RSS Amplifier

bu hafta izledim · Jun 12, 2026

Uzaylılar, kuşlar ve aynalar

0
Sign in to vote or save

Sıla Arlı · bu hafta izledim

Herkese yeniden merhaba!

Festivallerde filmleri kalabalık bir kitleyle izlemek her zaman çok da eğlenceli olmuyor. Hayatımda sadece bir kez bir sinema filminden çıktım, o da geçen yılki Filmekimi’nde Başka Yolu Yok gösterimiydi. Bir tür kara mizah örneği olan filmde işini kaybeden adamın haline çok üzüldüm. Fakat seyirci o kadar çok gülmeye başladı ki, dayanamayıp film bitmeden salonu terk ettim. Başka Yolu Yok geçen sene ödül sezonunda çok konuşulmuştu. Hatta film Oscar adaylığı alamayınca dağıtımcı şirket Neon, “For Your Consideration” tanıtımları gibi zekice bir “Eff Your Consideration” ilanı yapmıştı. Bu yıl Cannes jürisine de başkanlık eden Koreli yönetmen Park Chan-wook’un son filmi bugün MUBI’ye geldi, fragmanı burada. Bakalım ekranda sonunu getirebilecek miyim?

Bu hafta Steven Spielberg’in son filmi İfşa Günü, çarşamba gününden gösterime girdi. 1975’te Jaws’ın büyük başarısıyla yaz filmlerine yeni bir soluk getiren Hollywood efsanesi yönetmenin bu yeni yaz filmi, bir süredir merakla bekleniyordu, fakat pek de büyük bir heyecan yaratmış gibi durmuyor. Ben de ilk gösterim gününde sinemaya koştum. Bu hafta vizyonda ayrıca Alman yönetmen Christian Petzold’un son filmi Aynalar No. 3’ü izledim. Ekranda ise gösterime girdiğinden beri merak ettiğim bir ilk filmi, yetişkin masalı Tuesday’i izledim.

“Gerçek orada bir yerde”

Ucundan dahil olduğum X kuşağı için Steven Spielberg çok önemlidir, çünkü yetişme çağımıza denk gelen dönemde gişeyi birkaç senede bir tepetaklak eden filmler yapmıştır. İzlediğim ilk Spielberg filmi ekranda Jaws’tı, sinemada ise Indiana Jones: Kamçılı Adam’ ama elbette çocukken bir filmin yönetmeni ne demektir, hiç bilmiyordum. Fakat o koca köpekbalığını ekranda izlediğimi ve çok korktuğumu iyi hatırlıyorum. Benim için asıl Spielberg efsanesi Jurassic Park’la başlamıştı. Ortaokul sınıfımızda günlerce kehribar baston başının içindeki sivrisineği, kuşlara dönüşen dinozorları ve dev T-Rex’i konuşmuştuk. Çok geçmeden sinemada bir başka Spielberg filmini izleyecektim. Beyazperdede Almanca konuşan askerler bir kolu olmayan yaşlı bir adamı öldürünce dehşetle babama fısıldadım: “Böyle şeyler olmuş mu?” Babam da fısıltıyla, “Evet kızım” diye cevap verdi. Demek böyle şeyler, hatta daha beterleri olmuş, Holokost diye bir olay gerçekten yaşanmıştı. Ben bunu dünyadaki pek çok akranım gibi Schindler’in Listesi’nden öğrendim. Yönetmen o dönemde pek bilimkurgu çekmemiş olacak ki, bu türde izlediğim ilk Spielberg filminin 2000’lerin başında A.I. olduğunu hatırlıyorum. Artık onun filmlerine dudak bükecek yaşa gelmiştim ama yine de merakıma yenilmiştim. Ne tuhaf, bu filmin gösterimi üzerinden 25 sene geçti ve “yapay zekâ” dilimizden düşmez oldu. Uzun lafın kısası, “gişe filmi”ni (blockbuster) icat ettiğine inanılan Spielberg’in ne yaptığını hep merakla takip ettim. Özellikle geçen yıl Jaws’ın 50. yıl belgeselini izledikten sonra kendisine ayrı bir sempatim oluştuğunu itiraf edeyim. Burada da yazmıştım; izlemeyenlere bu belgeseli tekrar tavsiye ediyorum. Sinemayla nefes alan bu boomer adam, sadece yönetmen değil, aynı zamanda yapımcı olarak da Hollywood’a demir atmış durumda ve asla tutkusundan vazgeçmiyor. Yedi milyar doları bulan kişisel servetiyle eğlence sektörünün en zengin kişisi ama kendisine bir ada satın alıp inzivaya çekilmiyor, Fabelmanlar’da bizlere anlattığı enerjik gençliğini bir biçimde koruyor.

