bazı evlerde takvimler ilerler, yaşlar büyür ama roller olması gerektiği gibi kalmaz. normal bir aile dinamiğinde ebeveynin güvenli bir liman, çocuğun ise o limana sığınan bir gemi olması beklenir. ancak bazen rüzgar tersine döner. kendisiyle meşgul, duygularını yönetemeyen ve kendi ihtiyaçlarını her şeyin önüne koyan "ergen" ruhlu ebeveynlerin yanında; daha oyun çağında evin sorumluluğunu, ebeveyninin kederini veya yalnızlığını omuzlayan "yetişkin" çocuklar büyür. bu, biyolojik yaşın duygusal olgunlukla hiçbir ilgisinin olmadığının en somut ve en hüzünlü kanıtıdır. bir çocuk için uçurtma uçurmak ya da lunaparka gitmek bir lüks değil, çocukluğun doğal hakkıdır; ancak ebeveynlerin önceliği kendi iç dünyaları veya ekranları olduğunda, o çocuk o hakları sadece arkadaşlarının masallarında dinleyebilir.
bu tersine dönmüş dünyanın, hayat boyu süren psikolojik katmanları:
1- duygusal hırsızlık ve narsisistik yansıma
ebeveynin, çocuğun üzüntüsünü bir saldırı olarak algılaması literatürde “duygusal yansıtma” olarak tanımlanır. bir çocuk ağladığında, ergen ebeveyn bunu kendi yetersizliğine bir eleştiri kabul eder ve savunmaya geçer.
-mekanizma: “sen ağlayarak beni suçluyorsun, aslında ben ne kadar zorlanıyorum görmüyorsun” yaklaşımı, çocuğun elinden acı çekme hakkını alır.
-sonuç: çocuk, “benim duygularım ebeveynim için bir yük” diye düşünmeye başlar. bu durum, yetişkinlikte kişinin kendi duygularından utanmasına ve sürekli başkalarının duygu durumunu düzeltmeye çalışmasına (over-functioning) neden olur.
2- görünmezlik ve dijital ihmal
fiziksel olarak evde olan ancak zihnen bir ekranın arkasına saklanan ebeveyn, çocukta “kronik değersizlik” hissi yaratır. parasızlıktan değil, “öncelik” verilmediği için gidilmeyen o lunaparklar, çocuğun zihninde “ben ilgi görmeye değer biri değilim” kodunu oluşturur.
-psikolojik katman: bu bir duygusal ihmal türüdür. çocuk, ebeveyninin dikkatini çekmek için ya aşırı başarılı olmaya çalışır ya da tamamen görünmez olmayı seçer. başkalarından dinlenen mutlu anılar, çocuğun kendi içinde kurduğu “hayali sığınaklara” dönüşür; bu da yetişkinlikte gerçek dünyadan kopukluk veya derin bir yalnızlık hissi olarak geri dönebilir.
3- ebeveynleşmiş çocuk (parentification)
ebeveynin dürtüsel, tepkisel ve kontrolcü olması, evdeki dengeyi bozduğunda; çocuk hayatta kalabilmek için o boşluğu doldurur. sabırlı olan, sakinleştiren, olayları alttan alan taraf çocuk olduğunda “ebeveynleşme” süreci tamamlanmış olur.
-güç savaşları: ergen ebeveyn, otoritesini “ben büyüğüm, haklıyım” diyerek kanıtlamaya çalışır. bu aslında derin bir özgüvensizliğin maskesidir. çocuk ise bu güç savaşında ezilmemek için kendi çocukluğunu öldürüp erken bir olgunluk zırhı kuşanır.
4- toplumsal pranga: “büyüklere saygı” vs. duygusal istismar
toplumun ebeveynliğe yüklediği kutsallık, bazen bu duygusal baskının fark edilmesini zorlaştırır. “büyüklere saygı” kültürü, ebeveynin hatalarını eleştirmeyi bir tabu haline getirdiğinde, çocuk yaşadığı travmayı adlandıramaz.
-farkındalık: oysa gerçek saygı, korkuyla değil, ebeveynin çocuğun duygusal sınırlarına gösterdiği özenle inşa edilir. bu baskı altında büyüyenler, yetişkin olduklarında kendi sınırlarını çizmekte zorlanabilir ve “hayır” demeyi bir ihanet gibi algılayabilirler.
ufacık bir mektup - onlara
(öncelikle sizi çok sevdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. bunu size sesli söyleyemiyorum çünkü aramızda bu sevgiyi taşıyacak bir samimiyet bırakmadınız.
size kızgınım; çocukluğumu elimden aldığınız, kavgalarınızda beni kalkan yaptığınız için. o lunapark benim için hiçbir zaman bir anı değil, hep başkalarından dinlediğim bir hikaye oldu. uçurtmalar gökyüzündeki yabancı cisimler, renkli balonlar ise hayalinden vazgeçtiğim oyuncaklardı. beş yaşındayken beni duygusal olarak terk ettiniz. bana kalem tutmayı öğretmek yerine, tutamadığım için azarladınız.
anne, sana kızgınım; çünkü gözyaşlarımı çaldın. kendi dertlerini küçücük bir çocuğun omuzlarına yükledin ama benim dertlerime öfkelendin. beni hep hiçbir şeyi hak etmediğine inanan o suçlu çocuk olarak bıraktın.
baba, sana kızgınım; çünkü annemle ben ilgilenmek zorunda kaldım. senden hep korktum. küçücükken günlüğüme “babam benimle ilgilenmiyor, hep telefona bakıyor” yazmıştım. o telefonun neden bu kadar önemli olduğunu büyüyünce anladım ve bu anlayış içimdeki öfkeyi dindirilemez bir yere taşıdı.
size kızgınım ama en çok kırgınım. bu yaştan sonra lunaparka gitsem de, gökyüzünü uçurtmalarla doldursam da içimdeki o boşluk dolmayacak. keşke bu kadar bencil olmasaydınız. tüm bunlara rağmen, maalesef sizi hala seviyorum.)
-balık
No posts

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.