RSS Amplifier

(untitled) · Aug 19, 2026

Türkiye'de üretimin iflası: 5 yılda yaklaşık 130 bin şirket kapandı

0
Sign in to vote or save

Türkiye'de üretimin iflası: 5 yılda yaklaşık 130 bin şirket kapandı

CHP İşveren Sendikaları ve İş Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat, "9 başlıkta Türkiye’de üretimin ağır bilançosu" başlıklı açıklamasında, son 5 yılda 130 bine yakın şirketin kapandığını belirterek reel sektörün ağır bir finansal krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

CHP’li Cemal Canpolat; şirket kapanmaları, artan konkordato talepleri ve sanayi istihdamındaki gerilemeye ilişkin güncel verileri paylaştı. Türkiye ekonomisinin sadece büyüme ve ihracat rakamlarıyla değerlendirilemeyeceğini belirterek sanayide kaybolan iş alanlarına ve kapanan işletmelere dikkat çeken Canpolat, iktidarın başarıları sahiplenirken maliyetleri piyasaya yüklediğini savundu.

Beş Yılda 130 Bini Aşkın Şirket Kapandı

TOBB verilerinden derlenen rakamları aktaran Canpolat, 2021–2025 yılları arasında Türkiye'de 129 bin 961 şirketin kapandığını belirtti. Yıllara göre şirket kapanma sayıları şu şekilde gerçekleşti:

 * 2021: 16 bin 222

 * 2022: 23 bin 170

 * 2023: 25 bin 883

 * 2024: 31 bin 416

 * 2025: 33 bin 270

Son dört yılda şirket kapanışlarının yüzde 105 arttığını ifade eden Canpolat, kurulan yeni şirketlerin tek başına bir başarı göstergesi olmadığını, borç yükü nedeniyle kapanan işletmelerin farklı isimlerle tekrar açılmak zorunda kaldığını söyledi.

Sektörel Kapanmalar ve Konkordato Artışı

KOSGEB'in TOBB verileriyle hazırladığı rapora değinilen açıklamada; şirket, kooperatif ve gerçek kişi ticari işletmeleri kapsayan bir yıllık dönemde toplam 50 bin 257 işletmenin kapandığı bildirildi. Kapanan işletmelerin 6 bin 449'unu imalat, 6 bin 759'unu inşaat, 18 bin 643'ünü ticaret, 2 bin 602'sini ulaştırma-depolama ve 2 bin 617'sini konaklama-yiyecek hizmetleri sektörü oluşturdu.

Süreçleri "konkordato yüzyılı" olarak nitelendiren Canpolat; 2023'te 519 olan geçici konkordato mühleti dosya sayısının 2024'te 1.723'e, 2025'te ise 2.817'ye yükseldiğini kaydetti. İflas kararlarının ise 2024'teki 132 seviyesinden 2025'te 247'ye çıktığı aktarıldı. Konkordatoda en riskli alanların başında 234 dosya ile tekstil ve hazır giyim sektörü gelirken, bunu inşaat (134), metal ürün imalatı (84), sebze-meyve toptancılığı (58) ve gıda (56) takip etti.

İstihdam Kaybı ve Takipteki Alacaklar

TÜİK verilerine göre Ocak 2025'te 4 milyon 585 bin 80 olan imalat sanayi ücretli çalışan sayısının, Ocak 2026'da 4 milyon 409 bin 738'e gerileyerek 175 bin 342 kişilik kayıp yaşadığı ifade edildi. BDDK'nın 23 Temmuz 2026 tarihli verilerine atıfla, bankacılık sektöründeki takipteki alacakların 808 milyar 670 milyon TL sınırını aştığı bilgisi paylaşıldı.

Canpolat'ın Açıklamasının Tam Metni:

> "9 başlıkta Türkiye’de üretimin ağır bilançosu

> Fabrikalar, imalat atölyeleri onar onar kapanıyor. Her kapanan fabrika Türkiye’den bir parça daha koparıyor. Çünkü o kentin üretim kapasitesi eksiliyor, onlarca ailenin geliri kesiliyor, yan sanayicinin siparişi buhar oluyor, çiftçinin alıcı ortadan yok oluyor. Ve bunca yıldır Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı, bu tablonun yalnız başarılarını sahiplenip maliyetlerini ‘piyasa koşulları’ diyerek başkalarının sırtına yüklüyor.

