RSS Amplifier

Bilgi Girişimciliği Bülteni · Aug 9, 2026

Bilgiden Ürüne Giden 7 Katman

0
Sign in to vote or save

Rustem Temriyev · Bilgi Girişimciliği Bülteni

Bu yazıda, bilginin neden tek başına bir ürün olmadığını ve bir fikrin problemden doğrulamaya, sistemleştirmeden ürünleştirme ve dağıtıma kadar geçtiği 7 temel katmanı anlatacağım. Amaç, bildiğiniz şeyi doğrudan kursa dönüştürmek yerine, gerçek bir probleme çözüm üreten ve karşı tarafta dönüşüm yaratan bir bilgi ürünü tasarlamak.

Yazının sonunda ise kendi fikrinizi bu 7 katmandan geçirerek somut bir ürüne dönüştürebilmeniz için hazırladığım 10 sayfalık Bilgiden Ürüne Worksheet’ini de paylaşacağım.

Bir insanın kafasında “ben bunu ürüne dönüştürebilirim” dediği zaman, aslında bu tam olarak şudur: Bilginin, deneyimin, uzmanlığın ve kendisinde var olan becerilerin bir birleşimi.

Çünkü bilgi tek başına yetmiyor.

Bilgi, yapay zekâ devrinde güvenmek için çok doğru bir şey değil; insanlar bilgiye doğrudan erişebilir.

Ama bizim burada bir bilgi girişimcisi olarak insanların karşısına çıktığımız zaman, aslında burada değerli olan şey deneyimdir. Ve burada deneyimi doğru bir şekilde tanımlamak lazım. Bence deneyimden ziyade tecrübe burada önemlidir.

Peki, deneyimden tecrübeye giden yol nedir?

Deneyim artı o deneyimden çıkarılan ders eşittir tecrübe.

Yani tecrübeli insan, hayatında veya mesleğinde birtakım hatalardan ders çıkarabilen bir insandır. Bu, hem kendi tecrübesine dayanarak, hem de güçlü bir gözlem sayesinde kendini inşa edebilmesi anlamına gelir.

Dolayısıyla, bilgi girişimcisinin en büyük değeri aslında kendinde barındırdığı tecrübelerdir. Salt bir bilgi değildir.

Ve bilgi girişimcisinin esas yaptığı şey, bilgiyi, tecrübesini, uzmanlığını ve becerisini müşterinin veya danışanın karşısına belli bir dizilim ile sunmasıdır.

Yani danışanın veya öğrencinin ihtiyacını, problemini çözmesi için doğru bir dizilim sunması gerekir.

Çünkü internetteki bilgi, yapay zekânın sunduğu bilgi dağınıktır.

Bilgi girişimcisinin güçlü tarafı, bilgiyi doğru bir sıra ile ve kendi tecrübe perspektifinden sunmaktır.

Burada tam da bilmek ile öğretebilmek arasındaki fark ortaya çıkıyor.

Bunun örneği, mesela, üniversitelerdeki hocalardır.

Bir hoca çok eğitimli olabilir; yazdığı birtakım kitaplar olabilir. Ancak anlatma becerisi zayıfsa, hikayeleştirme kısmı zayıfsa, karşısındaki kişileri dikkate alarak onların gerçekten (sadece sınav için değil) anlayabilme kapasitesini ölçmüyorsa ve bu doğrultuda kendini güncellemiyorsa, bilgi tek başına yetmiyor.

Dolayısıyla amaç, bilgiyi aktarmak değil.

Çünkü ifade ettiğim gibi, yapay zekâ da bilgiyi çok güzel bir şekilde aktarıyor. Ama bu yeterli değil.

Eğer yeterli olsaydı, yapay zekâ ile birlikte paralel olarak insanların zekâ seviyesi, algılama seviyesi de artardı. Öğrenme becerisi artardı ama bunu biz gözlemlemiyoruz. Aksine, insanlar daha da kaygılı; bilgi arttıkça, seçenek arttıkça, bolluk arttıkça doğru seçme problemi de ortaya çıkıyor.

