RSS Amplifier

sevgiligunluk · Aug 12, 2026

kendini saklayarak bulunmayı beklemek

0
Sign in to vote or save

sevgili günlük · sevgiligunluk

“insan bazen bir başkasının gözlerinde kendine yer ararken, kendi hayatında misafir olduğunu fark etmiyor. yıllarca biri gelsin diye beklediği kapının ardında aslında kendisi oturuyor.”

bazı ihtiyaçlar vardır ki insan onları yüksek sesle söylemeye utanır. aç olduğunu söylemek kolaydır, yorulduğunu söylemek kolaydır, hatta hayatından memnun olmadığını söylemek bile bir noktaya kadar kolaydır.

ama ben de sevilmek istiyorum demek nedense insanın boğazına takılır. özellikle de uzun zamandır kendi hayatını kendi elleriyle taşıyan biriysen.

çünkü bir süre sonra güçlü görünmek, sadece dışarıya verdiğin bir görüntü olmaktan çıkar, kendin hakkında inandığın bir şeye dönüşür. “ben hallederim.” “benim kimseye ihtiyacım yok.” “olursa olur, olmazsa da hayat devam ediyor.”

bunları o kadar çok söylersin ki bir gün gerçekten böyle hissettiğini sanırsın. belki de hissedersin ama insanın içinde aynı anda birbirine zıt iki gerçek yaşayabilir.

hem kendi başına iyi olabilir hem de birinin onu gerçekten sevmesini isteyebilir. hem yalnızlığından nefret etmeyebilir hem de hayatını paylaşacak birini özleyebilir.

birine ihtiyaç duymamakla birinin sevgisini istememek aynı şey değil. kendi hayatını sürdürebilmek, kalbinin bir başkasına açılmayacağı anlamına gelmiyor. kendi parasını kazanmak, kendi kararlarını vermek, tek başına bir yere gitmek, kendi problemlerini çözmek, gerektiğinde kendini teselli edebilmek insanı sevgiden muaf tutmuyor.

insan hala insan. hala birinin gözünde özel olmak istiyor. hala bir gün birinin onu diğer insanlardan ayırıp “sen” diye bakmasını istiyor. hala anlatırken yarıda kesilmeden dinlenmek, bir şey söylemesine gerek kalmadan anlaşılmak, kalabalıkta birinin gözünün onu araması gibi çok basit görünen ama aslında insanın en derin yerine dokunan şeyleri istiyor.

ve bunu istemekten utanıyoruz.

bazen bir arkadaş grubunda otururken bunu çok garip bir biçimde hissederiz. herkes bir şekilde hayatının bir yerinde birilerine bağlanmış oluyor. birinin sevgilisi var, biri nişanlanmış, biri sürekli biz diye anlatıyor hayatını.

mesele onların sevgilisinin olması değil. senin hayatında henüz böyle bir “biz” cümlesinin bulunmaması.

insan bazen başkasının sahip olduğu şeyi istemez ama başkasının sahip olduğu şeyin kendi hayatında neden hiç yaşanmadığını merak eder. aradaki fark çok büyük ve çoğu zaman bizi yaralayan da tam olarak bu olur.

“ben ne zaman sevileceğim?” bu soru kimseye sorulmaz. hatta çoğu zaman kendimize bile açıkça soramayız ama bir yerlerde yaşar.

birinin düğün fotoğrafını görürken, arkadaşının sevgilisinden bahsedişini dinlerken, birinin doğum gününde yanında yıllardır aynı insanın olduğunu fark ederken, bir çiftin birbirinin cümlesini tamamladığını gördüğümüzde, hatta bazen sokakta birbirine hiç konuşmadan bakan iki insanın arasındaki o tanıdık rahatlığı gördüğümüzde içimizden geçer.

“benimki nerede?” ve hemen arkasından başka bir ses gelir. “acelem yok.” “zaten doğru insan yok.” “zaten günümüzde ilişkiler çok yüzeysel.” “ben öyle sıradan bir ilişki istemiyorum.” “kısmetse olur.”

bunların hepsi doğru olabilir. gerçekten de acelemiz olmayabilir. gerçekten de çevremizde gördüğümüz birçok ilişki, dışarıdan göründüğü kadar güzel olmayabilir. gerçekten de yalnız kalmak, yanlış bir insanla birlikte olmaktan daha huzurlu olabilir.

ama insan kendine dürüst olmadığında en doğru cümleleri bile yanlış amaçlarla kullanabiliyor.

bazen “standartlarım yüksek” dediğimiz şey, “birinin beni seçmemesini kaldıramam” demek oluyor.

bazen “ben böyle şeylere ihtiyaç duymuyorum” dediğimiz şey, “ihtiyacım olduğunu söylersem zayıf görüneceğim” korkusunun daha şık bir hali oluyor.

ve bazen “kısmet” dediğimiz şey gerçekten kader inancı değil; sonucu kontrol edemediğimiz bir konuda kendimizi rahatlatmanın yolu oluyor.

