“kadınlar delirtilmişlerdir; yüzyıllar boyunca, yalnızca erkek deneyimine değer veren bir kültürde, deneyimlerimizi ve içgüdülerimizi yalanlayarak yanlış aydınlatılmışlardır. bedenlerimizin ve akıllarımızın hakikati bize gizemlileştirildi. bundan dolayı, birbirimize temel bir sorumluluğumuz var; makullûk uğruna birbirimizin gerçeklik duygusuna zarar vermemeliyiz, birbirimizi yanlış aydınlatmamalıyız.”1
adrienne rich’in bu sözünü daha önce şurada, şurada ve şurada paylaşmıştım. bence daha da paylaşırım; kadınların bu erkek egemen dünyada ezelden beri karşılaştıkları muameleyi çok güzel özetleyen bir söz çünkü.
gerçekten de biz kadınlar birçok konuda yanlış aydınlatıldık. bazı konularda ise aydınlatılmadık bile... karanlıkta bırakıldık. dar koridorlara, tünellere ittirildik. ve şimdi, yüzyıllardır karanlıkta bırakılan bu alanlardan biri aydınlanmaya başladı. başını çoğunlukla kadın hekimlerin ve araştırmacıların çektiği bir kuşak, belki de modern tıp tarihinin en büyük ‘gaslighting’ örneklerinden birini artık geriye dönülemez bir şekilde görünür kılıyor.
menopozdan bahsediyorum. gündemime bundan 7 ay önce acilen alındığım ameliyat öncesindeki jinekolojik muayenede giren, ancak aslında çok daha öncesinde başladığını şimdi fark ettiğim süreçten…
bir aydan biraz uzun süredir aldığım hormon desteğiyle kendime gelmeye başladığım menopoz sürecimin aslında çok daha önceden başladığını artık görüyorum. meğer depresyondan fibromiyaljiye, çarpıntıdan kulak çınlamasına kadar bir sürü şikâyet için farklı doktorlara gittiğim o yıllar boyunca ben perimenopozdaymışım.
kendi menopoz sürecimi nasıl yaşadığımı, başıbozuk mektuplar serimin bir sonraki bölümünde anlatacağım. yakın zamanda başlattığım, daha kişisel ayrıntılar barındıran bu mektupları sadece başıbozuklar destekçileriyle paylaşıyorum; buradan üye olabilirsiniz.
kadınların başına gelen birçok şey gibi, “kadınlara özgü bir tuhaflık” olarak yorumlanan menopoz da uzun süre tıp dünyası tarafından ciddiye alınmamış. türkiye’de son zamanlarda menopoz alanında yapılan aydınlatıcı çalışmaların öncülerinden op. dr. banu çiftçi, fakültede menopoz konusunda “birkaç saatlik eğitim” aldıklarını söylüyordu katıldığı bir programda.
işte böyle bir “gaslighting.”
öyle bir “gaslighting.”
oysa ataerkil tıbbın inanmamızı istediğinin tersine, bunların hiçbirinin kadınların kafasında kurduğu şeyler olmadığını artık biliyoruz.
bu konuda ne kadar yazsam, ne kadar konuşsam, ne kadar paylaşsam yeterli olmayacakmış gibi geliyor. ne zaman 45-50 yaşlarında bir kadın arkadaşımla sohbet etsem ona menopoza girip girmediğini, hormon replasman tedavisini araştırıp araştırmadığını soruyorum. bazen yolda karşılaştığım kadınları çevirip, “menopoz hakkında bilgileniyor musunuz?” demek geliyor içimden. sadece 7 ay öncesine kadar benim de olduğum gibi, hormon tedavisi hakkında bilgisi olmayan kadınların üzerine kitaplar, podcast’ler, yazılar yığmak, “sakın geç kalmayın, ben ettim siz etmeyin” diye uyarmak istiyorum.
benzer bir süreci, bundan 10-15 sene kadar önce de yaşamış, en nihayetinde feminist aydınlanma sürecimi anlattığım bir kitap yazmıştım.
