RSS Amplifier

Elif Key | ÇETELE · Aug 18, 2026

Bir Davanın Anatomisi: Lindsay Clancy Davası (14)

0
Sign in to vote or save

elif key · Elif Key | ÇETELE

Davanın 14. gününe geldiğimizde savcılığın bize tanıttığı Lindsay Clancy artık yalnızca üç çocuklu, iyi bir evliliği varmış gibi görünen, güzel bir evde yaşayan, sessiz ve nazik bir kadın değildi. Savcılığın 14 gün boyunca parça parça kurduğu başka bir Lindsay vardı.

Fotoğraflarda gülümsüyordu ama o gülümsemenin arkasında, dışarıya yalnızca göstermek istediği kadarını gösterdiği karanlık bir dünya taşıyordu. İnsanların arasındayken neşeli, sohbete katılan, arkadaşlarıyla gülen bir kadındı, kapılar kapandığında ise yataktan çıkmayan, kendi zihninin içinde başka savaşlar veren biri. Ama savcılığın anlatısında bu savaşların masum, makule yakın bir açıklaması yoktu.

Doktor doktor geziyordu. Doktorların yazdığı ilaçlardan memnun olmuyor, yenilerini istiyor, dozları sorguluyor, sürekli başka bir çözüm arıyordu. Bir türlü tatmin olmayan, kontrolü elinden bırakmak istemeyen, takıntılı, bencil, manipülatif bir kadındı. Çocuklarının boğazından geçen her lokmayı hesaplaması bile özenli anneliğinin değil, obsesifliğinin kanıtıydı. Depresyonda olduğunu söylüyordu ama sabah kalkıp saatlerce spor yapabiliyordu. Yataktan çıkamadığını söylüyordu ama arkadaşlarının yanında gülebiliyordu. Çalışamayacak kadar kötü olduğunu söylüyordu ama hayatının bazı parçalarını sürdürebiliyordu.

Üstelik savcılığın çizdiği zaman çizelgesinde ne zaman doğum izninin sonu yaklaşsa, ne zaman işe dönme ihtimali kapıya dayansa, Lindsay yeniden kötüleşiyordu. Böylece hastalığı bile yavaş yavaş şüpheli hale getirildi: Gerçekten hasta mıydı, yoksa işe dönmek istemiyor muydu? Lindsay’in hastalığı tembellik olabilir miydi? Kocası nasılsa çalışıyordu?

Hastanenin acil servisinde, hayatının en ağır dönemlerinden birinin ortasında bile kendi fotoğrafını çekebilecek kadar kendine dönük, şımarık bir kadındı. Kameralar açıkken başka, eve dönüp kapılar kapandığında başka biriydi. Savcılığın Lindsay’i buydu. Ve o Lindsay’in içindeki karanlık, 24 Ocak 2023 gecesi artık yalnızca kendisini yutmadı.Üç çocuğunun hayatına kendi elleriyle son verdi. Bunun hukuki sorumluluğundan kaçmak isteyen de aynı Lindsay’di. Çünkü savunmasına göre çocuklarını öldürdüğü sırada ağır bir ruhsal hastalığın, postpartum psikozun içindeydi ve cezai sorumluluğu yoktu. Sırf bu sebepten boğazını, bileklerini kesmiş, kendini evinin 2. Katından aşağı atmıştı. Ama eski bir atlet olsa da nasıl atlayacağının hesabını doğru yapamamış, şimdi mahkeme salonunda ömrünün sonuna kadar mecbur kaldığı tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.

İki kadın savcı, Lindsay Clancy’nin hayatını neredeyse mikroskop altına yatırdı. Hamileliklerini, doğumlarını, anneliğini, evliliğini, arkadaşlıklarını, doktor randevularını, ilaçlarını, mesajlarını, internet aramalarını, ne yediğini, ne kadar spor yaptığını, çocuklarına ne yedirdiğini, ne zaman güldüğünü, ne zaman ağladığını, ne zaman yataktan çıktığını, ne zaman çıkmadığını, annesiyle ne yazıştığını, kocasına attığı mesajları. Hayatının ilk günlerinden çocuklarının öldüğü güne kadar Lindsay Clancy’yi didik didik ettiler.

