RSS Amplifier

başıbozuklar · Apr 10, 2026

elif'in uyurgezer geceleri

0
Sign in to vote or save

This page did not load. You can still read it on the original site — the toolbar below keeps your place in the directory.

bireysel kurtuluşlar, steril yalnızlıklar ve kelebek tokalı kadınlar üzerine...

bundan neredeyse bir ay önce başlayan, ancak teşhis konulması geciktiği için tedavisi de uzayan bir enfeksiyon sebebiyle hastanedeyiz sevgili başıbozuklar. başrolü ortanca çiçeğimin oynadığı bu yarışmaya ben refakatçi kontenjanından katılıyorum. bir haftayı geçen konaklamamızın en az yarına kadar daha sürmesi bekleniyor.

her şey yolunda, herkes iyi ve şu an en büyük derdimiz eve gidemiyor olmak. bu yüzden şükür içindeyiz elbette ama biraz da hayal kırıklığı ve öfke yaşıyoruz. çünkü eğer gittiğimiz ilk doktor yapılması gereken laboratuvar testlerini yapmış olsaydı muhtemelen bir hafta-on gün sürecek bir ayakta tedavi, bir haftadan fazladır devam eden, belki iki haftaya çıkacak olan bir hastane yatışına dönüştü.

“uzun süredir yatan yakınları nedeniyle ortama alışmış, ayaklarında terlikler ve dağınık saçlarına taktıkları kelebek tokalarla evlerindeki kadar rahat hareket eden, yaşları otuz ile elli arasında değişen, kimi annesine kimi ablasına bakan bu kadınlar farklı sosyal sınıflardan geldikleri halde birbirleriyle ahbap hatta akraba olmuş gibiydiler. sağlık, tarihin bütün dönemlerinde olduğu gibi o zaman da sınıfsal bir mesele olsa da, ülkemiz henüz farklı sınıflara göre farklı türden hizmet veren özel hastanelerle kaynamadığından, toplumun en üst kesimleri ayrı tutulursa, bu tür ortamlarda sınıf farkları görünmez olabiliyordu. … eşofmanını o yıllarda yeni açılan lüks bir mağazanın birinden almış bir kadınla, kadıköy’ün meşhur salı pazarı’ndan çekişe çekişe pazarlık yaparak almış bir kadın birlikte kahvaltı hazırlıyor, biri samimi olduğu hemşirelerin odasında demlediği çayı, diğeri dışarıdan yakınlarına aldırdığı böreği, temizliğe gittiği evlerde giydiği uzun etekle dolaşan bir diğeri evden getirdiği peynir zeytini ortaya koyuyor; hep birlikte kahvaltı yapıyorlardı. hastanenin bir araya getirdiği kadınlar birbirlerininin hastalarına göz kulak oluyorlar, birbirlerinin ziyaretçilerini kendi ziyaretçileriymiş gibi karşılıyorlar, yakınlaşıyorlar, kardeşleşiyorlardı.”

ayfer tunç’un son romanı annemin uyurgezer geceleri’ndeki bu satırları, yıl içinde dişimizden tırnağımızdan arttırarak ödediğimiz özel sağlık sigortamızın bize sağladığı, özel bir hastanenin özel bir odasında okudum. dün gece bitirdiğim bu kitabın hissettirdiklerini yazmak için biraz zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. şimdilik “son zamanlarda en hızlı okuduğum, en çarpıcı kitap olduğunu” söyleyecek, geri kalanını okudukça bültenime saklayacaktım. ama sonra bu yazı ortaya çıktı.

tunç’un bahsettiği, 1990’lar türkiyesi’nin bir üniversite hastanesindeki dayanışma burada yok. çocuk katındayız, her gün en az bir bebek doğuyor; her dışarı çıktığımızda bir başka oda kapısı pembe ya da mavi tüllerle süsleniyor ama içeride kim var bilmediğimiz gibi, kimseyi görmediğimiz için tebrik edecek fırsatımız olmuyor. bizim hastamız yaşça büyük olduğu için babasıyla nöbet değişimi yapacağımız zaman ya da kahve almaya indiğimde odada bir süreliğine yalnız bırakabiliyorum. yine de inerken hemşirelere tembih ediyorum “bizimki odada yalnız” diye. bir başka hasta yakına söylemem mümkün değil, onları da görmüyorum çünkü…

gün içinde adım atmak için odadan çıkıp su sebiline her yürüyüşümde, canım o dağınık saçlı, kelebek tokalı, muhtemelen şıpadak terlikli kadınların dayanışmasını çekiyor. hissettiğim bu insani eksikliğin, tunç’un yukarıdaki satırlarını okuyana kadar farkında mı değildim yoksa ismini mi koyamıyordum, bilmiyorum.

boş bir nostalji güzellemesi yapmak ya da kamusal hizmetlerin yetersizliğini romantize etmek de istemiyorum; neticede her şey geçmişte kusursuz olmadığı gibi, kolektif ortamların getirdiği zorluklar da var. ki zaten yukarıdaki paragrafın devamında, tunç, şehnaz karakterinin, kendisinden yaşça çok büyük ve evli bir adamla sevgili olmasından dolayı aynı kadınlar tarafından dışlanmasının an meselesi olduğunu da anlatıyor.

