RSS Amplifier

başıbozuklar · Apr 5, 2026

yardım değil iş bölümü

0
Sign in to vote or save

This page did not load. You can still read it on the original site — the toolbar below keeps your place in the directory.

11 yıl önce dikilen bir isyan bayrağı

» aşağıdaki yazı, ilk olarak 20 mayıs 2015 tarihinde, o zamanlar adı ‘blogcuanne’ olan blogumda yayınlandı.

yardım değil, iş bölümü

“insanları değiştiremezsiniz; ancak kendiniz değişebilirsiniz ve kendiniz değiştiğinizde başkalarının size olan davranışını değiştirebilirsiniz.”

harriet lerner, öfke dansı

son zamanlarda duyduğum, beni en çok etkileyen sözlerden biri.

bazı şeylerin değişmesi için bakış açınızın değişmesi gerekiyor. bakış açınızı değiştirmek de terminolojiyi değiştirmekten geçiyor.

örneğin ben kendimi bana çok ‘yardımcı’ bir eşe sahip olduğum için ‘şanslı’ olarak tanımlardım. şanslıydım, evet, çünkü eşim ev işlerinde, çocuk bakımında bana çok yardımcı, sorumluluk alan bir insandı.

ancak bu tanım, benim ev işleri ve çocuk bakımında lider/müdür/kumandan -ne derseniz deyin- olduğum anlamına da geliyordu aynı zamanda. baş sorumlu bendim, dolayısıyla her şeyi organize etmesi, programlaması gereken de bendim; benim dışımdakiler gerektiğinde devreye giriyorlardı.

bunun böyle olması gerektiğini kimse bana söylemedi. eşim ‘ben evi işine elimi sürmem’ demedi, ben ona ‘ben her şeyin altından kalkarım’ da demedim, ‘olaylar öyle gelişti.’ çünkü kadın olmak, anne olmak bunu gerektirirdi. böyle gelmiş, böyle giderdi.

Ama gidemedi. çocuk sayısı ikiye çıktı, ev işi hacmi en az dörde katlandı… bir yandan kendime bir iş yarattım, evden çalışmaya başladım, derken ev işlerine ayırabildiğim –dahası, ayırmak istediğim- zaman oldukça kısıtlandı. kaldı ki evden çalışmıyor olsaydım bile, dört kişilik bir evin yükünü tek başına çekebilmem –ve bu süreçte fiziksel ve ruhsal sağlığımı bozmamam- pek kolay değildi. bunun, haksızlık olmasının da ötesinde, gerçekleşmesi mümkün değildi.

isyan bayrağını çekmem tam olarak ne zaman denk geliyor hatırlamıyorum ama en sonunda dedim ki: “durun! ben bu evdeki çamaşır, yemek, bulaşık, temizlik…işlerinin tek sorumlusu olup, aynı zamanda kendi işimi yapıp, mutlu bir anne olup, mutlu bir eş olup, mutlu bir insan olamıyorum. yoruluyorum! herkesin elini taşın altına koyması lazım, ben tek başıma yapamıyorum.” bunu benim dile getirmem gerekti, çünkü benden başka kimseyi rahatsız eden bir durum yoktu.

ve dedim ki: “yardım değil, iş bölümü. kimse evde bana yardım etmesin, işleri bölüşelim. ben bu evin işinden sorumlu olan tek kişi değilim, olmak da istemiyorum.”

elbette bu noktada çocuklar da nispeten büyümüşlerdi. kendi kendilerine üstlerini giyinebiliyorlardı; o halde kendi kıyafetlerinin yerlerini biliyorlardı, demek ki çamaşırlarını kendileri yerleştirebilirlerdi.

‘kahvaltıyı hazırlamaya yardım eder misiniz?’ dediğimde ‘istemiyoruz’ karşılığını alabiliyordum da, ‘bulaşık makinesini boşaltır mısınız?’ diye doğrudan sorunca yapıyorlardı.

demek ki mesele neyi nasıl ifade ettiğindi.

bu noktaya gelebilmem için birkaç şey yapmam gerekti:

  1. her işin altından kalkamamayı bir yetersizlik olarak değil, insan evladının doğası olarak görmem gerekti. anneyim ben, süper kahraman değil.