Çünkü savcılığın anlatısında bütün bu küçük parçaların aynı yere varması gerekiyordu

Bu, aklını kaybetmiş bir annenin hikayesi değildi.
Bu, ne yaptığını bilen bir kadının hikayesiydi.

İki erkek savcının Lindsay Clancy’nin nasıl annelik yaptığını, çocuklarına ne yedirdiğini, ne kadar spor yaptığını, doğum izninden sonra işe dönmek isteyip istemediğini, depresyondayken neden arkadaşlarıyla gülebildiğini günlerce sorguladığını düşünün. Aynı dava olmazdı. Zaten kazanamazlardı da. Savunmanın yapması gereken tek şey de jüriye dönüp bu manzarayı göstermek ve “Bir erkek, üç çocuk doğurmuş bir kadına nasıl anne olması gerektiğini anlatıyor” demek olurdu. Soruları iki kadın sorunca mesele değişti, Lindsay Clancy’nin nasıl bir anne olduğunu, çocuklarını nasıl öldürdüğünü sorgulamak için erkek sesine ihtiyaçları yoktu.

Ayın iki yüzü vardı. Karanlık yüzünü onlar anlatmıştı. Şimdi savunma, on dört gündür gölgede bırakılan yüzünü göstermeye çalışacaktı.

Savcılığın son tanığı Ian Whiffin’di. Maalesef mahkemelerde tanıklık konusunda kredisi ve güvenilirliği azalmış Whiffin. Zira Karen Read davasını duyanların ya da davayı yakından takip edenlerin çok iyi tanıdığı Ian Whiffin Lindsay’nin iPhone’undaki Apple Health verileri yorumlamak üzere kürsüdeydi.

Whiffin, Karen Read (yazının sonuna Karen Read davasına dair bir not ekledim, okumak isterseniz) davasında jüriye çok mühim bir bilgi vermişti ve şöyle demişti: Apple Health size bir insanın gerçek hayatta tam olarak ne yaptığını söylemez. Telefon, üç metrelik bir yükseltiyi “bir kat çıkıldı” diye kaydedebilir. Bunun için gerçekten merdiven çıkmış olmanız şart değildir. Örneğin araçla bir yokuştan çıkarken bile telefon bunu çıkılan kat olarak algılayabilir.

Aynı Ian Whiffin’in bu kez önündeki telefon John O’Keefe’in değil, Lindsay Clancy’nindi.

Savcılık Whiffin aracılığıyla Lindsay’in iPhone ve Apple Watch kayıtlarından 24 Ocak akşamının dijital zaman çizelgesini çıkarmaya çalıştı. Telefonunun en son saat 17.13’te açıldığını, Patrick’in daha sonra yaptığı iki aramanın cevapsız kaldığını, bu iki aramanın arasında Lindsay’in Patrick’i aradığı 14 saniyelik bir görüşme bulunduğunu anlattı. Safari geçmişini, ilaçlarla ilgili aramalarını, depresyon hakkındaki araştırmalarını ve Three V restoranına giden güzergahın telefondan aranmasını jüriye gösterdi. Ancak asıl mesele Apple Watch’tu.

Whiffin’in ifadesine göre 24 Ocak’ta Lindsay’in kaydedilen kalp atış hızı dakikada yaklaşık 50 ile 122 arasında değişiyordu. Apple Health verileri ayrıca yaklaşık 17.33 ile 17.38 arasında iki kat merdiven çıkıldığını kaydetmişti.