meğer ben feministmişim
August 30, 2023
bu kitabı yazarken tenisçi dirseği oldum, boynumu yamulttum, belimi kilitledim. duygusal olarak inişler çıkışlar yaşadım, hayatımda ilk kez antidepresan kullandım. sigaraya başladım, kimi zaman çayın, kimi zaman kahvenin, kimi zaman şarabın desteğiyle yazdım. ama en çok düşündüm, okudum, sordum, sonra tekrar düşündüm ve bunu yaparken de hep kalbimi orta…
bu kez bir kitaplık malzeme biriktirmedim. bu kez, menopoza dair bilgilenmeye başladığım zamandan bu yana öğrendiklerimi, burada yer vereceğim dört serilik bir yazı dizisinde toplamaya karar verdim. bu ve devamındaki üç yazıda, “keşke daha önce bilseydim” dediğim şeyler konusunda, henüz yola çıkmamış olan birilerini erkenden uyarabilmek ümidindeyim.
toplamda dört bölüm olmasını planladığım bu serinin geri kalanında:
» tıp dünyasının kadını ve kadınların biyolojik özelliklerini tarih boyunca nasıl “histeri” ve “delilik” olarak kodladığını hatırlayacak, yıllarca “kadınlık/dişilik hormonu” diye küçümsenen östrojenin aslında nelere kadir olduğunu göreceğiz.
» hormon replasman tedavisinin neden şimdi yeniden gündem olduğuna bakacak; yakın tarihin en büyük medya ve medikal araştırma manipülasyonlarından birinin ardından yaratılan bir korku balonu yüzünden annelerimizin neslinin nasıl da “kayıp nesil” yapıldığını göreceğiz.
» son olarak, “menopoz” adı altındaki meselenin yalnızca bireysel bir yaşlanma süreci değil, milyarlarca kadını ilgilendiren sistemsel bir halk sağlığı sorunu olduğunu anlatarak defteri kapatacağız.
bu alanda farklı görüşler ve tartışmalar olduğunu bilmekle birlikte, bu seride yer vereceğim notları, ağırlıklı olarak, yıllardır takip ettiğim dr. mary claire haver’ın the new menopause adlı kitabına dayandıracağım.2 “eh ben şimdi bu kitabı yalayıp yutmaz mıyım? altını çize çize okuyup, anlatıp, özetini çıkarmaz mıyım?” demiştim ya hani daha önceki bir yazımda; onu yapacağım.
türkçe kaynak tercih edenler için melis alphan’ın şu sıralar okuduğum menopoz rehberi kitabınının yanı sıra dr. banu çiftçi’nin konuk olduğu şu programı ve şu podcast’i de başlangıç olarak önerebilirim.
paylaşacaklarımın hiçbirinin tıbbi tavsiye olamayacağının, her kadının menopoz sürecinin ve bu süreçteki ihtiyaçlarının farklılık göstereceğinin, menopoz sürecinde alınacak tedavi ve takviyelerin mutlaka alanında uzman bir doktor öncülüğünde uygulanması gerektiğinin altını çizmek isterim.
bu seri boyunca sadece benim öğrendiklerimi değil, birbirimizden öğrendiklerini de görünür kılmak istiyorum. sizden ricam, eğer yazdıklarım sizde bir karşılık bulursa, yorumlara bir not bırakın. belki sizin bir cümleniz, başka bir kadının yıllardır adını koyamadığı bir deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur.
kadınlara yüzyıllar boyunca bedenlerinden şüphe etmeleri öğretildi. “aşk romanları okudukları için” rahim hastalıklarına yakalandıkları, ani hormon çıkışları sebebiyle abd başkanı olamayacakları söylendi.3
ursula le guin’in de dediği gibi,
“kendim dahil bu kadar çok kadın kendi deneyimlerinin böyle reddedilmesine göz yumdu, algılarını buna uyacak biçimde daralttı.”4
bugün menopoz hakkında konuşmak, kadınların kendi deneyimlerine yeniden güvenmesine yardımcı oluyor. kişisel olan her şey gibi, menopoz da politik.
yine ursula’mızın dediği gibi,
“bedeni yazmak sadece başlangıçtır. dünyayı yeniden yazmalıyız.”
adrienne rich’ten aktaran josephine donovan, feminist teori, iletişim yayınları
the new menopause kitabının türkçesi yok; hatta sonradan the new perimenopause adında da bir kitap yazdı haver ama onu henüz okumadım. her ikisinin de türkçesinin olmasını (ve hatta çevirmeyi) ne çok isterim (buradan yayınevlerine çağrı yapmış olayım!)
barbara ehrenreich’ın for her own good adlı kitabında detaylıca anlatılıyor.
ursula k. le guin, kadınlar rüyalar ejderhalar

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.