> Bir de madalyonun diğer yüzü var. Kapanan şirketler, konkordato korumasına sığınmak zorunda kalan üreticiler, iflas kararları, sanayide kaybolan yüz binlerce iş, özelleştirme sonrasında üretimi sona ermiş fabrikalar var. Üretici fiyatlarındaki artışla mücadele eden, finansmana erişmekte zorlanan ve işletme sermayesini koruyamayan reel sektör var.

> Bu tabloyu sadece siyasi sloganlarla değil, derli toplu olarak dokuz başlıkla ortaya koyalım:

> 2021–2025 arasında, yani beş yılda Türkiye'de 129 bin 961 şirket kapandı. 2021'de 16 bin 222 olan şirket kapanma sayısı, 2022'de 23 bin 170, 2023'te 25 bin 883, 2024'te 31 bin 416, 2025'te ise 33 bin 270’e ulaştı. Bunlar yorum değil; TOBB verilerinden derlenen rakamlar.

> Elbette aynı dönemde yeni şirketler de kuruldu. Hatta sayıca kapanan şirket sayısından da fazla. Ancak bunu bir ilerleme saymak, Türkiye ekonomisine at gözlükleriyle bakmak olur. Aşırı borç yükü yüzünden A kişisinin üstüne olup da kapatılan şirketin başka bir isimle ama aynı aileden B kişisinin üstüne açılması, bir ilerleme değildir. Dolayısıyla Türkiye’de şirket kurmak kolaydır ama o şirketi yaşatmak, ayakta tutmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

> Başka bir ifadeyle, yalnızca dört yıl içinde bir yılda kapanan şirket sayısı iki katını aştı. Üstelik kırılma bir yıldan ibaret değil: 2022'de şirket kapanışları bir önceki yıla göre yüzde 42,8 sıçradı; 2024'te yüzde 21,4, 2025'te ise yüzde 5,9 daha arttı.

> Çünkü Türkiye'yi yirmi yılı aşkın süredir aynı siyasi iktidar yönetiyor. Vergi sistemini, teşvikleri, kredi politikasının genel çerçevesini, yatırım ortamını, ithalat rejimini ve sanayi politikasını belirleyen de küçük esnaf ya da Anadolu'daki sanayici değil. İktidar açılan işletmeleri başarı hanesine yazıyorsa, kapanışların neden bu kadar hızlandığını da açıklamak zorundadır.

> Konkordato iflas değildir. Bunu özellikle söylüyoruz. Konkordato, borçlarını mevcut vadeleriyle ödemekte güçlük yaşayan işletmenin mahkeye koruması altında yeniden yapılandırma aramasıdır. Fakat tam da bu nedenle rakam ağırdır. Türkiye’nin bugününü ‘konkordato’ cehennemine çeviren AKP iktidarı, bunun da hesabını verememektedir.

> 2023 yılında mahkemeler 519 dosya için geçici konkordato mühleti verdi. Bu sayı 2024'te, bin 723, 2025'te ise 2 bin 817 oldu. Sadece 2023'ten 2025'e artış yaklaşık yüzde 443. Sadece 2024'ten 2025'e artış bile yaklaşık yüzde 63,5.

> Daha çarpıcısı var… 2022, 2023 ve 2024'ün üçünde verilen geçici mühlet kararlarının toplamı 2 bin 646. 2025'in tek başına rakamı 2 bin 817. Yani Türkiye, bir yılda önceki üç yılın toplamından daha fazla geçici konkordato mühleti gördü.

> 2024'te 132 iflas kararı bulunurken 2025'te bu rakam 247'ye çıktı. Artış yaklaşık yüzde 87. Türkiye'nin reel sektör bilançosunun mahkeme koridorlarına kadar taşındığını gösteren bir tablo önümüzde öylece durmaktadır.

> Tekstilde tek başına 177 dosya var. Giyim, ayakkabı, halı, çanta, iplik ve deri işleme de dahil edildiğinde geniş tekstil-hazır giyim grubu 234 konkordato ile karşımıza çıkıyor. Tekstili, 134 ile inşaat, 84 ile metal ürün imalatı, 58 ile sebze-meyve toptancılığı, 56 ile de gıda takip ediyor.

> Makine çalıştıran, işçi çalıştıran, hammadde alan, elektrik tüketen, ihracat yapan, yan sanayiyi besleyen üreticiden bahsediyoruz. Dolayısıyla soru yalnızca kaç şirketin konkordato ilan ettiği değildir. Asıl soru, Türkiye’nin neden üreticisini mahkeme korumasına ihtiyaç duymadan yaşatacak ekonomik ortamı oluşturamadığıdır. 5’li çetelerin zenginliğine geçen her saniye zenginlik katan iktidar, bunun acısını da Türkiye ekonomisini ayakta tutan üreticilerden çıkarmaktadır.