Bu zamanlama önemliydi çünkü Patrick, 17.33’te CVS’ten Lindsay’i aramış ancak Lindsay telefonu açmamıştı. Yaklaşık bir dakika sonra Lindsay’in telefonu Patrick’i geri aradı ve görüşme 14 saniye sürdü. Patrick daha önceki ifadesinde Lindsay’in sesinin sessiz geldiğini ve bir şeyle meşgul gibiydi demişti. Savcılığın altını çizdiği mesaja göre Lindsay soğukkanlı bir katildi, çocuklarını öldürürken kalbi normal bir insan gibi atıyordu.

Whiffin ayrıca cinayetlerden önceki günlerde yapılan internet aramaları hakkında da ifade verdi. Bunların arasında ketamin ve intihar düşüncesi, postpartum psikoz, psikoz belirtileri, ilaçlar ve depresyon hakkında aramalar bulunuyordu. Jüriye, Lindsay’in çocukların öldürülmesinden yalnızca birkaç gün önce, 19 Ocak’ta postpartum psikoz hakkında arama yaptığı da gösterildi.

Kevin Reddington’ın çapraz sorgusunda Whiffin’in kabul ettiği şeylerden biri de buydu. Lindsay’in Apple Watch’u saat 17.23’te aktivite kaydetmeyi bırakmıştı; sonrasında görülen kayıtların neden kesildiğini ise Whiffin bilmiyordu. Saat kapatılmış olabilir, bataryası bitmiş olabilir, başka teknik bir sebep olabilir. Bunu veriden söylemenin yolu yoktu. Reddington ayrıca Lindsay’in notlarından birini daha jüriye gösterdi. Şöyle yazıyordu.

“Ben dünyanın en sağlıklı, en mutlu annesiydim. Her sabah spor yapardım, meditasyon yapardım, kendime iyi bakardım ve sonra hayatım resmen boka sardı.”

Bu önemli çünkü savcılık dijital delilleri Lindsay’in plan yapabildiğini ve aktif olduğunu göstermek için kullanırken, Reddington aynı cihaz geçmişini bambaşka bir şeyi göstermek için kullandı: Kendi ruhsal durumunun ne kadar dramatik biçimde değiştiğini bizzat kayda geçiren bir kadın.

Yine bir Massachusetts mahkeme salonunda bir başka jüriye, “kat çıkıldı” kaydının mutlaka merdiven çıkıldığı anlamına gelmediğini anlatan adam, şimdi başka bir jüriye aynı teknolojinin ürettiği kayıtları açıklıyordu.

Whiffin Lindsay’in internet geçmişine bakmıştı ama incelemesi cinayetlerden yalnızca üç hafta geriye gidiyordu. Bu üç haftalık dönemde ilaçların yan etkileri, Wellbutrin’in depresyonda ne kadar hızlı etki ettiği, uyku yoksunluğu ve intihar düşüncesi dahil pek çok arama vardı. Yani savcılığın son tanığı jüriye yalnızca Lindsay’in hareketlerini göstermedi. İstemeden de olsa, aylardır savunmanın söylediği başka bir şeyi tekrar önlerine koydu: Bu kadın öldürmeden önce haftalar boyunca zihninde ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Savcılığın dijital delili burada garip bir biçimde iki tarafa birden hizmet etmeye başladı.

Ian Whiffin kürsüden inince Jennifer Sprague ayağa kalktı. Ve yaklaşık dört haftadır bu salonu kendi tanıklarıyla dolduran savcılık sonunda şu cümleyi söyledi: “The Commonwealth rests.”

Günlerdir onlarca tanık, yüzlerce belge, mesaj, arama kaydı, tıbbi kayıt ve dijital delilin ardından savcılık dosyasını kapattı. 168 tanık çağıracaklarını bildirdikleri davada 71. kişide durdular. (Gibi’den bir sahne gibi: Seni 14. yumurtaya geldiğinde ne durdurdu?)

Kevin Reddington, daha tek bir savunma tanığını bile kürsüye çağırmadan önce, jürinin salonda bulunmadığı sırada önemli bir hamle yaptı. Ve Yargıç William Sullivan’dan Lindsay’i akıl hastalığı nedeniyle suçsuz bulmasını; bunu yapmayacaksa üç birinci derece cinayet suçlamasını ikinci derece cinayete indirmesini istedi.

