sevgili başıbozuklar,
yumurta foliküllerimin tükendiğini öğrenmemin üzerinden sekiz, yapılan hormon testlerinin menopoza girdiğimi teyitlemesinin üzerinden altı, hormon replasman terapisine başlamamın üzerindense iki ay geçti.
bundan sekiz ay önce hakkında pek bir şey bilmediğim menopoz, artık benim bir gerçeğim. bu mektubu da size bunun için yazıyorum. bu süreci nasıl yaşadığımı paylaşmak, bazı geç kalmışlıklarımı nasıl fark ettiğimi anlatmak ve aranızda bu sürece yaklaşanlar varsa naçizane uyarmak için…
menopoz hakkında bilgilenmeyi, menopoza girinceye kadar ertelemiştim. ertelemek benim için yeni bir şey değil; doğumda da böyle yapmıştım ben. ilk bebeğimden önce, kendimi doğuma pek güzel hazırlamış, kitaplar okumuş, eğitimlere gitmiş ama doğumdan sonrasını hiç “çalışmamış”tım. beni neler bekleyecek, emzirmek nasıl bir şeydir, bebek uykusu nasıl da parçalıdır, günbegün uykusuzluğa nasıl dayanılır, kısacası bir insan yavrusuna bakım verilirken beni neler bekler — buralara hiç hazırlanmamıştım.
ideal bir dünyada, içinden geçeceğimiz biyolojik süreçler hakkında kitaplardan, podcast’lerden, sosyal medyadan bilgilenmemize gerek olmazdı belki… kadın biyolojisinin bilimsel ortamlarda gereği gibi araştırıldığı, kadını hamile bırakmak için her türlü imkânı seferber eden ataerkil tıp müessesesinin, kadının “hamile kalabilirliği”nin sona ermesine de benzer bir merakla yaklaştığı, kadınların, kadın olarak deneyimlediği bu süreçleri özgürce, dayanışarak yaşadıkları bir düzende, menopoz konusunu okuyup öğrenmemiz fuzuli olurdu. hayat önümüze ne koyarsa hepimiz gül gibi yaşar giderdik.
ama öyle bir dünyada yaşamıyoruz.
neyse, işin kültürel kısmını “menopoz hakkında bir yazı dizisi”nde konuşuyoruz zaten. ben size bu mektupta kendi yaşadıklarımı anlatacağım; belki sizin yaşadıklarınız veya yaşayacaklarınızla bir benzerlik kurar ve yalnız hissetmez, belki de benim yaptığımdan daha önce harekete geçersiniz umuduyla…

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.