RSS Amplifier

RÖPORTAJ · Aug 6, 2026

Hakim Yazar Aydın Çolak ile Haftanın Röportajı: Dijital Dünyada Vicdan Mümkün mü?

0
Sign in to vote or save

https://www.mygazete.com

Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hakim ve Yazar Aydın Çolak  'Dijital Vicdan' üzerine harika bir kitap kaleme aldı.  

'Sanal vicdan "Dolunay" ve Sanal vicdan "2 numara" olarak iki kitaptan oluşan Sanal Vicdan serisi kitap tutkunları ve okurların büyük ilgisini gördü 

Hakim Aydın Çolak hukukçu kimliğini kurguya taşıyabilen az sayıdaki isimlerden biri ve bunu, meslek hatırası yazmak yerine, dijitalleşen dünyada vicdan mefhumunu sorgulayan bir seriyle yapıyor.

Türk Dil Kurumu Dijital Vicdan kavramını genel ağ sayfasından halk oylamasına sundu ve 2025 Yılının Kelimesi/Kavramı seçildi. Bu kavram, günlük dilimizin, tartışmalarımızın hatta kendimizi anlatma biçimimizin bir parçası olmak üzereyken aslında bir romanın sayfalarında sessizce yaşıyordu.

Kitap Perseus Yayınevi  tarafından basıldı. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyoruz. Kitabı nerelerden temin edebileceğinizi röportaj sonundaki görselden bulabilirsiniz. 

İşte Hakim ve Yazar Aydın Çolak ile Dijital Vicdan kitabı üzerine gerçekleştirdiğimiz röportaj

Sayın Başkanım Aydın Çolak, hukukçu kimliğiniz herkesçe biliniyor; yazarlık tarafınız ne zaman ve nasıl başladı?

Ben de bu söyleşi için sizlere teşekkür ederek başlamak istiyorum sözlerime. Her hâkim-savcı aslında mesleğin ilk gününden itibaren yazardır. Verdiğimiz her kararın gerekçeli olması gereklidir. Doyurucu bir gerekçe yazmak için de biraz yazarlık gerekir. Mesleğe başlayalı 20 yılı geçti, hep ceza hâkimliği yaptım. Binlerce gerekçe yazdım. Başkaları tarafından yazılmış binlerce gerekçeli karar gördüm/okudum. Çocukluğumdan itibaren okumayı severdim. Lise döneminde kompozisyon yarışmasına katılma, üniversite yıllarında şiir yazma gibi amatör çalışmalarım da oldu. Geriye dönüp baktığımda yazarlığın hayatıma sonradan girmediğini, farklı biçimlerde hep orada olduğunu görüyorum.

İlk kez “Ben yazmalıyım,” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?

6 yıl kadar önce ne kadar çok karar verirsem vereyim ne kadar güzel gerekçe yazarsam yazayım davanın tarafları dışında, kararlarımı hatırlayan olmayacağı düşüncesi oluştu. Çocuklarıma ve benden sonraya bırakılabilecek en güzel hatıranın bir kitap olacağına kanaat getirdim. Hatırat türü yazılan eserler çok tanınmış biri değilseniz kendi aile çevreniz dışına çıkamıyor, onun için küçük hikâyeler yazayım dedim. Tabii bu fikir hemen hayata geçmedi. “Yazamam”, “25 yıllık mesleki geçmişin üzerine yazacağım bir yazı okuyanlarda çok sığ görünürse mahcup olurum,” gibi tedirginlikler de vardı tabii. 2023 yılı ortalarında ilk hikâyeyi yazmaya başladım. 3-4 sayfadan fazla yazamam diyordum, yazmaya başlayınca hikâye uzadı. Uzadıkça ve yazmaktan keyif aldıkça “Neden bir roman olmasın ki?” dedim ve 2023 yılı Ekim ayında başladım romana.

Yoğun bir yargı görevinin yanında yazmak için nasıl bir çalışma düzeni kuruyorsunuz?

Evet gerçekten yoğun bir çalışma tempomuz var. Mesai içerisinde boş vakit bulmak mümkün değil. O nedenle akşamları televizyon izlemek yerine, hafta sonları gezmek yerine yazmaya vakit ayırarak bazen de ailemle geçireceğim zamandan fedakârlık yaparak yazabildim iki kitabı.

Yazmak sizin için mesleğin ağırlığından uzaklaşma alanı mı, yoksa o ağırlığı anlamlandırma biçimi mi?

Çok güzel bir soru. Tam olarak “mesleğin ağırlığından uzaklaşma” diyebiliriz. Az önce bahsettiğim gibi meslek hayatımın tamamı Ceza Hâkimi olarak geçti. Hep suç gördüm, ceza verdim, bu da ister istemez insanı kasvete sürüklüyor. Yazarken hâkim cübbesini bir süreliğine çıkarıp hayata başka bir pencereden bakabilmenin tadına vardım.

Sanal Vicdan serisinin fikri nasıl doğdu? Bir hikâyesi var mı?

