RSS Amplifier

başıbozuklar · Apr 19, 2026

"çocuklarımızı devlet okullarına göndermeliyiz"

0
Sign in to vote or save

elif doğan · başıbozuklar

» aşağıdaki yazı, ilk olarak 12 ağustos 2011 tarihinde, o zamanlar adı ‘blogcuanne’ olan blogumda yayınlanan yazının, akışı kolaylaştırmak adına gözden geçirilmiş halidir.

geçen gün oğlumun bir arkadaşının annesiyle sohbet ederken konu her zamanki gibi dönüp dolaşıp okul meselesine geldi.

bu anne oğlunu özel okula göndermeye karar vermiş. göndereceği özel okulun senelik ücreti 23 bin lira. sene boyunca yok kırtasiye ücreti, yok eşofman ücreti, bıdı bıdı diyerek 2 bin lira kadar daha para alıyorlarmış. servisiydi, şusuydu, busuydu derken 30 bine yaklaşıyormuş yıllık okul masrafı.

çok iyi tanımıyorum, ama anladığım ve annenin anlattığı kadarıyla bu aile süper zengin bir aile değil. çocuğunu özel okula gönderen birçok aile gibi, bu işi özveriyle, bazı şeylerden vazgeçerek, bazı tercihlerini değiştirerek, bazı zevklerini kısıtlayarak yapacaklarını söyledi.

bu aile çocukları olmadan önce ingiltere’de yaşamış, “hala orada olsaydık ne güzel devlet okuluna gidecekti oğlum” dedi anne. orada çok çok zengin kesimin dışında herkesin çocuklarını devlet okullarına gönderdiğini söyledi.

amerika’da da durum aynı. orada yaşayan bir arkadaşım da, yuvaların/kreşlerin pahalılığından dem vururken “neyse ki -çocukların yuvaya gittiği- ilk birkaç seneden sonra -devlet okuluna başladıklarında- rahatlayacağız” demişti.

düşündüm. türkiye’de çocuklarını devlet okuluna gönderen kesimin çok çok büyük bir çoğunluğu bunu ekonomik zorunluluktan ötürü yapıyor. şartları el vermeyen birçok aile bile dişinden, tırnağından arttırarak özel okulda okutmaya çalışıyor çocuklarını. neden? “devlet okullarının hali içler acısı.”

bu yazıyı yazdıktan kısa bir süre sonra ilkokula başlayan çocuğumun 4. sınıftaki ders programı.

iyi de, niye içler acısı, hiç düşündünüz mü? özel okulların pıtrak gibi yayıldığı son 20 senede devlet okulları terk edildiler de ondan. öğretmenler daha iyi maaşlar vaadiyle, veliler de çocuklarına daha iyi koşullar, daha parlak bir gelecek sağlayacağı garantisiyle özel okullara göç ettiler. zorunluluktan devlet okuluna gönderen kesim dışındakiler devlet okullarını terk etti.

ha, “ben çocuğumu kesinlikle devlet okuluna göndereceğim” diyemiyorum. emin adımlarla çıktığım bu yolda her geçen gün biraz daha ümitsizliğe kapılıyorum. benimle birlikte “ben de çocuğumu devlet okuluna göndereceğim” diyen birkaç kişi daha çıksa, çocuklarımız aynı okula gidecek olsalar, o zaman verdiğim kararın doğruluğundan emin olacağım. ama etrafımdaki herkes, istisnasız herkes özel okulu tercih ediyor. kimse de durup sormuyor ki bu özel okulların ücretleri neye göre belirleniyor. yarın öbür gün tüm özel okullar bir araya gelse, ve “yıllık ücretimizi 25 binden 55 bine çıkardık” dese, yine birçok insan bu sefer 55 bin lirayı ödemeye tamam olacak. ama rahatlıkla, ama zorlanarak.

benim bu noktadaki şanssızlığım, istanbul’un sosyo-ekonomik olarak rahat bir kesiminde yaşıyor olmam. burada yaşayan ailelerin çoğunun kafasında devlet okulu bir alternatif bile değil. çocuğunu hangi özel okula göndereceğini düşünüyor birçok kişi. böyle olunca da devlet okulları iyice öteleniyor.

