RSS Amplifier

Kayseri Gündem Gazetesi · Jun 30, 2026

Bir Hafta Bir Yazar: Hikmet SARI

0
Sign in to vote or save

Kayseri Gündem · Kayseri Gündem

Hikmet Hocam, önce sizleri tanıyabilir miyiz?

Hayat hikâyem, ilmin fatihası sayılan bereketli bir coğrafyada, 1970 yılının Ağrı’sında başladı. Günün her saati İslami bir gayretin ve fikri hareketliliğin nabzının attığı bir iklimde büyümek, ruhumun ilk harcını kardı. Henüz yedi yaşındayken kelamın asıl membaına, Kur'an-ı Kerim’e, fıkhın adaletine ve kadim Arapça usulünün o derin estetiğine ram oldum. İlerleyen yıllarda hususi müderrislerin rehberliğinde; aklın sınırlarını fıkıhla, kalbin itminanını kelamla, düşüncenin nizamını ise mantık ilmiyle yoğurdum. İmam Hatip yıllarım, dert sahibi, idealist hocaların kanatları altında adeta bir ilim ve fikir şöleni gibi geçti. Okuduk, dertlendik ve yetiştik...

Bu birikimle, ömrümü cemiyete hadim kılmak adına İslami faaliyetlerin tam merkezinde saf tuttuk. Elbette hakikat yolculuğu dikensiz değildir; bu süreçte yolumuza çıkan zorluklar ve imtihanlar, ruhumuzu pişiren birer pota oldu. Bugün geriye dönüp baktığımda; ilimle başlayan, mücadeleyle harmanlanan ve imtihanlarla süzülen bu ömrün kelama bürünmüş hali, sizlerin huzuruna çıkan Sükûtun Dili’dir. Zira insan en çok sustuklarından inşa edilir.

Yazma serüveniniz nasıl başladı? Yazma isteğiniz ve yeteneğinizin oluşmasında kimlerin katkı ve yönlendirmeleri oldu?

Yazmak, her şeyden önce bir birikmenin ve ardından gelen taşmanın neticesidir. Benim yazma serüvenim de tam olarak böyle bir iklimde, okumanın ve fikrin adeta bir nefes gibi alınıp verildiği bir coğrafyada başladı. Gençlik yıllarımın geçtiği dönemde, çevremizde muazzam bir kitap ve okuma kültürü vardı. Hatta o dönem entelektüel sahada sol camianın kitapla kurduğu aktif bağ, bizler için de ufuk açıcı bir rekabet ve kamçılayıcı bir unsur olmuştu.

Fikrin meydan okuduğu o yıllarda, bizim dünyamıza yön veren, ruhumuzu kelimelerle emziren asıl memba ise İslami uyanışın kalbi sayılan dergiler ve yayınevleri oldu. İnsan Dergisi, Yeni Yeryüzü, İktibas, Değişim Dergisi ve Selam Gazetesi gibi yayınlar, sadece sayfalarından ibaret değildi; her biri bizim için birer mektep, birer tefekkür kalesiydi. O dergilerin etrafında oluşan sarsılmaz halkalar ve entelektüel çevre, içimdeki yazma iştiyakını uyandıran ilk kıvılcım oldu. Kelimelerin gücünü keşfettikçe, o dönemin heyecanıyla çeşitli dergilerde şiirlerimiz ve yazılarımız neşredilmeye başladı. Sükûtun Dili'ne giden o uzun yolun ilk taşları, işte o dergi sayfalarında, fikri kavgaların ve kalbi arayışların ortasında döşendi. Bendeki yazma yeteneğini geliştiren şey, o dönemin adanmış dergileri ve o dergilerin arkasındaki o dertli, entelektüel kadroların ruhudur.

Hikmet Hocam, yazma tutkusu olan, yazar olma hayalleri taşıyan her yaştaki insanlara neler tavsiye edersiniz?

Yazmak, her şeyden önce kalbi bir dert, zihni bir nöbettir. Hangi yaşta olursa olsun, içinde yazma istidadı ve iştiyakı taşıyan herkese ilk ve en temel tavsiyem şudur: Akıtacak bir sözünüzün olması için, önce dolmanız gerekir. Yazmak, muazzam bir okuma ve biriktirme sürecinin tabii bir neticesidir. Tıpkı benim çocukluğumda ve gençliğimde ilim meclislerinde, o dönemin efsanevi dergi halkalarında yaşadığım gibi; insan önce kelimelerin dünyasında kaybolmalı ki, sonra kendi kelimeleriyle bir yol bulabilsin.

İkinci olarak, yazmak bir usul ve disiplin işidir. Bizler rahle-i tedriste mantık, fıkıh ve kelam okurken sadece bilgi kuşanmadık; düşüncenin nizamını öğrendik. Yazmak isteyen dostlarımız da sadece hisleriyle değil, akıl ve mantık mizanıyla hareket etmelidir. Rastgele değil, bir usul dairesinde okumalı, zihinlerini nitelikli fikirlerle beslemelidirler. Hayatın önümüze çıkardığı zorlukları, çetin imtihanları birer yük değil, ruhu pişiren ve kalemi derinleştiren birer "mürekkep" olarak görmelidirler. Unutulmamalıdır ki, dert bitmeden derman, imtihan bitmeden kelam demlenmez.

Son olarak, her yaştan kalem severe tavsiyem; sükûtun sesini dinlemeyi öğrenmeleridir. Günümüzün o gürültülü, insanı hızla tüketen dijital çağında, kelimelerin haysiyetini korumak ancak derin bir tefekkürle mümkündür. İnsan en çok sustuklarından, o sükût anlarında biriktirdiklerinden inşa edilir. Yazmak, o gürültünün içinde asil bir duruş sergilemektir. Kalemi ellerine aldıklarında acele etmesinler; sözü kalplerinde büyütsünler, demlendirsinler. Zira ancak sükûtla yoğrulan ve kalpten süzülen bir söz, başka kalplerde kalıcı bir yankı bulabilir.