Senaryosunu David Koepp’in kaleme aldığı İfşa Günü, uzun bir aradan sonra Spielberg’in bilimkurgu türüne döndüğü film oldu. “Disclosure” uzaylı komplolarıyla yatıp kalkanların inandığı bir hareketmiş. Buna göre, devletler uzaylılar hakkında tutulan kayıtları, temas kurulduğuna dair gerçekleri ve yapılan çalışmaları insanlığın yararı için açıklamalılarmış. İşte film, bunun yapılacağı o günün hikâyesini anlatıyor. Siber güvenlikçi Daniel (Josh O’Connor), gizli devlet sırlarını kamu yararına açığa vuracak bir “bilgi uçuran” (whistleblower) olarak uzaylılarla ilgili elindeki tüm kayıtları yayımlamak üzeredir. Çalıştığı taşeron şirketin yöneticisi Scanlon (Colin Firth) onu engellemek için peşine düşmüştür. Bu sırada Kansas City’de ana haber bülteni sunma hayalleri kuran hava durumu sunucusu Margaret ise (Emily Blunt) oldukça tuhaf bir gün geçirmektedir. Filmin son fragmanında Spielberg bizzat konuşuyor. Hayatımda ilk kez yönetmenin kendi filminin önüne geçtiği böyle bir “final trailer” izledim.

Sevenleri, filmin Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’ın devamı olacağını sanmış ama Spielberg bunu reddetmişti. İfşa Günü’yle ilgili karmaşık duygulara sahibim. Hikâyesi aslında pek de heyecan verici değildi ama filmi gözümü kırpmadan izledim. Yalnız beni gerçekten güldüren, bu nedenle de şaşırtan üç şey vardı: Colin Firth’ün fosforlu mavi lensleri, Daniel karakterinin çevresinde oluşan ve filmde hiçbir rolü olmayan Tanrıların Arabaları misali tarla işaretleri ve naylon kostümlü Roswell uzaylıları. Açıkçası İfşa Günü’ndeki bazı tercihler, ancak duayen bir yönetmenin yaşarken kendi efsanesini tiye almasıyla açıklanabilir ama bu gayet ciddi bir film. Böyle bir düşünceye Ridley Scott’ın Gladiator II’sini izlediğimde de kapılmıştım: “Bu filmde yönetmen kendisiyle dalga geçiyor olabilir mi?” Spielberg’in son filmi de bir pastiş gibi. Yönetmen, anaakıma bizzat taşıdığı bilimkurgu türünden o kadar etkilenmiş ki, kendi filmlerinin bir taklidini yapmış gibi duruyor.

Filmin aksiyonu ve kurgusu güçlü, seyirciyi hızla anlatının içine çekip ifşa gününün koşturmacasına katıyor. Ancak yol üzerinde bazı kazalar yaşatarak birtakım konuları havada bırakıyor. Hakkını yemeyeyim, belki de bir devam filmi düşünüldüğü için böyle yapılmıştır. Film biraz da eski moda bilimkurguları hatırlatıyor. Hatta bazen o derece 1990’lara ışınlanmışız duygusu veriyor ki, bir yerinde The X-Files’ın meşhur “Sigara İçen Adam”ı ortaya çıkacak zannettim. Geçenlerde bu bilimkurgu dizisinin ilk bölümünü tekrar izledim. Kapısı çalınınca Scully, “Kim o?” diye sesleniyor, Mulder da dışarıdan “Steven Spielberg” diye cevap veriyor. Sinemada ve ekranda uzaylılardan söz edince Spielberg olmadan cümle kurulamıyor. İfşa Günü, yakın zamanda gösterime giren Kurtuluş Projesi’ni de bana tekrar hatırlattı. O filmde bana en ilginç gelen, bildik (?) uzaylılarla hiç ilgisi olmayan bir tipin yaratılmış olmasıydı. İfşa Günü’nde ise uzaylılar aynen şu emoji gibi: 👽 Her durumda meraktan çatladığım için sinemada izleyecektim, asla pişman değilim. Fakat Spielberg’in popüler anlatım tarzına alışkın olmayanlar sıkılabilir, bilimkurgu türünün meraklıları ise özellikle ekranda izlemeye alıştıkları yeni nesil girift anlatıların tadını pek bulamayabilir.

“Ölümden sonra hayat yoksa, neden buradayım?”