mesele sadece özel-kamusal hastane ayrımı da değil. bundan üç sene önce, defalarca testi yanlış yapıp, halamın “bir de periferik yayma yapsınlar” demesini göz ardı edip, bizi “bunun altından masum bir şey çıkmayacak. hatta yolda emboli atabilir, çocuğunuzu kaybedebilirsiniz” diyerek ambulansla palas pandıras aydın’a gönderen özel bir hastaneydi. oraya gider gitmez halamın dediği testi yapıp, “bu çocuğun bir şeyi yok, testi yanlış yapmışlar” diyen devlet hastanesiydi. bu kez, yine halamın, “bir de kültür alınsın” yönlendirmesini ciddiye almayan, çocuğu muayene bile etmeden antibiyotik verip, enfeksiyonu kısa süreliğine bastırıp yeniden üremesine sebep olan doktor devlet hastanesindeydi. sonrasında, halamın “enfeksiyon temizlenmeden bırakmasınlar” demesiyle paralel olarak “enfeksiyon temizlenmeden sizi bırakmayız” diyerek bizi rahatlatan yine aynı özel hastaneydi.

liyakatin yetmediği yerde eskilerin “allah iyilerle karşılaştırsın” sözü devreye giriyor. halam doktor olduğu için şanslıyız, “karşımıza çıkanın” iyi mi kötü mü olduğunu anlayacak birtakım sorular sorabiliyoruz. boşuna demiyorum çocuklardan birini sanat sepete kaptırdık, kalanların biri doktor, biri avukat olsa keşke diye… ama biri “dünyayı gezecem” diyor, diğeri oturup kompozisyon yazıyor… [oğlum yazı yazma işinde para olsaydı annen 17 yıldır zengin olmuştu! boşuna mı dükkan açtık!]

tam bu sırada twitter’da denk geldiğim bir paylaşım, “bizim yaşımızdayken ebeveynlerimiz 3-4 çocuğa bakıp ev-araba sahibi olabiliyormuş, bense dudak nemlendiricisi alırken 28 kere düşünüyorum” diyordu. devamında pek çok benzer deneyim paylaşılmıştı, hepsi de aynı yere çıkıyordu: hayatlarımızın ve hatta hayallerimizin küçüldüğüne… geçenlerde özgür özel’in de söylediği gibi, ilk kez bir jenerasyon, kendinden önce gelenden daha fakir.

aynı paylaşımların devamında bir o kadar da “amma da abartıyorsunuz” diyen, dudak nemlendiricisinden arttırılan parayı biriktirip ev alınabileceğini ima eden, sokak röportajlarında “telefonunu çıkar” diyen dayılara öykünenler vardı.

ortalık karışık.

tek çocuğunu özel okulda okutmak için ikinci bir çocuktan vazgeçen, sözde nitelikli sağlık hizmeti alabilmek için tatile gitmekten imtina eden, eskiden “lüks” olarak görünen birçok şeyi bugün “güvence” ambalajıyla satın alan bir neslin üyesiyim. kamusal olması gereken birçok hizmeti bireysel olarak satın almayı gerektiren bu çaba, dışarıdan bakınca “tuzu kuruluk” olarak algılanabiliyor.

toplumsal kutupsallaşmanın zirveye çıktığı, devleti yönete(meye)nler tarafından “biz ve bunlaaaağğğğr” diye ayrıldığımız bir toplumda, sosyal medya illüzyonunun da algısıyla insanlar birbirlerini sadece gördükleri kareler üzerinden, ve eksik parçaları kendi önyargıları ve bakış açıları doğrultusunda tamamlayarak yargılıyorlar.

herkesin başka bir hikâyesi var ama hepsi benzer yerlere çıkıyor. örneğin kendi adıma konuşacak olursam, bodrum’da yaşıyor olmanın yarattığı o tatil illüzyonu, üç çocuklu olmanın “bu devirde başlı başına bir lüks” olduğu fikriyle birleşince dışarıdan elde edinilen izlenimle gerçek arasında büyük bir boşluk doğuyor. oysa o “tatil beldesinde, üç çocukla konforlu hayat” sanrısının arkasında ne dengeler, seçişler ve vazgeçişler var, yaşayan biliyor.

konu nasıl buralara geldi bilmiyorum ama hepsi ayfer tunç’un yüzünden oldu. konforlu da olsa hastane odası neticede; hemşireler girip çıktıkça kaçan uykumu sakinleştirmek için kitap okudum, okuduklarım yüzünden uykum daha da kaçtı. kaçtıkta okudum, okudukça kaçtı ve işte şimdi kitap da bitti.

bana kalan, gecenin karanlığında serumu düzenleyen makinenin ritmik sesi, yenidoğan bebeklerin odaların sınırlarını aşan mıkırtıları ama en çok da tunç’un anlattıklarının içimde kabarttıkları oldu.

ben de ortaya dökülenleri toplamak yerine, olduğu gibi bırakmayı seçtim.

böyle, bu kadar.

başıbozuklar okur destekli bir platform. yazılarımı posta kutunuza ücretsiz olarak almak için üye olabilir, içeriklerimin bağımsız ve sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmak isterseniz siz de destekçi olabilirsiniz:

Read on basibozuklar.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.