Bilgi bir malzeme olarak düşünebiliriz.
Bu malzemeleri bir araya getirerek ihtiyaç doğrultusunda belli başları yemekleri hazırlamak, bu artık bilginin ürün haline gelmesi demek.
Ve bu bağlamda farklı ihtiyaçlar var.
Yine yemek bağlamından gidersek, glütensiz yemek tercih eden, sadece bol bol sebze tüketen veya ağırlıklı olarak ketojenik diyeti talep eden bir insana tabii ki bunun üzerine bir tabak hazırlamak lazım.
Yani bu bağlamda bilgi üreten kişi bir aşçıdır ve elinde var olan malzemeleri en iyi şekilde ve en iyi sunumla müşterinin karşısına sunması gerekiyor.
Ve elinizde malzeme olması, elinizde bir ürün olduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü bilgi ürüne dönüşebilmesi için ilk başta insanların ihtiyaçlarını doğru tespit etmek önemli.
Burada gördüğüm en büyük hatalardan bir tanesi, belli bilgiye sahip olan insanların kendince, “Ben bunu anlatmak istiyorum,” diyerek yola çıkmasıdır.
Ancak bu konuda talep görmüyorlar.
Anlatmak istedikleri şeyler değerli olabilir, ama bu konuda talep olmayabilir. Veya çok az insan benzer konularla ilgili olabilir, fakat para ödemek istemeyebilir.
Eğitimcinin, yani bilgi girişimcisinin kafasındaki ürün ile insanların talep ettikleri ürün farklı olabilir.
Dolayısıyla başlangıç noktası “Ben ne biliyorum?” veya “Ben ne anlatmak istiyorum?” sorusu değildir.
Başlangıç noktası şu sorudur:
İnsanlar hangi problemi çözmek istiyor?
İnsanlar karmaşık, çok fazla içerikten ve dosyalardan ibaret bir ürüne para vermez.
Yani mesele, ürünü çok karmaşık hale getirmek değil. Direkt sonuç verebilecek bir yapı tasarlamaktır.
Bu yapı, teoriden ziyade aksiyon seti olan, uygulanabilir, parçalanabilir ve belli başlı küçük parçalara bölünmüş etkili aksiyonlara dayanmalıdır.
Aslında insanlar bu aksiyonların götürdüğü nihai sonuca para verirler.
Bir üründe yüzlerce video olabilir.
Çok fazla PDF olabilir.
Saatlerce süren teorik anlatımlar olabilir.
Fakat bunlar insanı istediği sonuca götürmüyorsa, içeriklerin fazla olması ürünü daha değerli hale getirmiyor.
Mesele bilgi değil, mesele tecrübe.
Çünkü internette bilgi sonsuz.
Fakat bu bilgiyi doğru bir dizilim ile sunan, bu dizilimi tecrübesi ile ispatlayan ve gösteren insanlar daha değerlidir.
Ben yıllardır İngilizce öğretiyorum. Ama internette en kaliteli ve en fazla ücretsiz içeriğin bulunduğu alanlardan biri İngilizcedir.
Dolayısıyla benim anlattığım birçok bilgi zaten internette var.
Fakat ben dil öğrenme sürecini tecrübelerimle, hikayelerimle ve bunları anlatırken farklı bakış açılarımla sunduğum zaman insanlar esasında bunu satın alıyor.
Bilginin kendisini değil.
O bilgi üzerine inşa edilen deneyimi satın alıyorlar.
Hangi bilgiye ihtiyaçları olduğunu, hangi sırayla ilerlemeleri gerektiğini ve hangi aşamada ne yapmaları gerektiğini satın alıyorlar.
Tabii ki ürünü satan, yani bilgi girişimcisi, varlığıyla, sıfatıyla ve profiliyle bu sonuca ulaştığını göstermesi gerekiyor.
Örneğin hitabetle ilgili eğitim veren bir kişi, eğer prompter kullanarak içerik üretiyorsa ya da konuşma esnasında takılıyorsa burada satın alan kişi için bir güven problemi oluşuyor.
Bu nedenle bilgi girişimcisinin ürünü kendi haliyle göstermesi gerekiyor.
Esasında tecrübesi ile, belli başlı hikayeleri ile sonuca ulaşan ilk kişi olarak kendisini gösterebilmesi gerekiyor.
Ardından aynı sonucu alan diğer kişileri örnek gösterebilmesi gerekiyor.
Çünkü insanlar sadece bir yöntem duymak istemiyor.
O yöntemin bir insanın hayatında nasıl çalıştığını da görmek istiyor.
Ben bu yolu geçtim demek başka bir şey.