çünkü belki de mesele gerçekten kimsenin bizi sevmemesi değil, sevilmek için kendimizi hiç tam anlamıyla ulaşılabilir bir yerde tutmamamız. belki biri yaklaşmaya çalıştığında onun davranışlarını günlerce analiz edip, küçücük bir tereddütte geri çekiliyoruz.

belki hoşlandığımız birinin yanında olduğumuzda normalde olduğumuz insandan daha mesafeli davranıyoruz. belki birinin bizi beğenmesinden hoşlanıyoruz ama onun bizi gerçekten tanımasına izin vermiyoruz çünkü beğenilmek güvenli ama tanınmak değil.

beğenilen taraflarımızı gösterebiliriz. başarımızı, zekamızı, mizahımızı, düzgün konuşmamızı, insanlara karşı nazik oluşumuzu, hayatımızı idare edebilmemizi, kendi ayaklarımız üzerinde duruşumuzu.

ama ya sevilemeyeceğini düşündüğümüz taraflarımız? ya fazla hassas olduğumuz anlar? ya saçma bir şeye alındığımızda bunu saklayamamamız? ya birini gerçekten önemsediğimizde kıskançlaşmamız? ya bazen çocuksu davranmamız? ya her şeyi kontrol edemediğimizde içimizin birbirine girmesi? ya birinin bizi terk etme ihtimalini daha ortada hiçbir şey yokken kafamızda büyütmemiz?

ya aslında düşündüğümüz kadar cool olmadığımızı, birinin mesajını beklerken telefonun ekranını gereğinden fazla kontrol ettiğimizi, onun söylediği tek bir kelimeyi saatlerce zihnimizde çevirdiğimizi itiraf etmemiz gerekirse?

bence insanın asıl çıplaklığı burada başlıyor. çünkü görülmek, güzel taraflarının fark edilmesi değil, saklamaya çalıştığın taraflarının da bir başkasının gözünden kaçmaması.

birinin senin ne kadar güçlü olduğunu bilmesi değil yalnızca. güçlü olmadığın gününü de bilmesi. insanların yanında gayet iyi idare ettiğin bir günü değil, hiçbir şey olmamasına rağmen içinin daraldığı o anlamsız akşamı da bilmesi.

herkesin senden fikir aldığı halini değil, bazen ne yapacağını bilemediğin halini de görmesi. herkes seni sakin sanarken içinde kopan şeyi fark etmesi. iyiyim dediğinde gerçekten iyi olmadığını anlaması.

ama burada korkunç bir paradoks var. biz görülmek istiyoruz ama görülmekten de korkuyoruz. birinin bizi gerçekten tanımasını istiyoruz ama kendimizle ilgili bazı gerçekleri onun da öğrenmesinden korkuyoruz.

“beni olduğum gibi sevsin” diyoruz. ama “olduğum gibi” dediğimiz şeyin içinde kendimizin bile sevmediği parçalar olduğunu unutuyoruz.

sonra bir gün “beni kimse gerçekten anlamıyor” diyoruz. belki de hayatımızdaki insanların bizi anlamasına izin verecek kadar açık olmamışızdır.

belki yıllardır insanların önüne düzenlenmiş bir versiyonumuzu koyuyoruz. herkesin sevmesi daha kolay olanı. problem çıkarmayanı. fazla istemeyeni. kendi işini kendi göreni. duygularını makul ölçülerde tutanı. “yok bir şey” demeyi bilenini. kırıldığı zaman bile karşısındakini rahatlatanı. terk edilme ihtimalini azaltmak için kendinden biraz biraz vazgeçeni.

sonra da dönüp kimse beni görmüyor diye üzülüyoruz ama kimseye bakması için gerçek yüzümüzü göstermediysek, kim neyi görecek?

bunu yazarken kendimi bunun dışında tutmuyorum. tam tersine, en çok kendime söylüyorum bunları. çünkü insanın bazı gerçekleri vardır, onları başkasına anlatırken bile aslında kendi yüzüne konuşur.

ben de uzun süre kendi kendime ben zaten tek başıma gayet iyiyim dedim. bunu söylerken yalan söylemiyordum. gerçekten tek başıma yapabiliyorum. kendi hayatımı kurabiliyorum. bir yere gitmem gerekiyorsa giderim. bir karar vermem gerekiyorsa veririm. zor bir şey olduğunda bir şekilde altından kalkarım. kimseyi aramadan da günler geçirebilirim.