  2. yardım istemem gerekti (çünkü, her ne kadar kötü bir tanımlama olsa da ‘ağlamayana meme yok’)

  3. beklentilerimi düşürmem gerekti – başkalarını da ev işine ortak edecekseniz her işin sizin yaptığınız gibi yapılmayacağını kabul etmeniz gerekiyor. kaldı ki sizin yaptığınız her şey doğru da değil. ‘Tek gerçek’ yok yani.

şu anda bizim evimizde sabahları yataklarını toplayan, temiz çamaşırlarını çekmecelerine yerleştiren, bulaşık makinesini boşaltan ve giderek daha fazla sorumluluk almaya çalışan minik insanlar -ve elbette onlara örnek olan bir baba- var. evet, bazı şeyleri hala ben yapmazsam olmuyor; evet, bazılarını 120 kere hatırlatmak gerekiyor (yatağınızı toplayııııaaaağğğğğn!); evet, çekmecelerin düzeni benim istediğim gibi değil; evet, elektrik süpürgesini benim istediğim gibi kullanmıyorlar; evet, bazen isyan çıkıyor, ‘ama ben oyun oynayacaktım!’ diyorlar ve bu anne de oyun oynayacakları zamanda onlara iş yaptırdığı için kendini kötü hissediyor. ancak sonra durup diyorum ki kendime: ilerisi için onlara daha fazla şey kazandırıyorum. aferin bana, bu yolda devam edeyim.

demokratik ebeveynlikten bahsediyoruz hani, çocuklarımıza örnek olmaktan, onları iyi insanlar olarak yetiştirmekten… o zaman en başta kendimize saygı duymamız ve bunu karşı taraftan beklememiz lazım. çünkü çocuklar bizi örnek alıyorlarsa eğer, kendimize nasıl davranılmasına izin verdiğimizi de örnek alıyorlar. ve siz kendinize ne kadar değer verirseniz başkaları da o kadar değer veriyor.

gerçek şu ki, evet, başkalarını değiştiremezsiniz; ancak kendiniz değişebilirsiniz ve kendiniz değiştiğiniz zaman da başkalarının size davranışını değiştirirsiniz. ben, kendime ‘yardım edilmesi gereken’ fedakar anne kişisi gözüyle bakmaktan vazgeçip, bu hayatta ev işinden başka işi, gücü de olan bir insan olarak bakmaya başladığımda, ev halkının bana da, ev işlerine de bakışı değişti.

şimdi hep birlikte arkamıza yaslanalım, gözlerimizi kapatalım, derin bir nefes alalım ve önce kendimizi, sonra etrafımızı inandıralım: yardım değil, iş bölümü… yardım değil, iş bölümü…

bundan 11 yıl önce yukarıdaki yazıyı yazdığımda, henüz “zihinsel yük” kavramı hayatımda yer etmemişti. yeni başlayan feminist aydınlanmam bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiriyordu ama adını koyamadığım çok şey vardı.

bu yazıyı yazdığımda, üçüncü çocuğuna yeni hamile, iki çocuklu bir kadındım. o zamanlar çok ses getiren bu yazıyı yayına aldıktan çok kısa bir süre sonra sadece kişisel hayatımda değil, ülke olarak da her şeyin alt üst olduğu bir sürece girdik. #yardımdeğilişbölümü’nün instagram’da binlerce paylaşım içeren bir etiket haline geldiğini fark ettiğimde aylar, belki de yıllar geçmişti. bu süre zarfında sadece bireysel kullanıcılar değil, sivil toplum kuruluşları ve hatta markalar da #yardımdeğilişbölümü sloganını benimsemişti.

ev işlerinin adaletsiz dağılımına isyan ettiğim bir günde söyleyiverdiğim bu söz, dalga dalga yayılarak bir farkındalık sloganına dönüştü.

ve şimdi artık ekranların dışına taşmaya hazır hale geldi. yarın sabah (6 nisan pazartesi), bu isyanın ve benzeri sözlerin ete kemiğe bürünmüş haliyle kapınızı çalacağım.

çok heyecanlıyım.

başıbozuklar okur destekli bir platform. yazılarımı posta kutunuza ücretsiz olarak almak için üye olabilir, içeriklerimin bağımsız ve sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmak isterseniz siz de destekçi olabilirsiniz.

Read on basibozuklar.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.