Reddington’a göre savcılığın kendi sunduğu deliller bile Lindsay’in “açık ve tartışmasız biçimde bir akıl hastalığı ya da zihinsel bozukluktan muzdarip olduğunu” ortaya koymuştu.

Aylar boyunca giderek kötüleşen ruhsal durumunu, Lindsay’in tekrar tekrar doktorlardan ve psikiyatri çalışanlarından yardım istemesini hatırlattı. Lindsay yardım aramaya devam ederken kendisine çuvalla ilaç yazılmıştı. Ve bütün bunlara rağmen Lindsay kötüleşmeye devam etmişti.

Reddington ayrıca savcılığın, tasarlayarak ve önceden planlayarak öldürme unsurunu kanıtlamaya yetecek delil sunamadığını savundu. Savcı Jennifer Sprague buna karşı çıktı. Reddington’ın talebinin henüz erken olduğunu söyledi, savunma daha tek bir tanık bile çağırmamıştı. Üstelik savunma kendi dosyasını tamamladıktan sonra savcılığın karşı delil sunma ve kendi uzmanları dahil yeni tanıklar çağırma hakkı vardı. Yargıç Sullivan Reddington’ın talebini reddetti. Böylece Lindsay hakkındaki üç adet birinci derece cinayet suçlaması da aynen yerinde kaldı.

Reddington Lindsay’in hikayesine bir psikiyatrist veya bir adli tıp uzmanıyla başlamadı. İlk olarak kürsüye Lindsay’in yıllarca birlikte çalıştığı bir hemşire geldi.

Massachusetts General Hospital’da doğum ve doğum sonrası bölümünde çalışan Margaret Hamp, Lindsay Clancy’nin eski iş arkadaşlarından biriydi. Savunmanın ilk tanığı oydu. Bilinçli bir tercihte bulunmuş, Hamp’ten Lindsay’in nasıl bir hemşire, nasıl bir insan, nasıl bir anne olduğunu anlatmasını istiyordu.

Hamp, Lindsay’i “gerçekten çok iyi bir hemşire” olarak tanımladı; şefkatli, nazik ve hastalarının haklarını güçlü biçimde savunan biriydi. İşini çok sevdiğini, bakımını üstlendiği ailelerle duygusal olarak öylesine bağ kurduğunu söyledi ki bazen hiç tanımadığı insanların doğumları sırasında bile ağlardı. Hamp ayrıca Lindsay’in gece vardiyalarında çalışırken, işlerin sakin olduğu anlarda, düzenli olarak çocuklarının odalarındaki canlı kamera görüntülerini açar, uyurken iyi olup olmadıklarını kontrol ederdi.

Hamp, Cora’yla ilgili bunun da ötesine geçen bir olayı hatırladı. Lindsay işteyken kamerayı kontrol etmiş ve o sırada henüz bebek olan Cora’nın beşiğinde ağladığını görmüştü. Patrick’e defalarca ulaşmaya çalışmış ancak cevap alamamıştı. Cora için o kadar endişelenmişti ki ne olacağını görmek için beklemek istemedi. Sonunda polisi arayarak eve gidip Cora’nın iyi olup olmadığını kontrol etmelerini istedi.

Ancak Hamp’in ifadesinin en çarpıcı bölümü, Lindsay’le Andrea Yates hakkında yaptığı bir konuşmaydı. (Bu Andrea Yates davasına bakmak gerekir sanki ama.. Düşünelim. Yazımızı kışa çevirmeyelim.)

Konu, Hamp ile Lindsay’in intihar düşünceleri yaşayan hamile bir hastayla karşılaşmasının ardından açılmıştı. Anlaşılan Lindsay, Yates davasını bilmiyordu, bunun üzerine Hamp ona olayı anlattı. Yates, ağır bir ruhsal hastalığın etkisi altındayken 2001 yılında beş çocuğunu suda boğarak öldüren Teksaslı anneydi. Daha sonra akıl hastalığı nedeniyle cezai sorumluluğu bulunmadığına karar verilmişti. Hamp’in anlatımına göre Lindsay, Yates’in ne yaptığını duyduğunda çok duygulandı. Ağladı ve şu soruyu sordu:“Bir anne çocuklarına nasıl zarar verebilir?”