Önce “Sanal Vicdan” isminin ortaya çıkışından bahsedeyim. İlk romanı yazıp bitirince isim aramaya giriştim. O süreçte fikirlerine çok değer verdiğim, roman taslağını ilk okuyanlardan olan Hakimler ve Savcılar Kurulu üyesi Dr. Seyfi Han dostum “sanal vicdan” ismi konusunda çok katkı sundu. Bu isim herkeste kabul gördü. İlk kitabın ön sözünde de belirttiğim üzere benim birden fazla kitap yazmak gibi bir hedefim yoktu. Sadece “hayata bir hatıra bırakma” niyetiyle romanımı yazıp bırakacaktım. Roman piyasaya çıktı, okuyanların çoğu hikâyenin sonunun biraz havada kaldığını, Hâkim Cihat’ın böyle bir finali hak etmediğini dillendirince ikinci kitabı yazmak gerekti. İlk kitap “Sanal Vicdan” adıyla çıktı, 1. baskısı tükenince yayınevi değişikliği yaptık. Yayınevi değişikliği ile 2. baskıyı hem kapak tasarımı hem isim olarak biraz yeniledik ve Sanal Vicdan-Dolunay olarak çıkarttık. 2. kitabı da hem serinin 2. kitabı olduğuna işaret etmesi için hem de ana karakter “2 Numara” olduğu için Sanal Vicdan - 2 Numara adıyla çıkartmış olduk.

Seriyi hiç okumamış biri için kitapların dünyasını ve ana çatışmasını nasıl anlatırsınız? Ne beklemeli okur?

Sanal vicdan serisi sadece hukuk veya sadece polisiye türü değil. Suç, ceza, teknoloji var romanlarda ama asıl mesele insan. Yapay zekâ, dijital sistemler hayatımızın merkezinde artık. Yapay zekâ geliştikçe insanın ya da vicdanın yerini alabilir mi? Birçok işimizi yapay zekaya teslim ettik ama vicdanımızı da yapay zekaya teslim edecek miyiz? Bu soruya cevap arıyor roman serisi. Okuyucunun, teknolojiye her şeyimizi teslim etmişken “Gerçekten karar veren kim, biz miyiz yapay zekâ mı?” sorusunu kendisine sormasını istedim.

Hâkim Cihat nasıl bir karakter ve neden hikâyenin merkezine onu yerleştirdiniz?

Hâkim Cihat hatalarıyla, hevesleriyle sıradan bir insan, kusursuz bir kahraman değil. Mesleğine bağlı, hukukun üstünlüğüne inanan ama aynı zamanda teknolojiyi heyecanla takip eden biri. Yapay zekâyı önce büyük bir fırsat olarak görüyor; zamanla onun insan iradesini tehdit edebilecek yönleriyle yüzleşiyor. Aslında Hâkim Cihat'ın yaşadığı değişim, hepimizin yaşayabileceği dönüşümün bir yansıması.

Kurgunuzun merkezinde yer alan “dijital vicdan” kavramı, 2025 yılında TDK tarafından yılın kavramı seçildi. Bir hâkim ve yazar olarak sizin kurgunuzdan çıkıp TDK eliyle dilin resmî bir parçası hâline gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim gibi amatör bir yazar için büyük bir mutluluk bu. Roman için kurguladığımız kavramın gündelik hayata taşınması ve sonunda Türk Dil Kurumu tarafından yılın kavramı olarak seçilmesi gerçekten keyif verici. Eğer bu kavram insanların teknolojiye biraz daha sorgulayıcı bakmasına katkı sağlıyorsa ne mutlu bana.

Kitaplarınızdaki davaların bir kısmının gerçek olaylardan beslendiğini biliyoruz. Meslek hayatınızda tanık olduğunuz bir vakayı kurguya dönüştürürken hukukçu kimliğiniz, hangi noktada size “dur” diyor?

Birincisi, kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliği. Gerçek kişiler asla teşhis edilebilir şekilde romana girmemeli. Bu amaçla olayların geçtiği yerleri bile somutlaştırmadım. İkincisi ise, adalet duygusu. Gerçek olayları birebir aktarmak yerine onların insanda bıraktığı duyguyu ve ortaya çıkardığı ahlaki soruları kurguya taşımaya çalıştım. Hâkim olarak dosyalar, bana olayları veriyor; ben ise, yazar olarak olayların insan ruhunda bıraktığı izi anlatmaya çalışıyorum.

Yapay zekâyı yargıca yardımcı bir araç olarak görüyorsunuz fakat seride tam tersi bir tehdide dönüşüyor. Bu bilinçli tercihin arkasında ne var? Kurgusal bir uyarı mı, yoksa mesleğinizde gördüğünüz bir eğilimin yansıması mı?

Yapay zekâyı hiçbir zaman düşman olarak görmedim. Tam tersine, hukukta da hayatın bir çok alanında da büyük kolaylık sağlayacağına inanıyorum. Ancak her güçlü teknolojide olduğu gibi onun da denetlenmediğinde oluşturabileceği riskleri görmezden gelemeyiz. Romanlarımın yapmaya çalıştığı şey teknoloji karşıtlığı değil; teknolojiye sınırsız teslimiyetin doğurabileceği sonuçları tartışmak. Kurgu bazen geleceğe dair bir uyarı levhası işlevi görür. Benim yapmaya çalıştığım da biraz bu.