Ben de bilgiden ürüne giden yolu tam olarak bu noktadan hareketle yedi katman üzerinden düşünüyorum.

Problem → Doğrulama → Ayıklama → Sistemleştirme → Öğretilebilirlik → Ürünleştirme → Dağıtım

Problem seçimi, bence bu modelin en başında.

Örneğin İngilizce bağlamında, eğer insanların temel problemi konuşma problemi ise; yıllardır zaten İngilizce görüyorlar ama temelde problem konuşmaksa, o zaman benim eğitimi modellerken, düşünürken “grameri nasıl daha iyi anlatabilirim” kısmını düşünmek çok büyük bir hata.

Çünkü zaten bu işi çözdüler.

Benim esasında odaklanmam gereken kısım, konuşma becerisini iyileştirmek ve konuşma becerisinde yaşanan sıkıntıların alt problemlerini tespit etmeye çalışmak.

Alt problemler diyorum çünkü yüzeyde konuşamamak gibi gözükebilir; ama altında, mesela, kişinin sosyal bir problemi var olabilir veya duygusal yönetim konusunda problem yaşıyor olabilir. Örneğin, konuşurken kaygı yaşıyor olabilir ve bu kaygıyı yönetemiyor olabilir.

Yani, problemi merkeze alarak, bu problem etrafında bende var olan bilgi ve tecrübeleri düşünerek, bu problem etrafında müfredat tasarlamak.

“Ben böyle doğru düşünüyorum, bunun üzerine müfredat tasarlayayım” değil.

İhtiyaç nedir, problem nedir, darboğaz nedir; onu tespit edip, onun etrafında ürün tasarlamaya çalışmak.

Problem doğru seçilmediği zaman, bundan sonra kurduğumuz bütün ürünün yanlış bir temel üzerine oturma ihtimali var.

Bilgi girişimcilerinin yaptıkları en büyük hata, doğrudan bildiklerini konu alarak video çekip kurs yapmaktır.

Piyasa araştırmasını yapmadan, doğru problemi tespit etmeden doğrudan masraflı bir prodüksiyona girişmiş oluyorlar. Ve ileride bu ürünün hiçbir şekilde talep görmediğini tecrübe edince “Ben kötüyüm”, “Ben anlatamıyorum”, “Ben yetersizim” düşünce girdabına giriyorlar ve tamamen bırakıyorlar. Halbuki mesele talebi doğru okumak.

O yüzden problemi gördükten sonraki ikinci aşama, bu problemin gerçekten karşılığı olup olmadığını test etmek.

Benim yöntemim test alanı olarak sosyal medyayı kullanmak ve paylaştığım içerikleri takip etmek.

Mikro düzeyde paylaştığım belli bilgileri insanlara sunduğum zaman, arka planda aslında kaydetmelere bakıyorum veya anlaşılmadığı zaman insanlar yorumlarda, DM’den sorular sorduğu zaman orada ben şunu anlıyorum: Demek ki bazı noktalar anlaşılmadı.

Bunu farklılaştırarak tekrar farklı bir içerik ile sunuyorum.

Ve arka planda, insanlar benim o sunduğum mikro içeriğe ilgi duydukları zaman bunu biraz daha büyütüyorum.

Daha uzun bir blog post haline getiriyorum veya daha uzun bir video haline getiriyorum.

Baktım ki orada da talep var, sorular var, ilgi alaka var, insanlar bununla ilgili farklı yorumlar yazıyor, o zaman ben anlıyorum ki bu içerik talep edilen bir içerik ve bunu eğitime dönüştürüyorum.

Ben müfredatımı bunun üzerine test ediyorum.

Ama sosyal medya yoksa bunu yine de internette insanların farklı topluluklarda sordukları soruları araştırarak yapabiliriz. Bunun için yapay zekâ çok güzel işler çıkarıyor.

