Günaydın. İnsanın kendini tanıması ve kendini kabullenip sevmesi ne büyük lütuf, kimileri çok geç varıyor bunun farkına. Hâlbuki insanın ne olursa olsun yanında olacak tek şey kendisi, bunun üzerine onlarca yıl düşünmemesi ne tuhaf. Valery aynı eserinde “Kendimi çok az gözden kaçırdım; kendimden nefret ettim, kendime hayran oldum sonra, birlikte yaşlandık.” der. İnsan evvela kendini sevecek sevgili okur. Öz sevgiyle, var olun.
s.59-61, Çev. Ayberk Erkay, Everest Yayınları
“Bir ya da iki saat uyurum en fazla, düşünün ben söylüyorum bunu, gece denizlerinde yol almaya bayılan ben. Uykuya dalmadan evvel düşüncelerimi ayırt edemediğim çok olur. Uyuyup uyumadığımı bilemem. Eskiden, uykuya dalmak üzereyken, hoşuma giden bütün her şeyi geçirirdim aklımdan, yüzleri, şeyleri, dakikaları. Düşüncelerim olabildiğince yumuşak olsun, yatak kadar rahat olsun diye onları çağırırdım... Yaşlandım. Kendimi yaşlı hissettiğimi size ispat edebilirim... Hatırlayın! - Çocukken
kendimizi keşfe çıkardık, vücudumuzun her yerini yavaş yavaş keşfederdik, gereken her türlü çabayı gösterip vücudumuzun özelliklerini tanırdık, yanılıyor muyum? Eğilip büküldükçe yeni şeyler bulur, kendimizi tanıdıkça şaşırırdık! Topuğumuza dokunurduk, sol elle sağ ayağımızı tutardık, soğuk ayağımızı sıcacık avucumuza alırdık! Artık ezbere biliyorum hepsini. Yüreğimi de. Peh! Bütün dünya parsellenmiş, sınırlar çizilmiş, bayraklar asılmış... Bir yatağım kaldı. Seviyorum uykunun, çarşafın akışını, gerilip süner bu çarşaf, katlanır, buruşur, örter üzerimi kıyıya vuran kumlar gibi ben uzanmış yatarken, etrafıma dolanır uykudayken... Oldukça karmaşık bir mekanizma. Atkı ya da çözgü yönünde ufacık bir delik... Ah!”
Acı içindeydi.
“Neyiniz var?” diye sordum, “Eğer...”
“Benim, dedi... Fazla bir şeyim kalmadı. Olsa olsa... Bir saniyenin onda biri... Durun... Bazı anlar var ki bedenim aydınlanıyor... Çok tuhaf. Birden içimi görebiliyorum... Etimin katmanlarından aşağısına, derinlere bakıyorum, acı bölgelerini hissediyorum, daireleri, kutupları, acının sorguçlarını. Görebiliyor musunuz bu canlı yüzleri, acımın geometrisini? Düşüncelere tıpatıp benzeyen yıldırımlar çakıyor. Anlamamı sağlıyorlar -buradan, buraya kadar... Ama yine de kararsız bırakıyorlar. Kararsız doğru sözcük değil... O gelecek gibi olduğunda, içimde bulanık, dağınık bir şey hissediyorum. Vücudumda bölgeler oluşuyor... Puslu bölgeler, ansızın beliren boşluklar. O zaman belleğimden bir soru seçiyorum kendime, rastgele bir problem... Ona dalıyorum. Kum tanelerini sayıyorum... Görebildiğim sürece... - Istırabım arttıkça onu gözlemlemeye zorluyor beni. Onu düşünüyorum! - Çığlığımı bekliyorum... Ve duyduğum an - şey, korkunç şey, küçülüp, ufacık olup, iç bakışımdan kaçıyor...
“Bir insan ne yapabilir? Her şeyle mücadele edebilirim - bedenimin, belli bir raddenin ötesine geçen ıstırabı hariç. Oysa oradan başlamalıyım asıl. Çünkü acı çekmek, dikkatini, bir şeye, en üst düzeyde vermek demektir, benim için biçilmiş kaftan... Bilmenizi isterim ki bu hastalığa yakalanacağımı öngörmüştüm. Şimdi herkesin emin olduğu her şeyi, eksiksiz olarak tahayyül etmiştim. Geleceğe ait belirgin bir bölümü görebilmek, eğitimin bir parçası olmalı. Evet, şimdi başlayan şeyi önceden görmüştüm. Sıradan bir fikirden ibaretti o zaman. Bu sayede peşinden gidebildim.”
Sakinleşti.
Yana doğru kıvrıldı, gözlerini kapattı ve bir dakika geçti geçmedi, yeniden konuşmaya başladı. Kendini kaybetmeye başlamıştı. Sesi, yastığın içine gömülmüş bir mırıltıya dönüşmüştü.
Kızaran eli çoktan uykuya dalmıştı. Susmamıştı: “Düşünüyorum, kimseye zararı yok düşünmemin.
Yalnızım. Yalnızlık ne kadar da rahat! Tüy kadar bile yüküm yok sırtımda… Burada da, geminin kamarasında da, Cafe Lam bert’ de de aynı düş... Bir Berthe’in kolları önem kazanacak olsa, çalınırım - hırsız ıstırap… İspatı olmadan bana söz söyleyen - düşmanımdır. Gerçekten olan bir şeyin cılız sesini yeğlerim. Olmakta ve kendimi görmekteyim, kendimi gördüğümü görmekte… Daha derin düşünelim. Peh! Uyur kalır insan neyi düşünürse düşünsün... Uyku devam ettirir her düşünceyi...”
Tatlı tatlı horluyordu. Çok geçmeden duyulmaz oldu horultusu, mumu aldım, parmak uçlarımda dışarı çıktım.
Gönderi yok

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.