> Bakınız, taraflı veri yayını yaptığını her fırsatta dile getirdiğimiz, gerçekleri gizlediğine çok kez şahit olduğumuz TÜİK’in verileri bile korkunç. Ocak 2025'te imalat sanayisinde ücretli çalışan sayısı 4 milyon 585 bin 80’di. Ocak 2026'da bu sayı 4 milyon 409 bin 738’e geriledi. Bir yıldaki kayıp, TÜİK’e göre bile 175 bin 342 çalışandır.

> Mayıs 2026'da da imalat sanayisindeki ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre 156 bin 348 kişi daha düşük kaldı. Sanayinin tamamında yıllık istihdam gerilemesi yüzde 3,2, imalatta yüzde 3,4 oldu. Bir ülkede ‘sanayimiz büyüyor’ deniyorsa şu sorunun yanıtı da en baştan verilmelidir: İmalat büyüyorsa, imalat işçileri nereye gidiyor? AKP iktidarı bu sorunun yanıtını da veremeyecektir.

> Mayıs 2026'da imalat sanayisi üretim endeksi önceki aya göre yüzde 3,3 geriledi. Aynı ay imalat ürünlerindeki yurt içi üretici fiyatları bir yıl öncesine göre yüzde 30,72 yükseldi. Bir tarafta ciddi maliyet artışları, diğer tarafta sanayi istihdamında gerileme. Bir tarafta konkordato, diğer tarafta iflas ve kapanmalar… Bunların her biri tek başına farklı nedenlerle açıklanabilir. Ancak hepsi aynı dönemde aynı yöne işaret ediyorsa ve iktidar bu tabloda bolluk bereket görmekte ısrar ediyorsa, Türk sanayisinin bu iktidarı daha fazla sırtında taşıma şansı kalmamıştır.

> 25 yaşına basmak üzere olan AKP iktidarı, siyasi mirasçısı olduğu sağcı iktidarlar gibi makasla kurdela kesmeyi, temel atma törenleri düzenlemeyi kısa tarihi boyunca hep çok sevdi. Bunu yine mirasçısı olduğu sağ iktidarlar gibi iç politikayı dizayn etmekte de kullandı, kullanmaya da devam ediyor.

> Açılış törenlerinde makas tutmak kolaydır, zor olan ise o fabrikanın on yıl sonra hâlâ çalışmasını sağlamaktır.

> Yeni şirket kuruluşlarını anlatmak kolaydır, zor olan ise işletmenin beş yıl sonra hâlâ ayakta olup olmadığını açıklamaktır.

> İhracat rakamını açıklamak kolaydır, zor olan ise tekstilcinin, metalcinin, gıdacının neden konkordato mahkemesinde olduğunu açıklamaktır.

> Sanayi yatırımlarını anlatmak kolaydır, zor olan ise bir yılda imalattan 175 bin ücretli çalışanın neden eksildiğini açıklamaktır.

> Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla ekonomik slogan değil; üreticinin neden ayakta kalamadığına ilişkin hesap verilebilir bir sanayi politikasıdır. Bunun yerine AKP iktidarı, sanayi derneklerinin yöneticilerini bir çıkış yaptıklarında yargılatmakla meşgul. Aynı dernek, o yargılamalar başladığından beri Türk sanayisine dair rapor yayımlayamaz, ekonomiye dair konuşamaz hale gelmiştir.

> Fabrikalar, imalat atölyeleri onar onar kapanıyor. Her kapanan fabrika Türkiye’den bir parça daha koparıyor. Çünkü o kentin üretim kapasitesi eksiliyor, onlarca ailenin geliri kesiliyor, yan sanayicinin siparişi buhar oluyor, çiftçinin alıcı ortadan yok oluyor. Ve bunca yıldır Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı, bu tablonun yalnız başarılarını sahiplenip maliyetlerini ‘piyasa koşulları’ diyerek başkalarının sırtına yüklüyor. Ne bu yük taşınabilir, ne de AKP iktidarı hesap vermekten kaçabilir. Yükü bir kez daha Türkiye’nin üstüne çığ gibi bırakıp köşenize çekilmenize izin vermeyeceğiz."

Read the original on aktifbulten.com.tr

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.