Bu yazıda üzerinde düşünmenizi istediğim iki konu var.
Birincisi konfor alanı.
İkincisi ise yetenek, imkân ve potansiyel arasındaki ilişki.
Son zamanlarda çok duyduğumuz bir ifade var.
“Konfor alanından çık.”
Ben burada biraz farklı düşünüyorum. Bence amaç konfor alanından çıkmak değil. Amaç, konfor alanını genişletmek. Bence ikisi aynı şey değil.
Bu konuyu daha önce geniş bir şekilde ele aldığım blog yazım:
Çünkü hayat bazen bizi zaten istemediğimiz hâlde konfor alanımızın dışına çıkarıyor.
Yeni bir ülkeye taşınabiliyoruz.
Yeni bir işe başlayabiliyoruz.
Ekonomik şartlarımız değişebiliyor.
Hayatımızda yeni sorumluluklar oluşabiliyor.
Ve bir anda kendimizi çok daha büyük, çok daha belirsiz bir alanın içerisinde bulabiliyoruz.
Ve burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Eğer ben bugün, sınırları belli olan mevcut alanımın içerisinde kendimi geliştiremiyorsam, yarın çok daha büyük bir belirsizliğin içerisinde bunu nasıl yapacağım?
Buradaki amaç ve farkındalık şu olmalı: Elimde var olan imkânları konfor alanımın içinde en verimli şekilde kullanmak ve büyümek ki hayat beni konfor alanımın dışına çıkarıp belirsiz bir alana sürüklediği zaman, yetenek çapım doğrultusunda belirsizliğe hızlı adapte olabileyim.
Dolayısıyla mesele elimizdeki alanı yavaş yavaş büyütebilmek. Ben yabancı dil öğrenme sürecini de biraz böyle görüyorum. Çünkü biz İngilizce öğrenirken sadece İngilizce öğrenmiyoruz.
Gelecekte oluşacak konforsuz alanlara (yeni iş, yabancı ülke, yabancı müşteriler, mülakat vb.) daha kolay adapte olabilmek için, kendimize şu an bulunduğumuz konforlu alanda önemli bir yetenek katmaya çalışıyoruz. Ve belki de en önemlisi, uzun vadeli düşünmeyi öğreniyoruz.
Fakat tam bu noktada çoğu insanın takıldığı başka önemli bir konu var.
“Benim dil yeteneğim yok.”
Bu cümleyi sürekli duyuyorum. Burada yanlış anlaşılmasın. Ben “yetenek diye bir şey yok” demiyorum.
Tabii ki herkes aynı yerden başlamıyor.
Hepimizin geçmişi farklı.
İmkânları farklı.
Öğrenme deneyimleri farklı.
Ama benim dikkat çekmek istediğim başka bir mekanizma var.
Bu hafta sahilde yürüyüş yaparken bunu bana tekrar hatırlatan bir olay yaşadım.
İki hanımefendi koşuyordu. Aralarında bir ip vardı. Hanımefendilerden biri görme engelliydi. Yanımdan geçerken saatini dinliyordu. Tempo ve mesafe kontrolü yapıyordu. Yaklaşık 10 kilometreyi geçmişlerdi. Sonra biraz ileride tekrar karşılaştım. Arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Fotoğraf çektiriyordu. Çektirdiği fotoğrafla ilgili geribildirim alıyordu. Gayet keyifliydi.
Ve ben o anda kendime şu soruyu sordum:
Burada tam olarak ne görüyorum?
İlk aklıma gelen şey şu değildi.
“Ne kadar güçlü bir iradesi var.”
Ama sonra biraz daha düşündüm ve aslında kendi şartlarına ve hedefine göre çok iyi bir geribildirim sistemi kurduğunu anladım.
Yanında koşan bir partner var.
Saatinden geri bildirim alıyor.
Koşusunu takip ediyor.
Yani sahip olmadığı şeye değil, sahip olduğu imkânlara göre en iyi şekilde hareket ediyor.
İşte burada aklıma şu soru geldi.
Acaba mesele gerçekten yetenek mi? Yoksa başka bir şey mi?
Bence burada başka bir mekanizma var.