İlk kitapta Hâkim Cihat'ın yapay zekâya hayranlığı ve merakı merkezdeyken serinin devamında bir çiple kontrol altına alındığı düşüncesini merkeze koyuyorsunuz. Ana karakter için biçtiğiniz bu sert dönüşümü, bir de hukukçu kimliğiniz üzerinden dinlemek isteriz…

İlk kitapta Hâkim Cihat, teknolojiyi kontrol ettiğini düşünüyor. Yapay zekâ ile birleşecek insan beyninin mükemmel insanı oluşturacağına inanıyor. İkinci kitapta ise, teknolojinin insanı kontrol edebileceği ihtimaliyle yüzleşiyor. Hukukçu olarak biliyorum ki özgür irade, ceza hukukunun temelidir. Eğer insanın iradesi ortadan kalkarsa sorumluluk kavramı da tartışmalı hâle gelir. Bu yüzden çip meselesi aslında bilim-kurgu unsuru olmanın ötesinde özgür irade tartışmasının sembolü. İlerleyen süreçte yapay zekanın tek başına veya insanla birleşerek suç işlemesi durumunda cezai sorumluluğun kime ait olacağı sorusu karşımıza çıkacak diye düşünüyorum.

Hâkim Cihat'ı iki kitap boyunca aynı sesle tutmak için neye dikkat ettiniz; zamanla kendinizle arasına koyduğunuz mesafe değişti mi?

Hâkim Cihat'ın benden parçalar taşıdığı muhakkak ama sadece ben olmasın diye bazısı gerçek hayattan bazısı kurgu olacak şekilde eklemeler var üzerinde. Cihat’ın meslektaş olmaktan öteye benimle özdeşleşmesini istemedim. Belki şöyle bir süreç gelişmiş olabilir: İlk kitabın ardından okurlardan gelen yorumlar, karakteri geliştirmiş olabilir. İlk romanda Cihat’ı daha çok ben yönlendirirken ikinci romanda karakterin kendi iç mantığı ve önceki kitapta yaşadıkları, okuyucunun Cihat’tan beklediği davranış modelleri bazı sahnelerin yönünü belirlemiş olabilir.

Hukuk temalı Türk romanı denince akla gelen çok az isim var. Bu boşluğu doldururken kimden etkilendiniz, hangi yazarları örnek aldınız?

Hukuk temalı eserlerin azlığı benim de dikkatimi çeken bir husus. Bu eksikliği giderme çabasıyla yola çıkmadım. Genel olarak okumayı seviyorum. Dosyalardan bunaldığım zamanlarda kafamı boşaltmak için Ömer Seyfettin’in ilk okul çağında okudığım hikâyelerini tekrar tekrar okuduğum olmuştur. İskender Pala’nın romanlarını çıktığı an alırım. Her okuyucunun tercihi elbet farklıdır ama kendi adıma çok uzun romanları kesintisiz okumak zor oluyordu, karakter sayısı fazla olan romanların olay örgüsünü kaybetmeden okumak beni zorluyordu. “Ben olsam burayı şöyle kurgulardım,” dediğim noktalar çoğalmaya başladıkça eleştirmek en kolayı, eleştirip bırakmak yerine kendim yapayım diyerek yola çıktım. Kurgu anlayışı ve anlatının akıcılığı bakımından en çok İskender Pala’nın eserlerinden etkilendiğimi söyleyebilirim.

Bugün yeniden ilk kitabı yazacak olsanız değiştireceğiniz bir bölüm olur muydu?

Olmazdı. İlk kitapta Nisa, “İnsanı insan yapan zaten eksiklikleri, zaafları, hataları değil midir?” demişti. Tam da Nisa’nın dediği gibi o roman da hatasıyla eksiği ile eleştirilecek yönleri ile benim ilk hevesim, benden sonraya hatıra bırakmak için çıktığım yoldaki ilk durağım. O nedenle hiçbir bölümünü değiştirmezdim.

Sanal Vicdan serisinin üçüncü kitabı olacak mı? Okurları nasıl bir gelecek bekledi?

Bence serinin 3. kitabı olmamalı. Tekrara düşmemek adına, kolaya kaçmamak adına, tadında bırakmak adına olmamalı. Serinin 3. kitabının olmaması başka bir hikâye yazılmayacağı anlamına da gelmesin tabii ki. Yani Sanal Vicdan serisinde olmasa da 3. bir roman neden olmasın?

MYGazete.com ailesi olarak Aydın Çolak başkanımıza kıymetli vaktini ayrırarak sorularımızı cevapladığı için teşekkür ediyoruz.  Röportajı gerçekleştiren  https://www.451atolye.com editörlerine de ayrıca teşekkürü borç biliriz.  Kitabın okuru bol olsun...

Kitabı nereden temin edebilirim? İşte sorunun cevabı bu görselde

Read the original on mygazete.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.