ama bütün bunların hiçbiri şu sorunun cevabı değil. “peki sen sevilmek istiyor musun?” evet. bunu söylemek neden bu kadar zor?

neden bir insanın sevgiyi istemesi, sanki onun güçlü olmadığı anlamına geliyormuş gibi davranıyoruz?

neden “benim kimseye ihtiyacım yok” demek gururlu, “ben de birinin beni sevmesini istiyorum” demek muhtaçlık gibi algılanıyor?

belki de burada kendimize yaptığımız en büyük kötülük, ihtiyacımız olan şeyi küçümsemek. çünkü insan birine muhtaç olmakla birinin varlığını arzulamak arasında koskoca bir dünya olduğunu unutuyor.

ben birinin beni kurtarmasını istemiyorum. hayatımı bir başkasının üzerine kurmak da istemiyorum ama bazen birinin hayatında benim için ayrılmış bir yer olsun istiyorum.

kimsenin mecburiyeti olmadığım, kimsenin “denk geldiği için” hayatında bulunmadığım, yerine başkası konduğunda hiçbir şey değişmeyecek biri olmadığım bir yer.

birinin aklından geçtiğimde “bunu ona da anlatmalıyım” dediği insan olmak. bir şey olduğunda aranan kişi olmak. bir şehirde bir sokaktan geçerken aklına gelen kişi olmak. bir şarkının bazı yerlerini benimle ilişkilendirmesi. kalabalığın içinde gözünün beni bulması.

ve belki de en önemlisi, benim yanımda kendisi olabildiği gibi benim de onun yanında kendimi korumak zorunda kalmamam.

insanın asıl özlediği bazen bir sevgili değildir. birinin yanında nöbet tutmayı bırakabilmektir.

çünkü bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini koruyarak yaşarlar. kimseye tamamen yaslanmazlar. kimsenin eline bütün ağırlıklarını bırakmazlar. sevilseler bile sevgiyi ölçerek alırlar.

karşılarındaki insan biraz yaklaşınca “fazla mı yaklaştı?” diye düşünürler. biri uzaklaşınca “zaten böyle olacağını biliyordum” derler. böylece hiçbir şey onları gerçekten şaşırtmaz.

insanın kendi kendini bitirmesi bazen böyle oluyor. küçük geri çekilmelerle, birine yazacakken vazgeçmekle, hoşlandığını belli etmemekle, yanlış anlaşılırım diye sıcaklığını kısmakla, birinin sana yaklaşmasını beklerken senin de ona doğru bir adım atman gerektiğini unutmakla, bir ilişki ihtimalini daha başlamadan zihninde yüz kere bitirmekle..

elbette herkesin hayatına istediği insan istediği zamanda girmiyor. aşk bir başarı ölçütü değil. sevilebilir olmakla ilişki yaşamak arasında doğrudan bir denklem yok. dünyanın en güzel, en akıllı, en iyi insanı bile yalnız kalabilir.

bazen hiçbir yanlış yapmadığın halde birileri seni seçmez. bazen zamanlama tutmaz. bazen iki insan birbirini sevse bile aynı yerde duramaz. bazen hayat gerçekten adil değildir. bunu kabul etmek gerekiyor.

ama insan bazen beni kimse seçmedi derken, aslında kendisinin kimi seçtiğine hiç bakmıyor. belki hep ulaşılması zor insanları seçiyoruz. belki bize karşı net olmayan insanlara daha çok çekiliyoruz. belki bizi seven biri geldiğinde içimizde aynı heyecanı hissetmiyoruz çünkü sakin bir sevgi bize tanıdık gelmiyor.

hayatında şükredecek onlarca şey varken bir ilişkiyi eksiklik gibi hissetmek sana nankörlük gibi geliyor. kendine kızıyorsun. “benim derdim bu mu şimdi?” diyorsun.

dünyada insanların uğraştığı gerçek sorunlar var. sağlık, para, kayıplar, savaşlar, aileler, gelecek kaygısı. sen ise birinin seni sevip sevmediğini düşünüyorsun. bu yüzden o duyguyu bastırıyorsun, küçümsüyorsun, başka şeylerle örtüyorsun. daha çok çalışıyorsun. daha çok üretiyorsun. kendine yeni hedefler koyuyorsun.

benim kendime odaklanmam lazım diyorsun ama insanın kalbi bir proje yönetim sistemi değil. ona yeni bir hedef verdiğinde eski soruyu unutmak zorunda değil.