Üç buçuk yıl sonra Margaret Hamp, o cümleyi Lindsay Clancy’nin üç çocuğunu öldürmekten yargılandığı mahkeme salonunda jüriye anlatıyordu. Bazen bir davanın en ürpertici anı otopsi fotoğrafı değildir. Bir insanın yıllar önce söylediği masum bir cümlenin, gelecekte başına gelecek felaketin içinde yeniden karşınıza çıkmasıdır.

Ruhsal çöküşten önceki Lindsay çocuklarını kameradan kontrol eden, ağlayan bebeği için endişelenip polisi eve gönderecek kadar kaygılanan ve başka bir annenin kendi çocuklarına zarar verdiğini duyduğunda ağlayan bir kadındı.

Ondan sonra kürsüye çıkacak tanıklar ise bu kadının değişmeye başladığında neler olduğunu anlatacaktı. Önce Lindsay’in kız kardeşi geldi. Sonra annesi.

Ozga lisanslı bir sosyal hizmet uzmanıydı. Jüriye Lindsay’in ruhsal sorunları başlamadan önce nasıl biri olduğuna dair birinci elden başka bir anlatı sundu. Daha da önemlisi, 2022’nin son aylarında kız kardeşinde fark etmeye başladığı değişiklikleri anlattı. Ozga’nın ifadesine göre Şükran Günü’ne gelindiğinde Lindsay artık kendisi gibi görünmüyordu. “İyi görünmüyordu”, her zamanki enerjisi yoktu ve Ozga’nın tanıdığı kız kardeşinden belirgin biçimde farklıydı. Aralık ayında Lindsay, Ozga’ya “gerçekten çok zor bir dönemden geçtiğini” söyledi. Ozga o kadar endişelendi ki Lindsay’e doğrudan güvende olup olmadığını sordu. Lindsay güvende olduğunu söyledi. Ama Ozga’nın içi yine de rahat etmedi. Kendi ifadesiyle, “içinden bir his” bir şeylerin yolunda olmadığını söylüyordu. Kız kardeşi gerçekten çok zorlanıyordu.

Lindsay kardeşine her gün intiharı düşündüğünü anlatmıştı. Lindsay ilaçtan ilaca geçiyor, uykusuzluk ve anksiyeteyle mücadele ediyor, ek psikiyatrik yardım arıyor ve sonunda McLean Hospital’a yatırılıyordu. Ozga, Lindsay’in McLean’dan çıktıktan sonraki halini de anlattı. İlk başta Lindsay kendisine verilen tedavi planı konusunda umutlu görünüyordu.

Ancak Ozga, cinayetlerden yaklaşık iki hafta önce kızının doğum günü partisinde Lindsay’i yeniden gördüğünde karşısında hala zorlanan bir kız kardeş vardı. Lindsay yorgun görünüyordu. Ozga’nın tarifine göre adeta “yapılması gerekenleri otomatik olarak yapıyor”, günü öylece geçiriyordu.

Ancak çapraz sorguda savcılık Ozga’ya cinayetlerden sonra verdiği ifadede, Lindsay’in Cora’nın doğum günü partisinde iyi göründüğünü söylediğini hatırlattı. Savcılar ayrıca Ozga’nın mesleki geçmişinin özellikle altını çizdi. Ozga lisanslı bir sosyal hizmet uzmanıydı ve bu nedenle zorunlu bildirim yükümlülüğü bulunan bir meslek grubundaydı. Buna rağmen kız kardeşindeki değişiklikleri görmüş, Lindsay’den intihar düşüncelerini bizzat duymuş olmasına rağmen hiçbir zaman Lindsay’in kendisi ya da çocukları için bildirimde bulunmasını gerektirecek düzeyde bir tehlike oluşturduğunu düşünmemişti.