Bu yolu nasıl geçtiğinizi, nerelerde zorlandığınızı ve neyi farklı yaptığınızı göstermek başka bir şey.
Tecrübe paylaşımı ve farklı bakış açısı paylaşımı, aynı zamanda farklı bir ürün haline gelebiliyor.
Örneğin ben yıllardır kendi çalışma sistemimi anlatırken insanların benim rutinimi, benim disiplinimi fazlasıyla merak etmeye başladıklarını fark ettim.
Ben sosyal medyada bu konuya değindikçe, bu konuyla ilgili fazla yorumlar ve sorular almaya başladım.
Bunun üzerine daha uzun içerikler üretmeye başladım.
Fark ettim ki bu uzun içerikler talep görüyor.
Daha sonra bunu bir ürün haline getirdim ve ismine “Rutin Mimarisi” dedim.
Rutin Mimarisi yıllardır İngilizceden bağımsız bir ürün olarak yaşamaya, var olmaya başladı.
Hem İngilizce kapsamında Rutin Mimarisi, hem de İngilizcenin dışında Rutin Mimarisi olarak var olmaya devam etti.
Hatta şu an globalde Rutin Mimarisi kapsamında yabancı öğrencilere danışmanlığa kadar gitti.
Fakat başlangıç noktası tamamen deneyim ve bakış açısı paylaşımı üzerineydi.
Ben en başta oturup “İngilizcenin dışında hangi ürünü satabilirim?” diye düşünmedim.
Kendi çalışma sistemimi paylaştım.
İnsanların neye tepki verdiğini gözlemledim.
Soruları gördüm.
Yorumları okudum.
Ve aynı talebin tekrar tekrar geldiğini fark ettim.
Buradaki mesele geri bildirimleri doğru okumak, talepleri doğru görmek ve onun üzerine gitmek.
Eğer ben yorumları baz almadan, tamamen kişisel düşüncelerim üzerine “Belli ürünler önemli, belli ürünler önemli değil,” şeklinde düşünseydim Rutin Mimarisi’ni düşünmezdim.
Belki sadece İngilizce konulara odaklanırdım.
Fakat talep ve yorum başka bir ürünü ortaya çıkardı.
Peki sosyal medyayla ne alakası var?
Sosyal medyada içerik paylaştıkça benim genelde kriterim şu oluyor:
Küçük içerikleri paylaşıyorum ve arka planda bakıyorum.
Eğer insanlar bir içeriği kaydediyorsa, paylaşıyorsa ve bununla ilgili sorular soruyorsa demek ki bu içerik belli ihtiyaçları karşılıyor.
Demek ki insanlar bununla ilgili daha fazla bilgi istiyor.
Dolayısıyla bu küçük paylaşımımı daha sonra uzun video haline getirip tekrar kontrol ediyorum.
Eğer hala bu konu ile ilgili etkileşim ve talep varsa, o zaman bunu mini eğitim haline getirebiliyorum.
Dolayısıyla sosyal medya bu bağlamda çok güzel bir test etme alanı.
Zaten şu an gördüğümüz piyasada birçok non-fiction kitap, örneğin Atomik Alışkanlıklar ve Pür Dikkat gibi kitaplar, blog yazıları üzerinden ortaya çıkıyor.
James Clear blog yazıyor.
Popüler olan yazıları tespit ediyor.
Onları daha fazla derinleştirerek ve kitaplaştırarak bu şekilde başarılı oluyor.
Dolayısıyla burada test etmek, ihtiyaçları gözlemlemek ve ona göre ürünü konumlandırmak önemli.
Doğrudan büyük bir kurs hazırlamak yerine küçük bir fikirle başlayabilirsiniz.
İnsanların bu fikre nasıl tepki verdiğini gözlemleyebilirsiniz.
Kaydediyorlar mı?
Paylaşıyorlar mı?
Soru soruyorlar mı?
Daha fazlasını istiyorlar mı?
Buradaki etkileşimi yalnızca beğeni sayısı olarak düşünmemek gerekiyor.
Bazen çok fazla beğeni alan bir içerik, insanların para ödemek isteyeceği bir probleme temas etmeyebilir.
Bazen daha az kişiye ulaşan bir içerik, belirli bir insan grubunun çok önemli bir problemini çözebilir.
Bu nedenle yalnızca sayıya değil, insanların sorduğu sorulara da bakmak gerekiyor.
Bilginin ürüne dönüşebilmesi için öncelikle ortada bir problem olması gerekiyor.
Yani bir talep olması gerekiyor.
Az önceki aşçı ve yemek misalinden gidersek, talep edilen bir yemek olması gerekiyor.
