RSS Amplifier

Dünyadan Esintiler · Jul 12, 2026

Dünyadan Esintiler-146

0
Sign in to vote or save

Dr. Hasan Önal · Dünyadan Esintiler

Plastik hayatımızın hemen her alanında karşımıza çıkıyor. Yediğimiz yiyeceklerin ambalajından mutfakta kullandığımız araçlara, şampuan şişelerinden kişisel bakım ürünlerine kadar gün içinde çok sayıda plastikle temas ediyoruz.

Benzer şekilde, beyin sağlığımızı etkileyen faktörlerin önemli bir bölümü de günlük hayatımızın içinde yer alıyor. İşitme kaybı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, sigara kullanımı, hareketsizlik ve sosyal izolasyon bunlardan yalnızca birkaçı.

İlk bakışta plastik maruziyeti ile demans riski birbirinden oldukça farklı iki konu gibi görünebilir. Ancak yakın zamanda yayımlanan iki çalışma ortak bir noktaya işaret ediyor: Sağlığımızı etkileyen her şeyi kontrol edemesek de bazı maruziyetleri ve riskleri azaltmak mümkün.

Avustralya’da yürütülen PERTH çalışması, plastikle ilişkili bazı kimyasallara maruziyetin günlük yaşamda ne kadar yaygın olduğunu ve plastik kullanımını azaltmanın kısa sürede ölçülebilir bir fark oluşturup oluşturmadığını araştırdı. Lancet Demans Komisyonu ise yaşamın farklı dönemlerinde demans riskini etkileyebilen 14 değiştirilebilir faktörü ele aldı.

Bu çalışmalar bize kesin reçeteler sunmuyor. Ancak günlük tercihlerimizin düşündüğümüzden daha önemli olabileceğini gösteriyor.

PERTH çalışmasına katılan sağlıklı yetişkinlerin tamamında, her gün en az altı farklı plastikle ilişkili kimyasal tespit edildi.

Bu bulgu şaşırtıcı görünse de günlük yaşam düşünüldüğünde çok da beklenmedik değil. Plastik yalnızca su şişelerinde veya poşetlerde bulunmuyor. Gıda ambalajları, konserve kutularının iç kaplamaları, mutfak gereçleri, kozmetik ürünleri ve kişisel bakım malzemeleri de bu maruziyetin kaynakları arasında yer alabiliyor.

Plastiklerin temel yapısını büyük moleküllerden oluşan polimerler oluşturuyor. Ancak plastiğe esneklik, dayanıklılık, renk veya ısıya karşı direnç kazandırmak amacıyla üretim sırasında farklı kimyasallar da kullanılabiliyor.

Bunların arasında en sık gündeme gelen gruplardan ikisi bisfenoller ve fitalatlardır. Bazı bisfenol ve fitalat türleri, vücuttaki hormonal sistemlerle etkileşebildikleri için “endokrin bozucu” maddeler arasında değerlendiriliyor.

Bu maddelerin vücutta tespit edilmesi, tek başına mutlaka hastalık gelişeceği anlamına gelmiyor. Yine de maruziyetin bu kadar yaygın olması, günlük hayatta plastik kullanımını azaltmanın mümkün olup olmadığı sorusunu önemli hâle getiriyor.

PERTH çalışmasının dikkat çekici yönlerinden biri, katılımcıların yalnızca yedi gün boyunca plastikle temaslarını mümkün olduğunca azaltmalarıydı.

Bu süre boyunca katılımcılardan yiyecek hazırlarken ve saklarken cam, paslanmaz çelik veya ahşap ürünleri tercih etmeleri, plastik ambalajlı ve konserve gıdaları azaltmaları ve bazı kişisel bakım ürünlerini değiştirmeleri istendi.

Yedi günün sonunda idrar örneklerinde bazı plastikle ilişkili kimyasalların düzeylerinde belirgin düşüşler görüldü:

  • Bisfenol A, yani BPA düzeyi yaklaşık yüzde 60 azaldı.

  • Fitalat metabolitlerinden MnBP yaklaşık yüzde 38 azaldı.

  • MBzP düzeyinde ise yaklaşık yüzde 54 azalma görüldü.

Bu sonuçlar, bazı plastikle ilişkili kimyasallara maruziyetin günlük alışkanlıklardan önemli ölçüde etkilenebildiğini gösteriyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, idrar düzeylerindeki azalmanın vücudun tamamen “temizlendiği” anlamına gelmemesidir. İdrarda ölçülen değerler çoğunlukla yakın dönemdeki maruziyeti ve vücudun bu maddeleri dışarı atma sürecini yansıtır.