Lindsay çok ağır biçimde hasta mıydı? Yoksa en yakınındaki, üstelik bu konuda eğitimli insanların bile çocukları için tehlike olarak görmediği bir kadın mıydı?

Paula Musgrove’un ifadesi başladığında davanın ekseni tamamen değişti. Çünkü şimdi Lindsay’i muayene odasında 17 dakika görmüş bir doktoru değil, kızının sesindeki en küçük değişikliği bilen annesini dinliyorduk. Benim için davanın en, en, en zor atlattığım kısmı bu oldu.

Çünkü annelerle kızlarının arasında, dışarıdan kimsenin tam olarak göremediği bir yer vardır. İçinde nelerin saklı olduğunu yalnızca o ikisinin bildiği, başkalarının önemsiz sayacağı bir kelimenin, bir suskunluğun, telefondaki yarım saniyelik tereddüdün bile ne anlama geldiğini anlayabildikleri gizli bir dil. Bir kız herkese “iyiyim” diyebilir; annesine aynı “iyiyim”i söylediğinde annesi onun iyi olmadığını bilir. Bir odadaki herkes kızınızın güldüğünü görürken siz gözünün içindeki bir şeyin değiştiğini fark edersiniz. Paula Musgrove’un tanıklığını dinlemek bu yüzden başka türlü ağırdı. Çünkü mahkeme salonunda artık yalnızca bir sanığın geçmişi anlatılmıyordu. Bir anne, kızının felakete doğru gittiğini sonradan bildiğimiz günleri geriye doğru yürüyerek anlatıyordu.

Musgrove bütün bunlar yaşanmadan önce tanıdığı Lindsay’i anlattı. Kızının çok başarılı bir öğrenci olduğunu, hiçbir zaman başının derde girmediğini ve her zaman anne olmak istediğini söyledi. Lindsay’i Cora, Dawson ve Callan’a karşı sevgi dolu, neşeli ve kendini çocuklarına adamış bir anne olarak tarif etti. Ancak Musgrove’a göre 2022 Ekim ayının ikinci haftası civarında bir şeyler belirgin biçimde değişmeye başladı.

20 Ekim’de Lindsay’den annesine gelen mesajda: “Anne, lütfen gelip bir süre benimle kalır mısın? Gerçekten çok hastayım. Bir şeyler yanlış” yazıyordu. Lindsay annesine bütün gece korkunç bir uykusuzluk çektiğini ve günü nasıl atlatacağını bilmediğini söyledi. Annesi atladı kızının yanına gitti.

Musgrove’a göre sorun bununla bitmedi. Lindsay kasım ve aralık ayları boyunca mücadele etmeye devam ederken Lindsay’in babasıyla Connecticut’tan Massachusetts’e defalarca gidip gelmeye başladılar, bazen Lindsay’e ve çocuklara yardımcı olmak için uzun süreler boyunca orada kaldılar. Musgrove, Lindsay’in ciddi miktarda kilo kaybettiğini, giderek daha kaygılı ve paranoyak hale geldiğini ve artık kendisi gibi görünmediğini anlattı. Bir noktada Lindsay yalnız kalmaktan o kadar korkuyordu ki annesinin yatağında uyumak istiyordu.

Musgrove ayrıca Lindsay’in araba kullanmaktan korkmaya başladığını ve çocukların okulundaki insanların kendisinin kötü bir anne olduğunu düşündüklerinden endişelendiğini anlattı. Bu nedenle annesi çocukları okuldan almaya giderken ona eşlik ediyordu. Lindsay ilaçların zihnini mahvettiğini söylüyor, iyileşmek ve çocuklarından yeniden keyif almak istiyordu.