Ardından bu yemeği, bu talebi yerine getirmek için doğru malzemeleri bir araya getirmemiz, ürünü ortaya çıkarmamız ve ardından sunum sürecine girmemiz gerekiyor.
Bunların hepsi ayrı parçalar.
Fakat mesele doğru problemin tespitiyle başlıyor.
Zaten doğru problemi tespit ettiğimiz zaman hedef kişiyi bulmak da zor olmuyor.
Doğru problem, doğru hedef kitlesi, somut sonuç ve bu sonuca götüren yöntem, yani aksiyon setleri bir araya geldiği zaman ürün ortaya çıkmaya başlıyor.
Burada mesele doğru soru sorabilme becerisidir.
Doğru problemi tespit etme meselesidir.
Doğru soru sorulduğu ve doğru problem tespit edildiği zaman yolun büyük bir kısmı aşılmış anlamına geliyor.
Çünkü yanlış problem üzerine efor sarf etmek var ve doğru problem üzerine efor sarf etmek var.
Yanlış problem üzerine para harcayıp, kurs tasarlayıp, yorulup sonuç alamamak başka.
Doğru problem üzerine yola çıkıp belli başlı hataları yapmak başka.
Doğru problem üzerine yapılan hatalar değerli bir tecrübedir.
Bu tecrübeler de ilerleyen zamanda ürün haline getirilebilir tecrübelerdir.
Yapay zekâ bir araçtır ve mesele bu aracı doğru bir şekilde kullanmaktır.
İnsanlar sonsuz bir bilgiye ulaşabiliyor.
Fakat o bilgiyi doğru bir süzgeçten geçirebilme potansiyeline her zaman sahip değiller.
Ve burada uzmanlar devreye giriyor.
Uzman kişi, yani bilgi girişimcisi, doğru filtreleri kendi tecrübelerine ve deneyimlerine dayanarak sunabiliyor.
İnsanlar esasında buna para veriyor.
Yapay zekâ öncesinde de insanlar bilgilere Google’dan rahat bir şekilde erişebiliyordu.
Ama yine de eğitimlere, okullara ve kurslara ihtiyaç duyuyordu.
Çünkü mesele bilgi değil.
O bilgiyi doğru bir dizilimle sunmaktır.
İnternet çağında, yapay zekâ çağında insan insana muhtaç.
İnsan insandan hizmet almak istiyor.
Dolayısıyla bilgiden ziyade tecrübe daha fazla ön plana çıkıyor.
İnsanlar o tecrübeyi, o deneyimi ve o deneyim üzerine inşa edilen bilgiyi satın alıyor.
Bilgiyi doğru bir dizilimle sunabilen insanlar değerlidir ve her daim değerli olacaktır.
Buradaki başlangıç noktası şu olabilir:
Sosyal medya üzerinden küçük içerikler üreterek problemleri belirleyin ve onlara küçük çözümler üretin.
Ardından etkileşime bakın.
Sosyal medyayı kullanmak istemiyorsanız çevrenizde, bilginiz doğrultusunda size danışan insanlara çözümler sunun.
Onları gözlemleyin ve onlardan geri bildirim alın.
Birkaç kişiye verdiğiniz önerilerin ve tavsiyelerin nasıl bir sonuç doğurduğunu, nasıl bir etki yarattığını ve nasıl bir fayda sağladığını gözlemleyin.
Süreç içinde olan arkadaşlarınız, yani size danışan kişiler, sizin verdiğiniz tavsiyeleri uygularken ne gibi süreçlerden geçiyorlar?
Hangi aşamalarda zorlanıyorlar?
Neler daha iyi olsaydı bu süreç kolaylaşabilirdi?
Bunu araştırın, tespit edin ve gözlemlemeye çalışın.
Tavsiye verdikten sonra merak edin:
Ne yaptı?
Neden yapamadı?
Bundan sonra nasıl yapmaya devam edecek?
Kendiniz için böyle bir havuz oluşturun.
Tabiri caizse bir use case havuzu oluşturun.
Önerilerinizi, kişinin yolculuk tecrübesini iyileştirecek şekilde geliştirmeye çalışın.
Çünkü bilgi girişimcilik sürecinde ilk ürününüz, yalnızca bildikleriniz değildir.
İnsanların bu bilgiyi uygularken yaşadıkları süreci anlamaya başladığınız zaman ilk ürün iyileştirme sürecini de başlatmış olursunuz.
Şimdi çevrenizde size en fazla hangi konuda danışıldığını düşünün.
Verdiğiniz tavsiyeden sonra ne olduğunu gerçekten biliyor musunuz?
Yoksa tavsiyeyi verdikten sonra kişinin sürecini gözlemlemeyi bırakıyor musunuz?
Gönderi yok

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.