Deep Research yaptırdığınız zaman ve alanınızla ilgili “En temel problemler neler?” diye sorduğunuz zaman interneti tarayarak size bunu zaten sunabiliyor ve bunun üzerine de gidilebilir.

Ve eğitim derken, müfredat derken bunu illa ki uzun 2 aylık, 5 aylık, 1 yıllık bir müfredat olarak düşünmemek lazım.

Benim yaklaşımım mini eğitimler.

Her beceriye yönelik mini bir eğitim.

Mini eğitim 20 dakikada olabilir, 30 dakika da olabilir ama ben bu 20-30 dakika içinde gerçekten çözüm sunuyorsam ve kişi danışmanlığıma, eğitimime katıldıktan sonra veya videolarımı izledikten sonra cebine bir şeyler koyarak ayrılıyorsa ve hayatında bunu uygulayabiliyorsa, o zaman ben bu konuda başarılı oldum diyebilirim.

Fakat bir konuya talep olduğunu görmek, bildiğimiz her şeyi o ürünün içine koymamız gerektiği anlamına gelmiyor.

Burada devreye öncelikler, seviyeler ve fazlar giriyor.

Örneğin bir kişi İngilizce bağlamında konuşma problemi yaşıyorsa burada temelde çözülmesi gereken şeyler, az önce belirttiğim gibi, psikolojik kısımlar olabilir ama tabii ki konuşma esnasında eksik gramer konuları varsa burada Pareto kuralını uygulayarak, yani %80’e %20, hani en çok kullanılan gramer konularını tespit ederek onun üzerine yoğunlaşmak.

Örneğin konuşma esnasında en çok kullanılan zamanlar şimdiki, geçmiş, gelecek, geniş zaman.

Önce onları en iyi şekilde anlatmaya çalışmak, öğrencinin anladığını görmek, ondan sonra psikolojik problemler üzerine gitmek, onu sentezlemek ve sonuca odaklanmaya çalışmak, yani öğrenciyi konuşturmaya çalışmak.

Bu birinci faz.

İkinci faz, daha üst düzey gramer konularına odaklanmak ve daha üst psikolojik tekniklere ilerlemek.

Ben mesela kendi eğitimlerimde her şeyi fazlara bölerim. Bazı eğitimlerimde 2 fazlı bir eğitim süreci, bazılarında 3 fazlı bir eğitim süreci vardır.

Mesela temel düzeyden İngilizce eğitimi veriyorsam bunu iki faza bölüyorum.

Başlangıç aşamasında vermem gereken becerileri inşa ediyorum: Gramer becerisi, dili esnetme becerileri, sesli okuma çalışmaları, duyduğunu daha iyi anlayabilmesi için aktif pasif dinleme becerileri. Bunu faz 1’e koyuyorum.

İkinci fazda ise artık daha üst çalışmalara geçiyoruz. Yani otantik, gerçek hayattan dinleme çalışmaları yapıyoruz. Artık konuşma pratiklerine geçiyoruz.

Yani, faz 1’de öğrendiğimiz gramer konularını yazarak ve konuşarak pekiştirmeye çalışıyoruz.

İlk başta bütün her şeyi vermek yanlıştır.

Ve yine bu süreçte ihtiyaç kısmını sürekli gözlemlemek lazım.

Eğer katılımcılar örneğin ağırlıklı olarak fuarlara giden insanlarsa, daha çok fuar için İngilizce öğrenmek istiyorlarsa, e tabii ki ben o zaman onlara yönelik gramer konuları eklerim. Bu ihtiyaç doğrultusunda normalde standart müfredatımda bulunan, ama bu ihtiyaç için fazla olan, gereksiz olan konuları da çıkarmış olurum.

Ama bu ayıklama zamanla oluşan bir şey.

Neyi vereceğimizi seçtikten sonra ikinci soru geliyor: Bunları hangi sırayla vereceğiz?

Read the original on bilgigirisimciligi.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.