Aralık ayında bir gece Lindsay Patrick ile annesinin yanına geldi ve onlara söylemesi gereken bir şey olduğunu söyledi. Ardından çocuklara zarar verme düşünceleri yaşadığını açıkladı. Patrick, Lindsay’e çocuklarla yalnız kalamayacağını hissedip hissetmediğini sordu. Lindsay hayır dedi. O aşamada ne Patrick ne de Musgrove çocukların acil bir tehlike altında olduğuna inanıyordu.

Savcı Jennifer Sprague çapraz sorguya başladığında bu konuda sıkıştırmaya başladı. Lindsay’in durumu annesinin şimdi anlattığı kadar dramatik biçimde kötüleşmişse ve Lindsay gerçekten çocuklarına zarar verme düşünceleri yaşadığını açıklamışsa, Musgrove neden onun istem dışı olarak hastaneye yatırılmasını sağlamaya çalışmamıştı? Neden çocukları oradan almamış ya da Lindsay’i Connecticut’a götürmemişti?

Sprague, bu açıklamadan sonra çocukların güvenliği konusunda endişelenip endişelenmediğini sorduğunda Musgrove:“Hayır, çünkü ben oradaydım,” diye cevap verdi. Annesi sürekli kızına gidip geliyordu, günde birkaç kez kontrol ediyordu, bu düşünceleri gerçekten eyleme geçirecek diye yorumlamamıştı.

Annesi 22 Ocak’ta Lindsay’e ‘daha iyi olduğunu gördüğüme sevindim’ yazmıştı. Musgrove bu mesajı gönderdiğini kabul etti ancak Sprague’in mesaja yüklediği anlama karşı çıktı. Kızını cesaretlendirmeye çalışıyordu, mesaj gerçekte gördüğü şey hakkında ne düşündüğünü yansıtmıyordu. Çünkü anneler kızlarına, kızlar annelerine yalan söylerdi. İyiyim derdi, seni iyi gördüm derdi. Ama savcı hanımın empatiden uzak anlarına denk geldiğimiz için o bu mesajlardaki ufak yalanların, sırt sıvazlamaların merkezine inmek ve oradaki büyük manipülasyonu, büyük yalanı bulacağına inanıyordu.

Annesi o gün yaşanan olaydan sonra verdiği ifadede de Lindsay’i “son zamanlarda daha canlı/parlak görüyordum demişti. Musgrove, torunlarına ne olduğunu henüz öğrenmişti ve şok halinde olduğu için o görüşmenin büyük bölümünü hatırlamadığını söyledi.

Musgrove’un ifadesi sonuçta her iki tarafa da kullanabilecekleri önemli malzemeler verdi. Savunmanın elinde artık Lindsay’in annesinin bizzat tanık olduğunu söylediği, aylar süren bir kötüleşme vardı. Savcılık ise annesinin bile kızına inanacak kadar vahim bir durumda olmadığını öne sürebilirdi. Lindsay’i hastaneye yatırmamışlardı, çocukların güvenliği konusunda endişelenmemişlerdi.

Vulfovich Lindsay’i bizzat tedavi etmemiş ancak tıbbi kayıtlarını incelemişti. Ancak Vulfovich’a göre Lindsay 24 Ocak akşamı sağlık görevlileri tarafından South Shore Hospital’a getirildiğinde tepkisizdi ve anlaşılır biçimde konuşamıyordu. Doktorlar kendi başına yeterince solunum sağlayıp sağlayamayacağından endişe ettikleri için entübe ettiler. Aynı zamanda ciddi derecede hipotermikti. Kayıtlarda Lindsay’in bileklerinde ve boynunun iki yanında kesiler bulunuyordu. Bunların bir bölümü yüzeysel olmakla birlikte bazıları derinin dış tabakasını aşarak deri altındaki yağ dokusuna kadar ulaşan kesiler olarak tanımlandı. Vulfovich daha önce boğazını keserek intihara teşebbüs eden veya bu şekilde hayatını kaybeden hastalarla birçok kez karşılaştığını da söyledi.