şunu anladım: günümüz koşulları altında özel okulu tercih etmek değil, asıl devlet okulunu tercih etmek özveri işi. çocuğunuzu özel okula gönderdiğiniz zaman kafanız rahat. veriyorsunuz parasını, alıyorsunuz paketi. sabah 8-8 buçukta gönderdiğiniz çocuğunuz akşam 5’te ingilizcesini öğrenmiş, sporunu yapmış, bilgisayarını kullanmış, belki piyanosunu çalmış olarak eve dönüyor. ve evet, günümüz şartlarında bunlar artık lüks değil, yaşamın ileriki yıllarına yatırım yapmak için gerekliler listesinde bulunuyor. dolayısıyla devlet okuluna gönderdiğiniz çocuğunuzun bu tür uğraşlarla ilgilenmesi için iş size düşüyor. sabah çıkıp öğlen gelen, ya da sabahı evde geçirip öğleden sonra okula giden çocuğunuzun gerek boş gezenin boş kalfası olmaması, gerekse yaşıtlarından entelektüel anlamda geri kalmaması için dışarıdan aktivitelerle desteklemeniz gerekiyor. gitar dersiyse gitar dersi, sporsa spor, neyse ne. ben eğer devlet okuluna karar verecek olsam, zamanımın önemli bir kısmını çocuğumun derslerini takip etmek, onu sosyal anlamda geri bırakmamak için aktivitelere koşturmakla geçirmem gerektiğini düşünüyorum.

biliyorum, özel okulların hepsinin yıllık ücreti 25 bin lira değil. biliyorum, çok iyi devlet okulları da var. ancak şu bir gerçek ki, çocuğunu –ama rahatlıkla, ama zorlanarak- özel okulda okutma imkânı olan ebeveynlerin çok çok büyük bir çoğunluğu devlet okulunu düşünmüyor bile.

bu ülkede devlet okullarının bırak normu, birçok aile için seçenek bile olmamasından üzüntü duyuyorum. ve devlet okulunun 67 kişilik bir sınıfında okumuş, orada aldığı eğitim ve öğretimle türkiye’nin sayılı okullarından birine girmiş bir kişi olarak da bu konuda kendimi şahsen sorumlu hissediyorum. ben de “yumurta kapıya dayanınca çocuğunu devlet okuluna göndermeye kıyamayan” velilerden biri olursam kendim hakkında çok hayal kırıklığına uğrayacağım. (lütfen yanlış anlaşılmasın, özel okulu tercih eden velileri kınıyor değilim, sadece kendimle ilgili beklentim bu)

elbette imkanı olan her ebeveyn çocuğunu en iyi şartlarda yetiştirmek istiyor. bunların başında da iyi bir eğitim, dolayısıyla iyi bir okul geliyor. ve tabii ki özel okullar, devlet okullarına göre göz boyuyor. çocuğumuzun arkadaşları (ya da “denkleri” diyeyim) özel okullarda hijyenik tuvaletler, gitar dersleri, kapalı spor salonlarından faydalanırken kendi çocuğumuzun dört duvar arasında, bahçesiz bir binada, belki de -benim okulumda olduğu gibi- “bahçede koşmak yasaktır” felsefesiyle yetişmesini kendimize yediremiyor, çocuğumuza “kıyamıyor,” geleceğini riske atamıyoruz.

“devlet okullarındaki iyi öğretmenler özel okullara gitti” diye duyuyoruz. iyi de hiç durup düşünüyor muyuz ki özel okullarda haftada en az 60 saat köle gibi çalıştırılıyor bu öğretmenler? resmi tatillerde bile okula gidip sunum hazırlayan öğretmenler var, “yersen” diyor onlara özel okullar, “sen gidersen git; ben elimi sallasam ellisi.” hiç soruyor muyuz kendimize: bu kadar çok çalıştırılan öğretmenlerin bırak öğrencileri, kendilerine bir faydası oluyor mu?

bence ne yapmalı, biliyor musunuz? bence veliler bir araya gelmeliyiz. ve bu özel okul hegemonyasına bir son vermeliyiz. birbirine yakın yaşayan aileler toplanmalı, toplaşmalı, çocuklarımızı hep birlikte aynı devlet okuluna kaydettirmeliyiz. özel okullara -ama rahat rahat, ama ite kaka- ödeyeceğimiz 25 bin lira yerine belki 5 bin lirayı gözden çıkarmalı, devlet okullarını adam etmeliyiz. bunu da ancak bir araya gelirsek yapabiliriz.

