haddinden fazla uzun süren bir enfeksiyon nedeniyle aksayan yaşam programımızla karşınızdayız sevgili başıbozuklar. “bize yaşattıklarından sonra önünden geçmem” dediğim bir zincir hastanenin bodrum şubesinde iki hafta geçirdikten sonra, ayrıntılı tetkikler için bu kez istanbul şubesinden sesleniyorum size. bir sosyal medya jargonunu tersine çevirecek olursak: “büyük konuşmakta elif gibi olma.”
son günlerde aldığımız haberler ışığında rahat bir nefes aldığımız bir noktadayız. ancak uyurgezer gecelerim yanıma kâr kaldı ve yapacak bir şey yok.
bu kadar uzun süre hastanede kalınca yanına ne almak gerektiği konusunda da pratik bir zeka geliştiriyor insan. bodrum’da doğan’la dönüşümlü kalıyor ve her gün eve gidip geliyorduk ancak evden uzaklaşınca —ve en son bi’ ilaç alır çıkarız diyerek girdiğimiz hastanede 15 gün kaldığımızı düşününce— ben yanıma ıssız bir adaya düşsem önümüzdeki bir yıl boyunca yazmak istediğim konulara temel oluşturacak kitapların hepsini aldım (yazar burada mübalağa sanatını kullanmıştır).
o kitaplardan biri de elisabeth young-bruehl’in çocuk düşmanlığı kitabıydı.
2021’de basılan bu kitabı aksu bora’nın çevirdiğini duyduğumda koşa koşa almıştım. ilk sayfasına “haziran 2022” notu düşmüşüm, demek ki o zaman okumaya başlamışım. ama sonra devam etmemiştim, hep elimin altında duruyordu ama bitirmemiştim. bunun sebeplerinden biri kitabın yoğun bir metin olmasıydı belki ama bir diğeri konunun, okuru kendiyle hesaplaşmaya çağıran tutumuydu bence. okuması kolay bir kitap değil çocuk düşmanlığı. ismi bile insanı rahatsız ediyor.
bu kadar aradan sonra bu kitabı tekrar elime almamın iki sebebi var diye düşünüyorum: birincisi, her kitap ne zaman okunacağını biliyor ve okurun karşısına çıkmak için doğru zamanı bekliyor — buna kalpten inanıyorum. ikincisi ise, geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen okul saldırıları, kitaba da adını veren çok önemli bir gerçeği daha fazla görmemeye tahammül kalmadığını ortaya çıkardı bence: çocuk düşmanlığı.
“insanlar hem tek tek bireyler olarak hem de toplumların içerisinde, belli ihtiyaçlarını onlar üzerinden karşılamak, içsel çatışmaları ve kendinden nefreti yansıtmak ya da otoritelerinin sorgulandığını hissettiklerinde kendilerini dayatmak üzere çocuklarına kötü davranırlar”
diyor young-bruehl kitapta.
tıpkı kadın düşmanlığının (mizojini) olduğu gibi, çocuk düşmanlığının da görmezden gelinemeyecek bir gerçek olarak önümüzde çıktığı bir dünya düzeninde yaşıyoruz. feministlerin patriyarkal/ataerkil/erkek-egemen diyerek adını koydukları, bununla yüzleşmekten korkan erkeklerin “ama böyle diyerek cinsiyetçiliğin âlâsını siz yapıyorsunuz” diyerek reddettikleri sistem tam da bu zaten: merkeze (beyaz) erkeğin alındığı, onun dışında kalan bütün grupların çeşitli şekillerde ayrıştırıldığı, ötekileştirildiği ve “dezavantajlı” bırakıldığı lanet olası bir düzen.
işte yazar, cinsiyetçilik ve çocuk düşmanlığı arasındaki bu yakın ilişkiyi şöyle gözler önüne seriyor:
“aristoteles, çocukların politik olarak babalarına ait olduğunu düşünür - tıpkı kölelerin efendilerine ait oldukları gibi; çocukların da kendilerini taşıyan kadınlar gibi, akıldan yoksun olduklarını ve dolayısıyla mutluluk arayışlarında kılavuza ihtiyaç duyduklarını düşünür. oğlanların yedi yaş civarında akılları ermeye başlayabilir ama kızların aklı hiçbir zaman ermez.
…
“aristoteles’in çocuklarla ilgili varsayımları -akıl yürütme yeteneğinden yoksun mülkler oldukları fikri- çocuk düşmanıdır. yunanlıların genel varsayımlarına gayet güzel uyarlar. aristoteles sonrası avrupa geleneğini de kolaylıkla inşa etmişlerdir; cinsiyetçiliğin ve köleliğin meşrulaştırılmasıyla el ele giderler (bu ikincisi zamanla ırkçılığa dönüşür). çocukların doğaları gereği babaları tarafından sahiplenilmeleri gerektiği ve akıldan yoksun oldukları fikri, onlara köleler gibi davranılmasını meşrulaştırır.
