrafları ve görüntüleri gördüler ve Clancy ailesinin evine bizzat gittiler. Cora, Dawson ve Callan’ı öldürmek için kullanılan egzersiz bantlarını dinlediler; haftalar boyunca Lindsay’in ilaçlarını, uykusuzluğunu, intihar düşüncelerini, istemsiz ve rahatsız edici düşüncelerini, çocuklarına zarar verme korkusunu, McLean’deki yatışını, yardım arayışlarını ve kendisine konulan birbiriyle çelişen teşhisleri dinlediler. Ve birbirlerine tamamen zıt uzmanları da dinlediler.
Ve önlerindeki soru, Lindsay Clancy’nin Cora, Dawson ve Callan’ı öldürüp öldürmediği değil, bunu yaptığı sırada içinde bulunduğu zihinsel durumun Massachusetts yasaları açısından ne anlama geldiği.
Gitmeden önce son bir not:
Reddington’ın son günlerde altını kalın çizgilerle çizmeden işaret ettiği, bazı delillerin eksik kalması meselesi, bence “suçu başkası işledi” iması yaratmaktan ziyade, olay yerinin savcılığın anlattığı kadar açıklanmış ve kesin olmadığını göstermek için. Ama bunları son güne doğru peş peşe çıkarması tesadüf gibi durmuyor. Pillerin ezilmiş olması, kullanılan bıçak, yatak odasındaki sinekliğin beklenen biçimde kesilmemiş olması, yerdeki kan izleri. Bunların her biri tek başına “fail başka” demiyor. Fakat yan yana konduklarında jüriye şu soruyu bırakıyor: “Bu evde o akşam olan her şeyi gerçekten biliyor muyuz?” Reddington’ın bunu açıkça söylemesine de gerek yok. Hatta söylememesi stratejik olarak daha güçlü olabilir, çünkü kanıtlayamayacağı bir üçüncü kişi teorisine bağlanmak yerine, cevapsız soruları jürinin zihninde bırakıyor. Savunmanın hedefi “başkası yaptı”yı kanıtlamak değil, soruşturmanın bazı fiziksel delilleri yeterince açıklamadığını veya takip etmediğini göstermekse, bunları kapanışa yakın topluca görünür hale getirmek makul şüphe argümanına malzeme sağlar. Reddington’ın “Lindsay yapmadı, başkası yaptı” demesi kendi cezai sorumsuzluk savunmasını baltalayacağı için bu “Size başka bir katil göstermiyorum. Size, Commonwealth’in size anlattığı hikayede boşluklar olduğunu, açıklanmamış şeyler olduğunu gösteriyorum.” anlamına geliyor. Tabii Reddington’ın bütün bunları kapanışta nasıl birbirine bağlayacağını görmemiz gerek. Kapanış için yalnızca 30 dakika istemiş olması, uzun uzun delil tekrarlamak yerine son derece sıkıştırılmış, doğrudan ve muhtemelen sert bir konuşma hazırladığını düşündürüyor. Beş haftadır bıraktığı bütün o küçük soru işaretlerini yarım saatte tek bir hikayenin içine yerleştirirse, neyi neden son ana kadar tuttuğu da o zaman netleşecek.
Jüri talimatları, jürinin “Ben ne hissediyorum?” diye değil, “Hukuken neyi, hangi standarda göre değerlendirmem gerekiyor?” diye karar vermesini sağlamak için verilir. Yani mesele “Ben çok üzüldüm” değil; bu üzüntünün karar verirken hukuken bir karşılığı var mı, varsa ne kadar var? “Ben ona inanıyorum” değil; bu inancı hangi delile dayandırabilirim? “Bence suçlu” değil; savcılık suçluluğu makul şüphenin ötesinde kanıtladı mı? Yargıç aslında jüriye, vicdanlarını susturmalarını değil, vicdanlarıyla hukuk arasındaki sınırın nerede olduğunu anlatır.
Hakim Sullivan, savcılığın itirazına rağmen jüriye daha hafif suç olan manslaughter -kasten adam öldürm- seçeneği konusunda da talimat vereceğini açıkladı. Bu, jürinin önüne konmuş bir tür “köprüden önce son çıkış” aslında. Jüri tamamen beraat ya da cezai sorumsuzluk seçeneğinde buluşamazsa, kasten adam öldürme ortak bir karar için çıkış yolu olabilir. Cinayetten sorumlu tutmak ömür boyu hapis ihtimali, kasten adam öldürme yine ortalama 20 yıla varan, ağır ama süreli bir ceza ihtimali.
Hakim Sullivan, avukat Reddington’ın Bowden talimatı talebini kestirip attı. Oysa bu karar çıksaydı, hakim jürinin kulağına şu kritik notu düşecekti: Polis soruşturmasındaki her ihmali, delilleri tartarken göz önünde bulundurabilirsiniz. Reddington zaten çarşamba günü kürsüden soruşturmayı yerden yere vurmuş, tek kelimeyle “korkunç” olarak nitelemişti. Çarşamba günkü o sert konuşmasında, polisin yüzüne bile bakmadığı, hiçbir teste tabi tutulmayan delilleri tek tek saymıştı: Evin içine sıçrayan kanlar, pencere sinekliği ve şarap bardağındaki o şüpheli toz...
Savcı Buckingham ise polisin olay yerini fotoğrafladığını ve belgelediğini, tanıkların da bazı materyallerin neden test edilmediğini açıkladığını söyledi. Bununla birlikte, bir çekmecede bulunan ilaçların soruşturmacılar tarafından delil olarak işaretlenmediğini kabul etti.
Sullivan ayrıca cezai sorumluluk bağlamında “irade dışı zehirlenme” talimatı vermeyeceğini de açıkladı. Reddington, Clancy’nin ilaçları kötüye kullanmadığını veya bilinçli biçimde birbirine karıştırmadığını; tam tersine, kendisine reçete edildiği şekilde kullandığını savunmuştu.
Reddington, Sullivan’a kapanış konuşmasının yaklaşık 30 dakika süreceğini tahmin ettiğini söyledi. Savcılık ise kendi kapanışı için bir saate yakın süreye ihtiyaç duyacağını öngörüyor. Sullivan, her iki tarafa da jüri önündeki son argümanlarını sunmaları için en fazla birer saat verecek.
Hukuk okuyanların ya da okumayı düşünenlerin, ceza avukatı olmak isteyen gençlerin, Kevin Reddington’ı izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir çapraz sorgunun yalnızca soru sormak olmadığını, tanığı nasıl kontrol altında tuttuğunu, cevabın uzamasına nerede izin verip nerede kestiğini, hangi kelimenin peşine düştüğünü ve bazen tek bir “evet” için dakikalarca nasıl zemin hazırladığını görmek başlı başına bir ders. Tarzını seversiniz, sevmezsiniz bilmem ama mahkeme salonunda stratejinin ne demek olduğunu Reddington çok iyi gösteriyor. Masterclass of Defence.

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.