Araştırmada kan örneklerindeki bazı biyolojik göstergelerin kısa süre içinde belirgin biçimde değişmemesi de bu nedenle şaşırtıcı değildir. Yedi gün, uzun dönemli biyolojik etkilerin değerlendirilmesi için oldukça kısa bir süredir.

Yine de çalışma önemli bir mesaj veriyor: Maruziyetin bir bölümü günlük tercihlerle azaltılabilir.

Çalışmada tüketilen her ilave konserve ürünün, idrardaki BPA düzeyinde yaklaşık yüzde 14’lük artışla ilişkili olduğu görüldü.

Konserve kutularının iç yüzeyinde, metal ile gıdanın doğrudan temasını engellemek amacıyla koruyucu kaplamalar kullanılabiliyor. Bu kaplamaların bazılarında bisfenol içeren epoksi reçineler bulunabiliyor.

Elbette bu sonuç, konserve tüketen herkesin mutlaka sağlık sorunu yaşayacağı anlamına gelmiyor. Ancak özellikle sık konserve tüketen kişilerin alternatifleri değerlendirmesi mantıklı olabilir.

Mümkün olduğunda taze veya dondurulmuş ürünleri tercih etmek, cam ambalajlı seçeneklere yönelmek ve konserve tüketimini günlük beslenmenin temel unsuru hâline getirmemek uygulanabilir önlemler arasında sayılabilir.

Araştırmada dikkat çeken bir başka nokta, plastik mutfak gereçlerinin ve elektrikli mutfak aletlerinin kullanımıyla bazı fitalat metabolitleri arasındaki ilişkiydi.

Özellikle sıcak yiyeceklerin plastik kaplara konulması, plastik kapların mikrodalgada ısıtılması veya aşınmış plastik mutfak gereçlerinin kullanılmaya devam edilmesi maruziyeti artırabilir.

Bu nedenle mutfakta birkaç basit değişiklik yapılabilir:

Sıcak yemekler cam veya çelik kaplarda saklanabilir. Plastik saklama kapları mikrodalgada kullanılmayabilir. Çizilmiş, rengi değişmiş veya yüzeyi bozulmuş plastik ürünler yenilenebilir. Tahta, cam ve paslanmaz çelik mutfak gereçleri daha sık tercih edilebilir.

Buradaki amaç evdeki bütün plastikleri bir gecede çöpe atmak değildir. Daha çok, plastik ile sıcak gıdanın temas ettiği noktaları azaltmaktır.

Son yıllarda birçok ürünün üzerinde “BPA içermez” ibaresini görüyoruz. Ancak BPA’nın kullanılmaması, ürünün mutlaka benzer etkileri olmayan bir maddeyle üretildiği anlamına gelmeyebilir.

BPA yerine bazı ürünlerde bisfenol S, yani BPS gibi alternatifler kullanılabiliyor. Bu maddelerin hormonal sistem üzerindeki etkileri de araştırılmaya devam ediyor.

PERTH çalışmasında plastik ambalaj içinde satılan meyve ve sebzelerin tüketimi ile idrardaki BPS düzeyi arasında artış yönünde bir ilişki görüldü.

Bu nedenle yalnızca ürünün içeriğine değil, nasıl paketlendiğine de dikkat etmek yararlı olabilir. Meyve ve sebzeleri mümkün olduğunda ambalajsız almak, eve getirildiğinde yıkamak ve cam kaplarda saklamak basit ama uygulanabilir bir seçenek olabilir.

Plastikle ilişkili kimyasallara maruziyet yalnızca yiyecek ve içecekler üzerinden gerçekleşmiyor. Şampuan, krem, parfüm, makyaj malzemesi ve diğer kişisel bakım ürünleri de bazı fitalat türlerini içerebiliyor.

Araştırmada şampuan kullanımı ile MEP, cilt kremleri ile MCPP ve bazı makyaj ürünleri ile MBzP düzeyleri arasında ilişki saptandı.

Ancak burada da dikkatli olmak gerekiyor. Bir ürünün kullanılması ile idrarda belirli bir metabolitin yüksek bulunması, o ürünün doğrudan hastalığa yol açtığını kanıtlamaz. Bu sonuçlar daha çok olası maruziyet kaynaklarını belirlememize yardımcı olur.

Kişisel bakım ürünlerinin sayısını azaltmak, içerik listesini incelemek ve parfümsüz ya da daha sade içerikli ürünleri tercih etmek toplam maruziyeti azaltmaya katkı sağlayabilir.

Yedi günlük düşük plastikli yaşam döneminde bazı kimyasallar belirgin biçimde azalırken, DEHP ile ilişkili metabolitlerde aynı düzeyde düşüş görülmedi.

