Merhaba sevgili Yakın İlişkiler sever,
Ben Klinik Psikolog Zeyna Karanlık. Geçen gün bir arkadaşımla oturmuş, ikimizin de son zamanlarda üst üste gelen aksiliklerinden bahsediyorduk. İşler iyice sarpa sarmışken, birden ortada hiçbir mantıklı neden yokken kendimizi en absürt espriyi yapıp kahkahalara boğulurken bulduk. Komik olan ne biliyor musun? Sorunların hiçbiri çözülmemişti, dertler tam karşımızda öylece duruyordu ama o an içimizde bir şeyler biraz olsun ferahlamıştı. Masadan kalkarken kendime şu soruyu sordum: “Her şeyi espriye vurup dertlerimizi hafife almak gerçekten bir baş etme stratejisi mi, yoksa sadece hissetmekten kaçtığımız duyguların üzerini mizahla örtmeye mi çalışıyoruz?”
Gülmek ve mizah, hayatın o ağır yüklerini taşırken elimize aldığımız en pratik kalkanlardan biri. Ancak mizahı nasıl ve ne zaman kullandığımız, onun ruhumuza şifa mı yoksa hislerimizi bastıran bir engele mi dönüştüğünü belirliyor.
İşte tam da bu yüzden bu hafta seninle hepimizin günlük hayatta sıkça başvurduğu o ortak deneyimi konuşmak istedim: Dertlerimizi espriye vurmak kötü bir şey mi? Yoksa böyle iyi, devam mı?
Peki, acının ortasında gülümsemeye çalışırken psikolojik olarak arkada neler dönüyor?
Hepimiz farklı zamanlarda mizaha sarılsak da zihnimizin ve duygularımızın bu süreçte geçtiği bazı ortak yollar var. Gel, bunlara biraz daha yakından bakalım.
Mizah Bir Güvenlik Sübabı mı, Kaçış Kapısı mı?
Psikolojide “kara mizah” veya “mizahi baş etme” dediğimiz şey, aslında zihnimizin yüksek kaygı ve stres anlarında devreye soktuğu çok doğal bir savunma mekanizması. Zorlayıcı bir durumla karşılaştığımızda duygusal yük o kadar ağır gelebiliyor ki mizah, o yükün bir kısmını boşaltan bir güvenlik sübabı görevi görüyor. O an durumu hafife almak, zihnimizin bize “Şu an güvendesin, bu durumla baş edebilirsin.” deme şekli oluyor. Yani zor durumlarda espri yapmayı, gülmeyi tek başına asla “kötü” ya da “yanlış” bir şey olarak görmüyoruz. Aksine, direncimizi artıran ve duruma mesafe koyup nefes almamızı sağlayan sağlıklı bir esneklik olarak değerlendirebiliyoruz.
Gözden Kaçan Tehlike: “Duygusal Bypass” Yapmak
Ancak işin rengi, mizah tek baş etme yöntemimiz haline geldiğinde değişmeye başlıyor. Eğer hissetmemiz gereken hüznü, öfkeyi, kırgınlığı ya da çaresizliği hiç yaşamadan direkt espriye sığınıyorsak burada “duygusal bypass” yapıyoruz. Yani o olumsuz duyguya temas etmekten korktuğumuz için üstünü hızla bir kahkaha katmanıyla kapatıyoruz. Problem şu ki esprisini yapıp geçtiğimiz ama hissetmeye izin vermediğimiz dertler yok olmuyor; arka planda birikmeye ve bedenimizde ya da ilişki dinamiklerimizde başka şekillerde yüzeye çıkmaya devam ediyor.
Peki, mizahtan vazgeçmeden dertlerimizi daha sağlıklı bir şekilde nasıl göğüsleyebiliriz? "Gülmeyelim mi yani?" Elbette hayır! Mizah yine hayatımızda olsun ama yanına şunları da eklemek harika olur:
1. Duyguya önce bir “uğramak”: Bir acıya ya da derde espri yapmadan önce birkaç saniye durup "Şu an gerçekten ne hissediyorum? Üzgün müyüm, kırgın mıyım?" diye sormak. O hissi bedende ve zihinde birkaç an olsun ağırlayıp tanıdıktan sonra esprisini yapmak, duygudan kaçmak yerine onu kapsayarak dönüştürmeyi sağlıyor.
2. Şefkatli bir kapsayıcılık: Espri yaparken kendimizi veya yaşadığımız acıyı küçümsememek. Mizahı durumun ciddiyetini yok saymak için değil, o ciddiyetin getirdiği ağırlığı hafifletip kendimize şefkat göstermek için kullanmak.
3. Güvenli alanlarda gerçek hisleri açmak: Her zaman "güçlü" ve "her şeyi göğüsleyen" biri gibi görünmek zorunda değiliz. Güvendiğimiz insanlarla konuşurken mizah kalkanını düşürüp "Aslında bu durum beni çok incitti." diyebilmek, duygusal yükü gerçekten hafifletiyor.
Bir yandan da şunu düşünüyorum: Mizah, fırtınalı bir denizde yüzerken tutunduğumuz bir can simidi gibi… Bizi suyun üstünde tutuyor, nefes aldırıyor ve batmamızı engelliyor. Ancak suyun üstünde kalmak yetmiyor; bazen de kıyıya doğru yüzmek, o fırtınanın varlığını kabul edip dalgalarla yüzleşmek gerekiyor. Can simidini bırakmak zorunda olmasak da kürek çekmeyi de öğrenmek hayatımızı kolaylaştırıyor. Mizahı duygularımızdan kaçmak için değil, duygularımızı göğüsleyecek gücü toplamak için kullandığımızda gerçek bir şifaya dönüşüyor.
Bültenin sonuna gelirken ben de sana küçük bir soru sormak istiyorum: En son hangi derdinin esprisini yaparken içindeki hangi gerçek duyguyu saklamaya çalıştın?
Umarım bu sorunun cevabını ararken kendine karşı olabildiğince şefkatli davranabilir, kahkahalarının arasına sıkışmış o hassas duyguları sevgiyle sarmalayabilirsin.
Gülümsemenin hafifliğini ve hissetmenin cesaretini bir arada bulduğun bir hafta olması dileğiyle…
Sevgiyle,
Zeyna
Gönderi yok

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.