RSS Amplifier

başıbozuklar · Jun 15, 2026

tahammülümü kaybettim, hükümsüzdür

0
Sign in to vote or save

elif doğan · başıbozuklar

dünyevi işlerin altında ezildiğimiz bir haftayı daha geride bıraktık sevgili başıbozuklar.

geçtiğimiz hafta evde badana yaptırdık ve yeniden yerleşmemiz bir hafta sürdü. neden böyle oldu diye düşünüyorum ve yanıtı geçenlerde twitter’da gördüğüm ama şimdi bulamadığım bir tweet’te buluyorum: evler fazla küçük. “üç odalı bir ev, belirli bir metrekarenin altında olmamalı” diyordu gördüğüm tweet; oysa günümüzde, hele de yeni evler giderek kutuya dönüşmeye başladı ve tamam, ben ziyagil yalısı’nda yaşayalım demiyorum ama gerçekten de üç odalı bir evi de seksen metrekare yapmazsın ya…

neyse, öyle böyle derken badana bitti. ustaların dediği gibi bir günde, hatta neredeyse bir buçuk günde bitti. yaşar usta dediydi zaten, “iki günde bitiririz” dediydi de ben inanmadıydım. “yav he he” dediydim içimden. nedense aklımda çocukluğumdan kalan bir badana anısı vardı; annem kafayı sıyırmıştı. ben diyeyim bir hafta, sen de 10 gün sürmüştü (tamam, o zamanki evimiz şimdikinin iki katıydı ve boyalar zor kuruyordu falan ama fark etmez); o zaman öğrenmiştim ki evin içindeyken badana yaptırmak, taşınmaktan daha zor.

gerçekten aşırı zordu; taşınmak gibi bir şey oldu ama kimse taşınmadı ve dediğim gibi yerleşmemiz tam bir hafta sürdü. hâlâ birtakım ayrıntılar var ama en azından bilgisayarımı bulabildim, masamı toplayabildim ve bu yazıyı yazabiliyorum sonunda. oh be, dünya varmış!

bu bir hafta boyunca, bu haftaya hazırlık yaptığımız ondan önceki hafta boyunca ve kendimi rehabilite ettiğim ondan da önceki (bayram) hafta(sı) boyunca pek bir şey üretmedim. üretemedim demek daha doğru aslında çünkü gün içinde elime telefonu alıp yorgunluktan koltuğa çöktüğüm dakikalar dışında sür-rekli bir şeylerle uğraşıyordum. ya doğan halıları yıkıyordu ve ben dolap içi organizasyonu yapıyordum, ya o duvara rafları matkaplıyordu ve ben kapıları siliyordum. bitmek tükenmek bilmeyen bir aksiyon halindeydim anlayacağınız ve günün sonunda ben bitip tükenmiş oluyordum.

ama işte aralarda bulduğum o minik boşluklarda kendimi sosyal medyaya saldım. zamanımın çoğu, instagram’da a milli kadın (bir önceki hafta) ve erkek (geçtiğimiz hafta) voleybol takımlarının vnl maçlarından kesitleri izlemek, dünya kupası’nın tarihi anlarını gösteren videolara takılmak, komik köpek ve kedi videolarıyla eğlenmek ve ben bunları yaptıkça algoritma önüme daha fazlasını çıkardığı için daha fazlasını tüketmekle geçti.

“üretim” tarafında yaptığım, yapmaya vakit ve güç bulabildiğim, hatta hiç efor harcamadan üretebildiğim tek şey butlancıların paylaşımlarının altına döşenmek oldu. “genel başkanımız kk şöyle şöyle yaptı” diyen chp paylaşımlarının altına “yalnız o kişi genel başkanınız değil; genel başkanınız öö; bu kişi kayyum” yazmayı neredeyse bir refleks haline getirdim. twitter’da paylaşımları önüme düşen butlancı milletvekillerine, yasal olarak hakaret olmadığını öğrendiğim kelimeleri saydırdım. yıllardır takip ettiğim ama bir de ne göreyim, ay resmen kılıçdar’cı olan insanları bazen sessizce, bazen sitem ederek, bazen de “yazıklar olsun” diyerek takipten çıktım. butlan gündeminden ayrı olarak, vnl maçlarını paralı kanala satan voleybol federasyonuyla uğraştım, cimer’e dilekçe yazdım. “kadınlar ozan güven’i linçliyorlar, bunların hepsi politik feminist!” diye saçma sapan konuşan, psikolog ünvanını kullanarak mizojininin âlâsını yapan bir ukalayla didiştim.

bir ara dedim ki kendime “bu türkiye siyaseti beni de kendine benzetti. ipin ucunu kaçırdım herhalde. sürekli kavga halindeyim.” ama sonra dedim ki, “yoooo? insanlar bu paylaşımları yapıyorsa, çoluğumun çocuğumun geleceğinden çalıp bir de orada burada ahkâm kesiyorsa, ülkede her gün kadınlar öldürülürken, kamusal alanda geh geh gezen bir fail “mağdur oldu” diye ağlayan adamlar cak cak konuşuyorsa, her yıl vatandaştan eşek yüküyle bandrol toplayan trt, aynı vatandaşı milli takım maçlarını özel kanaldan seyretmek zorunda bırakıyorsa bunlara karşı lafını esirgememek mi sorun?

sonra glora’cığımın şu sözünü hatırladım:

“kaybedecek hiçbir şeyi olmayan,
kimsenin saçmalıklarına tahammül etmeyen
yaşlı bir kadın olmanın
keyfini çıkarmaya başlıyorum.”

bir de şunu:

“yaşlandıkça ne daha iyi ne de daha
kötü oluruz. sadece, toplumsal cinsiyet rolleri bizi biçimlendirmeden önce kim
idiysek, ona daha çok benzemeye başlarız.”

ve fark ettim ki, ipin ucunu falan kaçırmadım ben. ipin ucunu tutmayı bıraktım.

evet, 50. yaşıma merdiven dayadığım, hormon replasman terapisiyle kendimi yeniden bulduğum şu günlerde bana ayrılan tahammülün sonuna geldim sevgili başıbozuklar.

bu tasarımları sanırım en çok da kendim için yaptım. daha fazlası için: voxvil.com/basibozuklar

yolun bundan sonrasına böyle devam etmek niyetindeyim: kimsenin saçmalıklarına tahammül etmeden.

o zaman parti başlasın.

#teşekkürleriyigünner

Read the original on basibozuklar.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.