Bunun birkaç nedeni olabilir. DEHP farklı ürünlerde yaygın biçimde bulunabilir ve katılımcılar farkında olmadan başka kaynaklardan maruz kalmaya devam etmiş olabilir. Ayrıca kimyasalların vücutta işlenme ve atılma süreleri birbirinden farklıdır. DEHP yağ dokusunda depolanıyor olabilir.

Dolayısıyla bir haftalık değişimin her madde üzerinde aynı sonucu oluşturmasını beklemek doğru değildir.

Bu çalışma, kısa süreli bir yaşam tarzı müdahalesinin maruziyet belirteçlerini değiştirebildiğini gösteriyor. Ancak uzun dönemli sağlık sonuçları hakkında kesin bir yargıya varmak için daha büyük ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç var.

Plastik maruziyeti üzerine yapılan çalışmalar günlük çevresel temaslara odaklanırken, Lancet Demans Komisyonu yaşam boyunca beyin sağlığını etkileyebilen faktörleri ele alıyor.

Komisyona göre 14 değiştirilebilir risk faktörünün toplum düzeyinde ortadan kaldırılması veya azaltılması, dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin önlenmesi ya da geciktirilmesiyle ilişkili olabilir.

Bu oldukça yüksek bir oran. Ancak yüzde 45’lik değerin bireysel bir risk hesabı olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.

Başka bir ifadeyle, listedeki bütün risk faktörlerini kontrol altına alan bir kişinin demans riskinin kesin olarak yüzde 45 azalacağını söyleyemeyiz. Bu oran, toplum genelinde hesaplanan teorik bir değerdir.

Demans gelişiminde yaş, genetik özellikler, damar sağlığı, çevresel faktörler ve henüz tam olarak açıklanamayan biyolojik süreçler birlikte rol oynar. Sağlıklı yaşamak riski azaltabilir ancak tamamen ortadan kaldırmaz.

Komisyon, demans riskini yaşamın üç farklı döneminde değerlendiriyor: erken yaşam, orta yaş ve ileri yaş.

Erken yaşam döneminde öne çıkan faktör eğitimdir. Eğitim yalnızca okulda öğrenilen bilgilerden ibaret değildir. Çocukken öğrenmek, problem çözmek, yeni beceriler edinmek ve zihinsel olarak aktif kalmak beynin “bilişsel rezerv” adı verilen dayanıklılığını artırabilir.

Bilişsel rezervi yüksek olan bir beyin, yaşla veya hastalıkla ortaya çıkan bazı değişiklikleri daha uzun süre telafi edebilir.

Bu nedenle beyin sağlığını korumak ileri yaşta başlayan bir proje değildir. Çocukluk ve gençlik döneminden itibaren şekillenir.

Lancet raporunda orta yaş dönemine ait risk faktörleri önemli bir yer tutuyor. Bunun nedeni, damar sağlığı, işitme, görme ve metabolik hastalıklar gibi birçok sorunun bu dönemde başlaması veya belirginleşmesidir.

İşitme kaybı demansla en güçlü ilişkilendirilen değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. Görme kaybı da güncellenen raporda listeye eklenmiştir.

İşitme veya görme sorunları kişinin çevresiyle iletişimini azaltabilir, sosyal hayattan uzaklaşmasına ve zihinsel uyarının azalmasına neden olabilir. İşitmekte zorlanan bir kişi konuşmaları takip etmek için daha fazla zihinsel çaba harcayabilir ve zamanla sosyal ortamlardan kaçınabilir.

Bu nedenle işitme cihazı kullanmak veya tedavi edilebilir görme sorunlarını düzeltmek yalnızca yaşam kalitesi açısından değil, beyin sağlığı açısından da önem taşıyabilir.

Beyin, vücuttaki kan akımına en fazla ihtiyaç duyan organlardan biridir. Yüksek tansiyon ve yüksek LDL kolesterol damar yapısına zarar verebilir, küçük damar hastalığını artırabilir ve beyne giden kan akımını olumsuz etkileyebilir.

Özellikle yıllarca kontrolsüz kalan hipertansiyon, fark edilmeden ilerleyen damar hasarına neden olabilir.

Bu nedenle orta yaşta tansiyon ve kolesterol değerlerinin izlenmesi yalnızca kalp krizi veya inme riskini azaltmak için değil, uzun dönemli beyin sağlığı için de önemlidir.

Depresyon ile demans arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Depresyon bazı kişilerde uzun dönemli bir risk faktörü olabilirken, bazı durumlarda henüz tanı konmamış bir nörodejeneratif sürecin erken belirtisi olarak da ortaya çıkabilir.