ben kendimi seviyor olabilirim ve yine de biri tarafından sevilmek isteyebilirim. çünkü kendini sevmek, başka bir insanın sana verebileceği o özel duygunun yerini tamamen doldurmuyor.

bir insanın seni seçmesinin verdiği şey sadece değerliyim hissi değil. başka bir şey daha var orada. birinin hayatına tanıklık etmek ve birinin de senin hayatına tanıklık etmesi. günün sonunda yaşadığın küçük bir şeyi anlatabileceğin bir insanın olması.

herkesin önemsemeyeceği bir ayrıntının ikiniz arasında anlam kazanması. bir markette gördüğün saçma bir şeyi fotoğrafını çekip gönderebilmek. bir yere giderken bunu o severdi diye düşünmek. birinin kötü geçen gününü yüzünden anlayabilmek. onun sevdiği kahveyi sipariş vermesine gerek kalmadan bilmek. bazen hiçbir şey konuşmadan yan yana oturabilmek.

bunlar küçük şeyler gibi anlatılıyor ama insan hayatı zaten büyük olaylardan çok bu küçük şeylerin birikiminden oluşuyor. bu yüzden yalnızlığın en ağır tarafı, bu küçük şeylerin tanıksız kalması. insan hayatının büyük kısmını paylaşacak birinden çok, küçük ayrıntılarını emanet edebileceği birini özlüyor.

birinin seni sevmesi seni seviyorum demesinden çok daha geniş bir şey. senin nasıl sustuğunu bilmesi. bir konuda gerçekten heyecanlandığında konuşma hızının değiştiğini fark etmesi. bir ortamda rahatsız olduğunda gözlerinin başka yerlere kaydığını anlaması. bir şey seni kırdığında hemen anlatmadığını bilmesi. önemli değil dediğinde bazen aslında çok önemli olduğunu bilmesi.

insanın içinde çok tuhaf bir özlem var bunun için. birinin bizi çözmesini istiyoruz ama çözülmekten de korkuyoruz.

çünkü bugüne kadar kendimizi hayatta tutmak için oluşturduğumuz birçok kimlik, biri bizi gerçekten tanıdığında işe yaramaz hale geliyor.

“ben güçlü biriyim.” peki ya ağlarsam? “ben kolay bağlanmam.” peki ya birine çok bağlanırsam? “ben kimseyi kovalamam.” peki ya gerçekten istediğim biri için bir adım atarsam? “ben reddedilmeyi umursamam.” peki ya reddedilirsem canım çok yanarsa?

bütün o cümleler, insanın kendisine ördüğü küçük savunma duvarları. bazıları yıllarca işe yarıyor. seni utançtan koruyor, reddedilmekten koruyor, başkasının seni küçümsemesinden koruyor ama bir noktadan sonra korumakla hapsetmek arasındaki çizgiyi kaybediyorsun.

ve sonra hayatında kimse yok diye üzülürken, aslında kimsenin içeri girebileceği kadar yer bırakmadığını fark etmiyorsun.

ben yarım değilim ama bütün olmam, birinin beni sevmesini istemediğim anlamına da gelmiyor. bir başkasının hayatında yer almakla kendi hayatımdan vazgeçmek aynı şey değil.

ben sadece gerçek olmak istiyorum. bazen güçlü, bazen korkak. bazen kendi kendine yeten, bazen bir omuza ihtiyaç duyan. bazen çok seven, bazen sevildiğine inanmakta zorlanan. bazen ne istediğini bilen, bazen hiçbir şey bilmeyen.

ve bütün bunların aynı insanda bulunabileceğini kabul ederek yaşamak istiyorum.

artık kendimizi tek bir sıfatın içine sığdırmaya çalışmamaktan vazgeçmemiz gerekiyor. “güçlü kadın.” “bağımsız erkek.” “ilişki istemeyen insan.” “yüksek standartları olan biri.” “yalnızlığı seven biri.”

bunların hiçbirisi bütün hikayemiz değil. biz bazen aynı gün içinde bile birbirine zıt şeyler isteyebilen insanlarız. hem özgür olmak hem ait olmak istiyoruz. hem kendi alanımızı korumak hem birinin hayatında yer etmek istiyoruz. hem kimseye muhtaç olmamak hem birinin bizi özlemesini istiyoruz.

bunun çelişki olduğunu sanıyoruz ama değil. insan olmak biraz da bu.

“insan bir gün sevileceğinden değil, hiç sevilmezse kendisi hakkında yıllardır taşıdığı bütün şüphelerin haklı çıkacağından korkuyor.”

Gönderi yok

Read the original on sevgiligunlukx.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.