Kadın, sahip olmadığı şeye takılmak yerine etrafındaki imkânları en iyi şekilde kullanmak ve hedefine ulaşmak için kendine bir sistem kurmuştu. Üstelik öyle bir sistemdi ki, ondan daha avantajlı olan birçok insan bugün onun ulaştığı sonuca ulaşamıyor.
Biz bazen sahip olmadığımız şeylere o kadar odaklanıyoruz ki elimizde olanları kullanmayı unutuyoruz.
Bazen de tam tersi oluyor. Bir insanın bazı imkânları sınırlı oluyor ama elindekileri o kadar iyi kullanıyor ki çok daha büyük sonuçlar elde edebiliyor.
O zaman asıl soru şu olmaya başlıyor.
Ben neye sahip değilim? Değil. Ben bugün neye sahibim? Ve ben bugün bunlarla konfor alanım kapsamında ne yapabiliyorum?
Ben potansiyel kavramına da biraz böyle bakıyorum.
Potansiyel, bugün elimde olan imkânlardan ne kadar faydalanabildiğim.
Fakat burada başka bir problem daha çıkıyor karşımıza.
Mükemmeliyetçilik.
Bence birçok insanın gelişimini durduran şey yetenek eksikliği değil.
Mükemmeliyetçilik.
Çünkü kişi kendine şöyle bir program hazırlıyor. Örneğin İngilizce öğrenme bağlamında:
☑️ Her gün bir saat çalışacağım.
☑️ Kelime çalışacağım.
☑️ Gramer çalışacağım.
☑️ Dinleme yapacağım.
☑️ Konuşma yapacağım.
☑️ Yazı yazacağım.
Sonra bir gün o bir saati bulamıyor. Ve tamamen bırakıyor. Neden? Çünkü zihninde sadece iki seçenek var. Ya tamamını yapacağım. Ya da hiçbirini yapmayacağım. Geçmişte bunu birkaç öğrencimle birebir şöyle diyaloglarla yaşadım:
“Hocam bıraktım.”
“Neden?”
“Günde bir saat ayıramıyorum.”
“Peki 15-20 dakika?”
“Nasıl yani? Eee… bir saat çalışmam gerekmiyor mu?”
“Hayır. Bir saat çalışmak güzel. İdeal. Ama bugün ideal olanı yapamıyorsan, mümkün olanı da bırakmak zorunda değilsin.”
Kısa duyuru: Yeni dönem derslerimiz 28 Ağustos’ta başlıyor. Ayın sonuna kadar indirimli fiyatlardan buradan kayıt olabilirsiniz.
Bu fikri Hasan Başusta ile yürüyüş yaparken konuşuyorduk. Ona yapmak istediğim projeyi anlatıyorum. Bir sürü özellik sayıyorum. Bir sürü fikir anlatıyorum. Sonra bana sadece bir soru sordu.
“Tamam, peki Faz 1 ne olacak?”
İlk başta anlayamadım. Sonra düşündüm. Gerçekten de öyle. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışıyoruz. Belki de ilk soru şu olmalı. Bugün başlayabileceğim en küçük hâli ne? Çünkü Faz 1’in amacı mükemmel olmak yerine görevi başlamayı mümkün hâle getirmek. Sonrası zaten bir şekilde ikinci, üçüncü fazda devamı geliyor. Önce nicelik, sonra nitelik.
Ve bu her şey için geçerli, koşu için de böyle, İngilizcede öğrenme süreci için de böyle, hayatın birçok alanında böyle. Dolayısıyla bu hafta kendinize birkaç soru sormanızı istiyorum.
Ben bugün hangi imkanlara sahibim?
Ben gerçekten onları kullanıyor muyum yoksa sahip olmadığım şeyleri mi düşünüyorum?
Benim X bir gelişim sürecim için Birinci Faz’ım ne? Bugün başlayabileceğim en küçük ama sürdürebileceğim adım ne?
Çünkü gelişim bana göre büyük sıçramalarla başlamıyor. Küçük ama sürdürülebilir adımlarla başlıyor ve o adımlar tekrar ettikçe bir yapı oluşuyor. O yapı zamanla kapasiteye dönüşüyor. Kapasite arttıkça da dün bize zor gelen şeyler normalleşmeye başlıyor. İşte bence konfor alanının içinde büyümek tam olarak bu.

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.