RSS Amplifier

Biryudumkitap · Aug 7, 2026

Günaydın! Günün Pasajı: "Beyaza Beyaz"

0
Sign in to vote or save

Biryudumkitap · Biryudumkitap

Günaydın. Bunca gürültünün arasında insanın kendini bulması ne mümkün. Acaba bu çağa tanıklık eden bizlerin kaçı bu keşiften mahrum kalıp bu dünyadan göçecek? Ara ara insanın aklını kurcalıyor. Ayşegül Savaş, “Her sessizlik hâlinin içinde bir başka, daha da durgun bir hâl vardı. Buna ne derece uyumlanırsa içinde keşfedilecek o kadar çok yer bulunuyordu.” derken bundan bahsediyor. Kendimizi bulmak için ihtiyacımız olan şey sessizlik sevgili okur. Kendinizi sessizlikten mahrum etmeyin. Ara sıra da olsa... Var olun.

s.59-61, Çev.: Yeşim Seber, Türkiye İş Bankası Yayınları

Bir bulutun uzaklaşmasıyla oda belirgin şekilde aydınlandı. Agnes yüzünü pencereye dönüp gözlerini kapadı. “Konuştukça konuşuyorum,” dedi, gözleri kapalı. “Konuşup duruyorum ama sen ne düşünüyorsun bilmiyorum.”

Anlattıklarının bana kuşak farkı meselesinden ibaret gibi geldiğini söyledim.

Belki de kendisi biraz eski kafalıydı, dedi Agnes, fakat ağır iç gözlemler yapmak ona en küçük meselelerde kaybolmanın, hayatı bir dert listesine indirgemenin yoluymuş gibi geliyordu. Kızı için her sohbet ve her hatıra enine boyuna konuşulması gereken bir adaletsizliğe yol açabilirdi.

Şunu da eklemesi gerekirdi ki, dedi Agnes, kızıyla ilişkisi gayet iyiydi. Ortak sevdikleri birçok faaliyet vardı, benzer zevklere sahiplerdi. Kızı onu sık sık arayıp işyerindeki stratejiler, bir yere giderken ne giyeceği, sağlığına dair endişeleri gibi bir sürü şey hakkında akıl danışırdı. Agnes kızının arkadaşlıklarıyla ilgili özel ayrıntıları, neler konuştuklarını, her durumun ilginç veya çekilmez bulduğu yanlarını biliyordu. Aralarında böyle bir samimiyet olmasından da gurur duyuyordu; kızını eleştirip bunu kaybetme riskini almak istemiyordu. Kızı ne zaman o kılı kırk yardığı analizlerinden birini paylaşsa -mesela bir keresinde okuldan sonra iki saat tek başına oturup alınmayı beklemesi şimdi işyerinde kaygılı hissetmesinin sebebiydi-, Agnes hemencecik ondan özür diliyordu. Başka hiç kimseden bu kadar çabuk özür dileyemezdi. Ama çocuklarına ne istedilerse vermiş, bunu da onları şımartmak için ya da büyük bir annelik tutkusuyla değil, hayatlarına devam edebilsinler diye yapmıştı. Çocuklarıyla çatışmaktan uzak durma arzusu, onları tam anlamıyla tanımaya yönelik her türlü ihtiyaçtan daha güçlüydü.

Tabureden kalkıp pencereye doğru gitti. Çerçeveye konmuş süt kutusunu aldı, sonra dışarı bakmaya devam etti. Oturduğum yerden, onun boynunu uzatarak izlediği sahneyi göremiyordum. Sonra çaydanlığı ocağın üstüne yerleştirdi ve bir kupaya çay poşeti koydu. Su kaynadığında poşeti itinayla suya soktu, ipinden çekip bırakarak çayı süzdü. Sütü ekleyip bardağı bana getirdi, ardından çekmeceden bir paket bisküvi çıkarıp ikram etti.

Pek çok bakımdan, diye devam etti, annesi ona bir yabancı gibi gelirdi. Annesinin gençliğinde nasıl bir hayat umut ettiğini, içinde hangi düş kırıklıklarının saklandığını Agnes kesin olarak söyleyemezdi. Anne babasıyla samimi olmadığını söylemek, onlara yabancı olduğunu ifade etmek zalimce görünebilirdi. Ama, her şeyi anladığını iddia etmektense insanın kendi bilgisizliğini teslim etmesi daha iyi değil miydi?

Her neyse, o hayat tamamıyla geçmişte kalmıştı. Oğluyla kızının onun doğup büyüdüğü kasabayla hiçbir bağı yoktu; onlar çocukluklarının yazlarını deniz kenarında, her sene başka bir ülkede, başka bir koyda geçirmişlerdi. Kökenlerine dair herhangi bir merakları yoktu. Bunu illa şikâyet anlamında söylemiyordu, ama çocuklarının gittikleri her yeri konfor ve güzelliklerine göre değerlendirmesi, oraya karşı bir sorumluluk duymak bir yana, bir yere dair hatıralarını bile o kadar önemsememeleri ona tuhaf geliyordu.

Bazen çocuklarının hayatında güzel olmayan hiçbir şeyin yer almadığını düşünürdü. Zarafetten uzak ya da utanç verici, bütün dünyaya gururla gösteremeyecekleri bir şey yoktu. Belki de bu yüzden kızı kendi güvensizlikleri hakkında o kadar rahatça konuşuyordu, çünkü bunlar onu gerçek anlamda güvensiz kılmıyordu. Tabii ki, dedi Agnes, bunu da kızına asla söylemezdi.

Tabureden kalkıp resmi eline aldı, bir o yana bir bu yana yatırdı. Aşağıdan bakıldığında figür beyaz katmanları aşarak serbest düşüşe geçmiş gibi görünüyordu.

“Buna bakmak beni hüsrana uğratıyor,” dedi ve resmi yere bıraktı.

Resme başladığında duyduğu heyecan resmin doğallıkla ilerliyor olmasından kaynaklanıyordu. O sıralar bunu zihninin berraklığıyla ilişkilendiriyordu. Şimdiyse acaba kolaylıktan, kendini zorlamadan çalışmanın verdiği sevinçten mi ibaretti diye düşünüyordu.

Bir çalışmaya bütünüyle odaklanma hâli ile bıkıp usanma arasında çok ince bir çizgi olduğunu söyledi. O sınırı geçmiş olduğunu çoğu zaman ancak artık nefes alamaz hale gelince fark ediyordu.

“İlk başta hep aynı şevk vardır,” dedi. “Hani tanımadığın birine kendini önceleri hevesle ve özenle gösterirsin ya, onun gibi. Çok geçmeden senin de kötü huyların, kendinden şüphelerin olduğunu bizzat keşfedeceklerdir ama olsun. Pek yakında, ilk tanıştıkları kişinin aslında onun yerine geçen kişiye yabancı olduğunu göreceklerdir.”

Yine de her tanışmada, tıpkı her yeni esere başlarken olduğu gibi, bu seferkinin özel olduğuna, diğer bütün ilişkilerdeki o hep aynı kusurlara yenik düşmeyeceğine dair kısacık bir yanılsama yaşanıyordu.

Gönderi yok

Read the original on biryudumkitap.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.