bazı cümleler vardır, yazıldığı gibi ölmez. belki yazdığın kağıdı buruşturur atarsın belki de yakarsın. bitti sanırsın ama o içinde yaşamaya devam eder. gün geçtikçe anlamları değişir, kelimeler ağırlaşır, aralarına sessizlikler dolar. sonra dönüp baktığında anlayamazsın. sanki senin günlüğüne başkası sızıp izler bırakmıştır.
ama satırları dikkatle incelediğinde o başkasının senden geriye kalan biri olduğunu anlarsın. bir parçanı oraya bırakmışsındır; aşkını, sevgini, öfkeni. hislerini o satırların arasına gömmeye çalışmışsındır fakat becerememişsindir.
ölmüş olan aşk gömülemediğinden kokuşmaya başlamıştır.
kokuyu aldığında önce yalnızca küçük birkaç değişiklikler hissedilir; “o” kelime yabancılaşır, “o” şarkının melodisi değişir ve “o”nun yüzü yabancılaşır.
gözleri, gözlerini kavrayan kirpikleri, dudakları… tanınamaz hale gelir; gülüşünü, sesini unutursun. o’nun hakkında her şey karışır.
aslında insan unutmaz biliyor musunuz? hatırlayışı bozulur. bir zamanlar kalbinin en yakınında hissettiği o şey, şimdilerde yanlış yere koyulmuş, eski bir eşya gibidir. olur ya, ne kaldırıp atabilirsin onu ne de tam olarak yerli yerine koyabilirsin. baktıkça gözüne batar ama dediğim gibi: atmaya elin gitmez.
çürüme böyle böyle ilerler.
geriye yalnızca satırlar kalır. buruşturdukça yok edemediğin, yaktıkça izlerini kalıcılaştırdığın o yazılar kalır.
belki de yazmak atmaya kıyamadıklarımıza, kalbimize gömemediklerimize bir mezar kazamamak ve onları kağıdın üzerinde bekletmektir. bu yüzden bazı sayfalar açıldığında eski bir hikaye değil, kokuşmuş bir geçmiş çıkar karşımıza.
Text within this block will maintain its original spacing when published
"bize bir zevk-i tahattur kaldı. bu sönen, gölgelenen dünyada."
No posts

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.