Seyirciyle ilk kez 2023’te ABD’de Telluride Film Festivali’nde buluşan Tuesday, başrolünde Julia Louis-Dreyfus olduğu için o yıl çok ilgimi çekmişti. Seinfeld’den bu yana ekranda komedi yapımlarının kraliçesi olan oyuncuyu, dramatik rollerde izlemeyi çok seviyorum. Tuesday, büyülü gerçekçi bir film. Aslında ülkemizde gösterime girmişti fakat gitme fırsatı bulamamıştım, bu hafta ekranda izledim. Konusu da çok ilginç: Annesi Zora’yla (Julia Louis-Dreyfus) bahçeli bir evde yaşayan 15 yaşındaki Tuesday (Lola Petticrew), belirsiz bir hastalıkla savaşır. Yürüyemeyen genç kız, bir gün bahçede otururken masaya bir Macaw papağanı konar. Bu, aslında onun canını almaya gelmiş olan Ölüm’dür. Annesi ile Tuesday, Ölüm’le randevuyu geciktirmek için tuhaf bir mücadeleye başlarlar.

Bu peri masalını baştan sona ilgiyle izledim. Hırvat yönetmen Daina O. Pusić’in senaryosunu da yazdığı ilk filmi, pek çok açıdan görülmeye değer. İnsanda keşke bu kadar orijinal bir fikri ben de bulabilsem düşüncesi uyandırıyor. Film hem saçma, hem komik hem de duygusal anlardan oluşuyor. Anne-kızın ilişkisinin insana derinden dokunan pek çok yönü var, mendilsiz izlenemeyecek bir film. Yalnız filme adını veren karakterin adının neden Tuesday (Salı) olduğunu anlayamadım, sanırım yoruma açık bırakılmış. Ölüm’ü Arinzé Kene seslendiriyor. Ölümle hasbıhal denince akla hemen Ingmar Bergman’ın sinema klasiği Yedinci Mühür geliyor. Elbette bu film öyle sofistike bir kulvarda değil, ama bu izleğin popüler bir yorumu olarak okunabilir. Filmde görsel efektlerle oluşturulan Macaw papağanı o kadar hoşuma gitti ki, aklıma hemen kuşlu filmler düştü. Burada böyle bir liste var. Son olarak belirteyim: Duygusal ama olumlu mesajlarıyla insana yaşamın değerini hatırlatan bir film olmakla beraber eğer yakın zamanda bir kayıp yaşamışsanız, belki şu an size pek uygun olmayabilir.

Bir yas hikâyesi

Bu hafta vizyonda İfşa Günü’nün yanı sıra ülkemizde ilk kez 45. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Aynalar No.3’ü izledim. Türkçe altyazılı fragmanı burada. Alman yönetmen Christian Petzold’un son filmi, adını Maurice Ravel’in aynı adlı piyano süitinden almış. Bir trafik kazası geçiren piyanist Laura, atlatamadığı şokun etkisiyle, kazaya şahit olan kadınla beraber yaşamaya başlıyor. Fakat bu kadın yardımsever görünse de, sakladığı bir sır var. Film seyirciyle ilk kez geçen yıl Cannes’da buluşmuş. Laura rolünde yine Petzold’un sık çalıştığı Paula Beer var. Oldukça kısa olan Aynalar No. 3 değişik bir yas anlatısı olmakla beraber, bana izlediğim diğer Petzold yapımlarına kıyasla biraz zayıf geldi. Yine de festival filmlerini sevenler için vizyonda iyi bir alternatif olabilir, halen az salonda gösterimde. Yönetmenin eski filmlerinden bir seçkiye şu sıralar MUBI üzerinden erişebilirsiniz.

Bu hafta izlediklerim üzerine notlarım bu kadar, okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Güzel bir hafta sonu dileklerimle.

Leave a comment

Geçen hafta, vizyonda küçük çaplı bir fenomene dönüşen korku filmi Saplantı, 1990’lar draması Yaşamın Kıyısından Kartpostallar ile Richard Gadd projesi Half Man üzerine yazmıştım. Buradan okuyabilirsiniz.

Bu hafta bunlardan söz ettim:

  • Aynalar No. 3 - Christian Petzold - 2025 (gösterimde)

  • Başka Yolu Yok - Park Chan-wook - 2025 (MUBI)

  • Close Encounters of the Third Kind (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar) - Steven Spielberg - 1977 (MUBI)

  • Disclosure Day (İfşa Günü) - Steven Spielberg - 2026 (gösterimde)

  • Jaws - Steven Spielberg - 1975 (seç-izle)

  • Jaws@50: The Definitive Inside Story - Laurent Bouzereau - 2025 (Disney+)

  • Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi) - Phil Lord, Christopher Miller - 2026 (seç-izle)

  • Tuesday - Daina O. Pusić - 2023 (TOD/bein)

  • The X-Files - dizi - 1993-2018 (Disney+)

  • Yedinci Mühür - Ingmar Bergman - 1957

Read the original on buhaftaizledim.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.