çok mu ütopik bir düşünce oldu?

bu yazıyı yazdığım 15 senede hayatımda —ve bakış açımda— çok şey değişti.

öncelikle “adam olmak” ifadesini “bir şeyi düzeltmek” anlamında kullanmayı bıraktım :)

ama asıl değişim bakış açımda oldu.

bu yazıyı yazdığımda, konuyu bireysel tercihler üzerinden ele alıyordum. devlet okullarının geri plana düşmesini, velilerin özel okulları tercih etmesiyle açıklıyor, örgütlü bir “geri dönüş”ün, bu sorunu çözeceğini zannediyordum.

sınıf meselesinin farkında değildim o zamanlar. konuya kendi dar çerçevemden bakıyor, herkesin “tercih yapabildiğini” varsayıyordum. o “tercih”in başlı başına “sınıfsal bir ayrıcalık” olduğunu bilmiyordum.

her eğitim bakanının kendinden önce geleni arattığı bu on beş yılda, kamusal eğitimin bilinçli olarak zayıflatılmasının akp’nin eğitim politikasının ta kendisi olduğunun farkına vardım.

üç beş velinin bir araya gelip devlet okullarını “düzeltmeye çalışması” siyasi iradeye rağmen mümkün olamazmış, anladım.

bu yazıdan sonra gerçekten de çocuğumu devlet okuluna verdim. bunun için kendimizi daha ait hissettiğimiz, sınıfsal uçurumun daha az olduğu ve devlet okulunun hâlâ bir seçenek olarak değerlendirilebildiği bir semte geçmemiz gerekti.

sonrasında yeni açılan, eğitim felsefesini “çocukları önceliklendirmek” üzerine kuran bir okulda, dört senelik bir özel okul maceramız oldu.

bu sırada bir çocuğumuz daha oldu.

pandemiyle birlikte bodrum’a taşındığımızda devlet okuluna dönüş yaptık. bunda, küçük şehirlerde nitelikli devlet okullarına erişimin nispeten daha kolay olması kadar, üç çocuğun birden özel okulda okumasının imkânsız hale gelmesi de rol oynadı. (yazıda bahsettiğim, o zamanlar 23 bin lira olan okul ücreti, bugün istanbul’da artık 600 bin ila 900 bin arasında bir rakama tekabül ediyor.)

bugün geldiğimiz noktada, çocuğunu özel okula veren velinin de kafası rahat değil. iktidarın sebep olduğu her alandaki yozlaşmadan özel okullar da payını alırken, katlanan özel okul ücretleri, halihazırda zorlanan ebeveynleri, imkânlarını daha da zorlamak durumunda bıraktı.

ama en önemlisi ve acı verici olan şu ki, bundan 15 yıl önce, kitlesel eğitimin çocukların biricikliğini dikkate almayan yetersizliklerini, milli eğitim sisteminin geliştirilmesi gereken niteliklerini, okullardaki hijyen sorunlarını konuştuğumuz günlerden, çocuklarımızın can güvenliği için endişe ettiğimiz günlere geldik.

ha, bu ülkede okullar hiçbir zaman güvenli yerler olmadı belki… okulda üzerine demir kapı düşüp ölen çocuklar, sabitlenmeyen dolabın altında kalan çocuklar, öğretmenden/müdürden şiddet gören çocuklar da bu ülkenin en acı gerçeklerindendi.

ama bugün bambaşka bir eşikteyiz.

artık okulların fiziksel ya da niteliksel eksikliklerini değil, ellerine silah alabilen çocukların akranlarını hedef almasını konuşuyoruz. 15 sene önce aklımıza dahi gelmeyecek bir şeyi…

nasıl bir geriye gidiş…

ne büyük bir kayıp…

Read the original on basibozuklar.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.