Her derginin bir ömrü vardır. Ömrünü tamamlayınca sahneden çekilir. 30 Ekim 2007’de başladığımız yayın hayatımızı sonlandırıyoruz. Geri dönüşsüz ve kesin bir elveda bu. Bugüne dek Parşömen’e emeği geçmiş olan herkese bin teşekkür. Sevgimle… Onur Çalı Teşekkürler yazısı ilk önce Parşömen üzerinde ortaya çıktı.
Gönderen: Enis Batur’u okuyorum, on üç yıl sonra yeniden. Bu kez aradan geçen süreyi net olarak verebiliyorum, çünkü hatırlıyorum: IELTS sınavı için İstanbul’a gitmiştim. Birkaç kitabevi seferi de yapmıştım tabii, dönüş yolunda yanımdaki kitaplar arasındaydı Gönderen, oradan biliyorum (aldığım kitapların ilk sayfasına tarih yazma alışkanlığını hâlâ edinebilmiş değilim.) Hemen otobüste başlamıştım…
Yeterince parası olsa benim kaldığım otelin köşesindeki coffee shop’ta takılırdı. Esrarlı cigaralarla kafayı bulup saatlerce orada oyalanırdı. İçerideki minderlerden, geniş koltuklardan, loş ışıktan, duvardaki büyük ekran televizyondan, tatlılardan, tropikal meyvelerden yapılan içeceklerin tadından uzun uzun söz etti. Mango, çarkıfelek meyvesi, ananas ve Hindistan cevizli buzlu içeceklerin sıcak…
1 Mayıs 2026 Kiraz Meselesi Selim(ölünün adı)yirmi beş kuruşa on dört saat dayanamadı.Elli kuruş ve on saat, dedi.Öteki işçiler de aynı fikirdeydiler.Derin, felsefi bir fikir değil elbet.Fakat tehlikeli bir fikir. Memleketimden İnsan Manzaları’nı okuyorum. Adını bundan fazla hak eden bir kitap var mıdır acaba? Ne ararsanız var: İşçiler, mahkûmlar, jandarmalar, köylüler, sinsi politikacılar,…
Öykümü değerlendiren eleştirmenin “anlatma, göster” ilkesini anımsatarak beni uyarması şaşırtıcıydı. Bu “ilke”den elbette haberdardım ancak öykünün ne konusunu ne de anlatıcısını “göstermeye” uygun bulduğum için bu yolu kasten seçmiştim. Tercihimin bir “eksiklik” görülmesiydi şaşkınlığımın nedeni. Yine de, eleştirmenin “göster” dediği şeyi, edebiyatta yalnızca bir tür görsel şölen olarak…
Dikkat: Yazı, bahsi geçen filmlerle ilgili bazı sürprizleri açık etmektedir. 11 Nisan 2026 Made in EU (Stephan Komandarev, Bulgaristan, 2025) Yönetmen, Blaga’nın Dersleri ile başladığı toplumsal çürüme anlatısını, bu filmle bir üst perdeye taşıyor. Film sadece bir COVID-19 hikâyesi değil; küresel kapitalizmin, sınıfsal körlüğün ve toplumsal linç kültürünün neşter altına yatırıldığı sert bir sistem…
Kimse kimsenin hikâyesini bilmiyor, herkes bir rolün içinde. Ben de burada yazan adam rolündeyim. Sert cümleler kuran, gördüğü şeylerin içinden büyük yargılar çıkaran bir yazar. Arkama yaslandığımda ise gözlerini denize dikmiş, klimanın altında serinlemeye çalışan bir bedenim sadece. Etrafımdaki kalabalığın içinde hiçbir cümle kesin, hiçbir hüküm tamamlanmış değil. Yazdıklarımın sertliği burada…
Daha üstünde fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu olan bir şiir kitabı Cennet Düştü Cebimden. Daha kitabın kapağını açmadan şiir kitabının ismi insanı metafizik bir sorgulamaya sürüklüyor. Bu sorgulama hem bireysel hem de kolektif kaybı işaret ederken insanın kutsal olanının nesnelleşmesi hele gündelikten kaybetmesi günümüz insanına hiç de yabancı gelmiyor. Ancak bu şiirleri yazan Ahmet Antmen, […]…
“Oyun Değil” yasın, geride kalanların ve görünmeyen hayatların izini süren, öyküler arasında kurduğu geçişlerle bütünlüklü bir anlatıya dönüşen bir kitap. Ayla Burçin Kahraman ile bu katmanlı yapıyı, öyküler arasındaki görünmez bağları ve kitabın iç ritmini konuştuk. Didem Kazan Sol Oyun Değil’de yası sadece bir duygu gibi değil, neredeyse bir mekân gibi işliyorsunuz. Yasın gerçekte de […] Ayla…
Asmaa Azaizeh, Filistinli şair ve yazar olarak çağdaş Arap edebiyatının önemli seslerinden biridir. 1985 yılında Celile’de doğan Azaizeh, şiirlerinde sürgün, kimlik, kadın deneyimi ve hafıza temalarını güçlü ve lirik bir dille işler. 2010 yılında ilk şiir kitabı Liwa ile Abdülmuhsin el-Kattan Vakfı’nın İlk Kitap Ödülü’nü kazanmıştır. 2015 yılında Beni Lodlu Bir Kadın Doğurdu, 2019 yılında […]…