Bu nedenle depresyonu yalnızca “moral bozukluğu” olarak görmek doğru değildir. Tedavi edilmesi, kişinin sosyal yaşama katılımı, fiziksel aktivitesi, uyku düzeni ve genel sağlık davranışları açısından önemlidir.

Baş bölgesine alınan ciddi veya tekrarlayan darbeler, ilerleyen yıllarda demans riskinde artışla ilişkilidir.

Trafikte emniyet kemeri kullanmak, motosiklet veya bisiklet sürerken kask takmak, spor sırasında gerekli koruyucu ekipmanları kullanmak bu nedenle önem taşır.

Sigara kullanımı damar sağlığını bozar ve inme riskini artırır. Obezite; hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi başka risk faktörleriyle birlikte ilerleyebilir. Aşırı alkol tüketimi ise hem beyin dokusu hem de genel sağlık üzerinde doğrudan olumsuz etkilere neden olabilir.

Bu risklerin hiçbiri tek başına demansın nedeni değildir. Ancak bir araya geldiklerinde yaşam boyunca oluşan toplam riski artırabilirler.

İleri yaşam döneminde sosyal izolasyon, hava kirliliği ve diyabet öne çıkan faktörler arasında yer alıyor.

Sosyal bağlantılar zihinsel uyarıyı destekler. Sohbet etmek, birlikte vakit geçirmek, bir gruba ait hissetmek ve günlük yaşamda sorumluluk almak beynin aktif kalmasına yardımcı olabilir.

Sosyal izolasyon ise fiziksel hareketsizlik, depresyon, kötü beslenme ve sağlık hizmetlerine daha az erişim gibi başka sorunlarla da birlikte görülebilir.

Bu nedenle sosyal ilişki kurmak yalnızca psikolojik bir ihtiyaç değildir. Sağlıklı yaşlanmanın önemli parçalarından biridir.

Finlandiya’da yürütülen FINGER çalışması ve ABD’de gerçekleştirilen POINTER gibi araştırmalar; beslenme, egzersiz, zihinsel aktivite, sosyal katılım ve kalp-damar risklerinin kontrolünü bir araya getiren çok yönlü programları inceliyor.

Bu çalışmalarda elde edilen faydalar mucizevi düzeyde değildir. Bilişsel performansta görülen iyileşmeler çoğunlukla sınırlı veya orta düzeydedir.

Ancak demansın dünya genelinde milyonlarca insanı etkilediği düşünüldüğünde, hastalığın başlangıcını toplum düzeyinde birkaç yıl geciktirmek bile çok önemli olabilir. Bu gecikme, hem kişilerin bağımsız yaşayabildiği süreyi uzatabilir hem de ailelerin ve sağlık sistemlerinin üzerindeki yükü azaltabilir.

Ne bütün plastiklerden tamamen kaçmak ne de demans riskini sıfırlamak mümkün görünüyor. Üstelik sağlıklı yaşam adına sürekli korku içinde yaşamak da sürdürülebilir değildir.

Daha gerçekçi yaklaşım, kontrol edebildiğimiz alanlarda küçük değişiklikler yapmaktır.

Sıcak yiyecekleri plastik kaplarda saklamamak, konserve ve yoğun ambalajlı ürünleri azaltmak, cam ve çelik kapları daha sık kullanmak plastikle ilişkili kimyasallara maruziyeti azaltabilir.

Tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerini takip etmek; sigara kullanmamak; düzenli hareket etmek; işitme ve görme sorunlarını ertelememek; sosyal ilişkileri sürdürmek ve depresyon belirtilerinde destek almak ise beyin sağlığı açısından atılabilecek temel adımlardır.

Bu önlemler bize kesin bir koruma sözü vermez. Ancak daha sağlıklı bir yaşam sürme ve bazı hastalıkların ortaya çıkışını geciktirme ihtimalimizi artırabilir.

Sağlık çoğu zaman tek bir büyük kararla değil, yıllar boyunca tekrarlanan küçük tercihlerle şekillenir. Bugün mutfakta, banyoda veya günlük rutinimizde yapacağımız küçük bir değişiklik tek başına her şeyi çözmeyebilir. Fakat bu değişiklikler bir araya geldiğinde, hem bedenimiz hem de beynimiz için anlamlı bir fark oluşturabilir.

Ufak Bir Hatırlatma: Bu içeriklerin, ihtiyacı olan daha fazla insana ulaşabilmesi sizin desteğinizle mümkün. Eğer yazıyı faydalı bulduysanız, Beğen ve Gönder butonlarını kullanarak büyümemize katkı sağlayabilirsiniz.

Bu Bülteni Bir Arkadaşına Gönder

Read the original on dunyadanesintiler.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.