Lindsay’in durumu South Shore’da stabilize edilmeye çalışıldıktan sonra tedavisinin daha ileri bir merkezde sürdürülmesi gerektiğine karar verildi ve helikopterle Boston’daki Brigham and Women’s Hospital’a nakledildi. Nakil ve sonraki tedavi sürecindeki tablo da ağırdı. Vulfovich’un incelediği kayıtlara göre Lindsay’in tansiyonu düşmüş, nabzı zayıflamıştı. Brigham and Women’s Hospital’da ise tam kardiyak arrest geçirdi yani kalbi durdu. İki kez CPR uygulandı, yeniden hayata döndürüldü.

Reddington’ın ulaşmak istediği nokta tam burasıydı. Savcılık haftalardır:“Kesiler yüzeyseldi.” diyordu. Savunma ise Vulfovich aracılığıyla jüriye şunu göstermeye çalışıyordu: Yalnızca kesiklere bakmayın. Lindsay kendisini kesti. İkinci kattaki pencereden atladı. Kalbi durdu. Ve felç kaldı. Fakat Reddington burada önemli bir duvara çarptı. Vulfovich’e, Lindsay’in yaralarının gerçek bir intihar girişimiyle uyumlu olup olmadığını söyletmeye birkaç kez çalıştı. Savcılık itiraz etti ve Yargıç Sullivan itirazları kabul etti. Dolayısıyla Vulfovich’un Lindsay’in niyetinin intihar olduğunu söylemesine izin verilmedi. Sonunda Vulfovich ancak şu noktaya kadar gidebildi: Lindsay’in yaraları kendine zarar verme davranışıyla uyumluydu. Ama hemen ardından sınırı da koydu: ‘Niyetini değerlendiremem.’

(Devam edecek)

(kurdele gerçek değil ama kapanış konuşmasına böyle gelirse de şaşırmayız)

Bir not: Buraya yeni geldiyseniz, hoş geldiniz. Lindsay Clancy davasının 1. gününden 14. gününe kadar bütün Mahkeme Günlükleri ve davayı başından itibaren hızlıca yakalamak isteyenler için de ayrıca hazırladığım dosyaların hepsi Substack’te sizi bekliyor. Bir not daha: Öğrenciler, öğrenci olmayanlar, ücretli abonelik konusunda sıkıntı yaşayanlar lütfen çekinmeden bana elifkey@gmail.com adresinden yazsın. Ben halledicem o işi. Kimsenin üzülüp sıkılmasını istemem. Bu günlükleri faydalı buluyor, ilgilenerek okuyor, yazılarıma destek olmak istiyorsanız başka seçenekler de var, dilerseniz:)

Okuyan, paylaşan, abone olan, destek olan herkese çok teşekkür ederim. İyi ki buradasınız❤️

Karen Read davasını bilmeyenler için

Boston polisi John O’Keefe, 29 Ocak 2022 sabahı başka bir Boston polisinin evinin bahçesinde, karların içinde ölü bulundu. Savcılığa göre sevgilisi Karen Read, alkollü olduğu bir gecenin sonunda O’Keefe’ye SUV’siyle geri geri çarpmış ve onu karların içinde ölüme terk etmişti. Read’in savunması ise bambaşka bir hikaye anlatıyordu: O’Keefe’nin eve girdiğini, içeride başına bir şey geldiğini ve Read’in, polis bağlantıları olan kişileri korumak amacıyla yürütülen bir soruşturmanın hedefi haline getirildiğini savundu. Dava özellikle telefon kayıtları, Google aramaları, Cellebrite extraction’ları, konum verileri ve Apple Health kayıtlarının nasıl yorumlanması gerektiği üzerinden büyük bir adli bilişim savaşına dönüştü. İlk yargılama 2024’te jürinin anlaşamamasıyla sonuçlandı; 2025’teki ikinci yargılamada Read, O’Keefe’yi öldürmekle ilgili cinayet, adam öldürme ve olay yerini terk etme suçlamalarından beraat etti; yalnızca alkollü araç kullanmaktan suçlu bulundu.

Hediye abonelik verin

Read the original on elifkey.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.