…
“[aristoteles’e göre] çocuklar evcilleştirilmemiş vahşiler olarak doğarlar, denetim altına alınmaları gerekir; kadınlar, akıldan yoksun varlıklar olarak, bu denetimi gerçekleştiremezler. kadınların çocukların içinde gelişeceği rahimleri vardır ve çocukların büyüyebilecekleri haneyi idare edebilirler ama bu hanelerdeki erkek çocukların evcilleştirilmesinden erkeklerin sorumlu olması gerekir.”
bugün “kadın düşmanı” olarak tanımladığımız pek çok bakış açısı gibi, “çocuk düşmanlığı”nın da kökleri çok eskilere, binlerce yıl öncesine dayanıyor: ‘kadim filozofların devri’ olarak sunulan, ancak bugünden bakınca düpedüz cinsiyetçi, ırkçı ve homofobik ideolojilerin de çıkışı olan antik yunan’a. ‘demokrasinin beşiği’ olarak anılan bu dönemin, kadınlar, çocuklar ve köleler için gerçek bir cehennem olduğunu artık biliyoruz. kökleşmiş bu ideolojileri değiştirmenin neden bu kadar zor olduğunu sırf buradan bile anlayabiliriz.
“cinsiyetçiliği öğrenmek istiyorsanız, bir kadına sorun, çocuk düşmanlığını öğrenmek istiyorsanız, konuşabileceği güvenli ve destekleyici bir ortamda, çocuğa sorun.”
türkiye’de ise çocuk düşmanlığı, kadın düşmanlığında olduğu gibi, 24 yıldır ülkeyi yöneten ve özellikle son 10 yılda iyice vites yükselten siyasal islamın elinde adeta boyut atlıyor. bakmayın siz iç işleri bakanı’nın “okullarda güvenliği arttıracağız” temalı basın toplantısına. bu, anahtarını karanlıkta kaybeden adamın sokak lambasının altında aramasına benziyor. sorunun kaynağına inmeden çözüm üretmek mümkün mü, allah aşkına?
young-bruehl da benzer bir anahtar analojisi yapıyor:
“çocuk düşmanlığını fark etmek için gereken anahtar kayıp: çocuklar bütün dünyada bir hedef grup olarak görme fikri. hedef grup, bütün üyelerinin bazı ayırt edici özellikleri ya da ortak şartları taşıdığı bir gruptur; bu ayırt edici özellikler ya da ve şartlar, hedef gruba karşı önyargılara dayanak olarak kullanılır, sıklıkla da çarpıtılır.”
ve “çocuklara yönelik önyargı” üzerinden yükselen çocuk düşmanlığının, bireysel değil, yapısal bir mesele olduğunu anlatıyor:
“çocuk düşmanlığı bir toplumda yaygınsa, bütün çocuklar zarar görür, sadece “istismara uğramış” olarak sınıflandırılanlar değil.”
“çocuk hakları” söz konusu olduğunda, neredeyse dünya çapında bir krizden bahsediyoruz. öyle ki, abd kongresi, ‘egemenlik’ ve ‘aile hakları’ gibi gerekçelerle 1989’da imzalanan birleşmiş milletler çocuk hakları sözleşmesi’ni onaylamayı hâlâ reddediyor.
türkiye’de ise çocukluğun nasıl bir saldırı altında olduğunu, eğitim-sen eski başkanı feray aytekin aydoğan’ın “23 nisan’da eğitimde son 23 yılın yıkım fotoğrafı” başlıklı yazısından anlayabiliriz.
milli eğitim bakanlığı’nın 14 nisan’da şanlıurfa’da, 15 nisan’da kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırılarının ardından yaptığı kopyala-yapıştır açıklamalarına bakarak, iktidarın, çocukların (ve genel olarak çocukluğun) içinden geçmekte olduğu krizi çözmek konusunda ne kadar hevesli ve ehil olduğunu (olmadığını!) anlayabiliriz.
2013’ten bu yana 852 çocuğun iş cinayetine kurban gitmesinden, sadece 2025 yılında 30 binden fazla çocuk istismarı dosyası açılmış olmasından yola çıkarak çocukları kıskacına alan bu eylemlerin, bakanın maraş saldırısının ardından söylediği gibi “bireysel” değil (ki aslında “münferit” demek istemişti) sürekli ve yapısal bir krizin sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
çocukluğumuzda yüzlerce ülkeden gelen çocukların “23 nisan şenlikleri” adı altında düzenlediği, trt’den yayınlanıp nefesimizi keserek izlediğimiz, “keşke ankara’da ya da istanbul’da yaşasaydık, biz de evimize misafir alırdık” diye iç geçirdiğimiz o kutlamalardan, öğretmenlerin ve çocukların meb’e rağmen ayakta tutmaya çalıştığı bugünkü cılız gösterilere bakarak, devletin çocukluğa —ve elbette “ulusun egemenliği” kavramına— verdiği değerin nereden nereye gerilediğini görebiliriz.
bu uçurum, sadece geçmişe duyduğumuz bir özlemle, basit bir “nerede o eski bayramlar” sitemiyle açıklayamayacağımız kadar derin. cumhuriyetle birlikte yeni bir anlama kavuşan, hak-temelli bir bakış açısıyla çok daha ileriye gitmesi gereken çocuk haklarının ve doğrudan çocuk olma halinin doğrudan hedef alındığı günlerden geçiyoruz.
bütün bu gerçeklikler ışığında “bugün 23 nisan, neşe doluyor insan” şarkısının sözlerini şaka olarak bile telaffuz etmek gelmiyor insanın içinden.

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.