Kitaplarınızın veya eserlerinizin isimlerini öğrenebilir miyiz?

Eser kavramı benim dünyamda sadece matbaadan çıkmış, iki kapak arasına sıkıştırılmış kağıt sayfalarından ibaret değildir. İnsana dokunan, zihni inşa eden ve geride hoş bir seda bırakan her salih ameli birer "yaşayan eser" olarak kabul ederim.

Bu manada, her gün soluklandığımız ve insanımızla buluştuğumuz YouTube sayfamızdaki tefsir derslerimizi, kelamın en yücesine hadim kılmaya çalıştığımız en büyük ve en canlı eserimiz olarak görüyorum. O dersler, her gün yeniden yazılan, kalpten kalbe köprüler kuran satırsız kitaplarımızdır. Bunun yanı sıra, her günün nabzını tuttuğumuz; eğitimi, kültürü, sanatı ve estetiği kadim değerlerimizin mizanıyla değerlendirdiğimiz makale tarzındaki yazılarımızı da dijital dünyanın gürültüsünde birer tefekkür vahası olarak Facebook sayfamızda okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Geleceğe miras kalacak somut kitap projelerimize gelince... Şu an masamızda üzerinde titizlikle çalıştığımız, fikir dünyamızı, birikimimizi ve dertlerimizi damıttığımız çeşitli dosya çalışmalarımız mevcuttur. Onların isimlerini şimdilik sükûtun örtüsü altında, kalbimizde demlendirmeye bırakıyoruz. Zira biliriz ki her sözün bir vakti, her tohumun çatlayacağı bir toprak vardır. Vakit demlendiğinde, o dosyalar da birer kitaba bürünerek inşallah gün yüzüne çıkacak ve okuyucusuyla buluşacaktır. Bugün huzurunuzda olan Sükûtun Dili ise, o büyük yürüyüşün ve deryanın ilk mütevazı habercisidir.

Yazarlık serüveninizde unutamadığınız bir hatıranızı paylaşabilir misiniz?

Yazmak, her şeyden önce yaşamak ve o yaşanmışlıkların potasında eriyip sabırla demlenmektir. Benim yazarlık serüvenimde, kalemi elime her alışıma yön veren, zihnimden ve kalbimden asla silinmeyen bir dönem ve o dönemin ruhu vardır.

Gençlik yıllarımda, haysiyetli bir davanın ve fikrin peşinde, adanmış dergilerin etrafında kenetlendiğimiz o hareketli günlerdeydi... İnandığımız değerleri cemiyete taşımak, insanımızın zihnine bir nebze de olsa ilim ve irfan tohumları ekebilmek için her türlü zorluğu göğüslüyor, çetin imtihanlardan geçiyorduk. O dönemde, büyük fedakarlıklarla çıkardığımız dergilerimizin ve yazdığımız yazıların, baskılarla, engellerle ve fırtınalarla sınandığı, kelamın adeta ateşten bir gömlek olduğu bir süreç yaşadık.

Bir gün, o fırtınalı günlerin tam ortasında, yolumuzun çetin imtihanlarla kesiştiği ve insani olarak kelimelerin tükendiğini hissettiğim çok zor bir an gelmişti. İçimden bir ses, "Artık durmalı mıyım, bunca emeğin ve mücadelenin ardından söz bitti mi?" diye soruyordu. İşte tam o çaresizlik ve derin hüzün anında, daha önce kaleme aldığım bir yazı vesilesiyle yollarımızın kesiştiği genç bir kardeşim çıkageldi. Gözlerinde o güne kadar görmediğim bir umut ve kararlılıkla elimi tuttu ve bana bir dergi sayfasında yayınlanan o eski yazımı hatırlatarak, "Hocam, fırtına ne kadar sert eserse essin, toprak altındaki tohumun toprağı çatlatıp güneşe yürümesini hiçbir şey engelleyemez. Biz sizden susmayı değil, sükûtun içinde deryalar büyütmeyi öğrendik," dedi.

O gencin gözlerindeki o ışık ve kalbindeki o sarsılmaz inanç, benim içimdeki bütün tereddütleri bir anda eritti. O gün anladım ki; yazdığımız tek bir satır, bir gencin kalbinde koca bir medeniyetin meşalesini yakabiliyormuş. Ve yine o gün anladım ki, insan en çaresiz kaldığı, kelimelerin bittiğini sandığı o en çetin imtihan anlarında aslında en büyük eserini veriyormuş: Kendini inşa ediyormuş.

İşte o gün, zihnimdeki gürültüleri susturup, kalbimin en derin odasına çekildim. O zorluklar, o çetin imtihanlar karşısında başımı öne eğip Rabbime sığındığım o derin, vakur ve asil duruş, yıllar sonra elinizde tuttuğunuz bu kitabın harcını kardı. Sükûtun Dili, işte o fırtınalı günlerde pes etmeyen, zorlukları mürekkep yapıp kalbe sığınan o sabrın ve o ihlaslı hatıraların bir meyvesidir.

Günümüzün bu gürültülü ve telaşlı çağında, Sükûtun Dili’ni dinlemeye vakit ayıran, satırlarımızın arkasındaki dertle dertlenen tüm okurlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. İlimle başlayan, mücadeleyle harmanlanan ve sükûtla demlenen bu yolculukta, bu sayfalardan kalplerinize uzanan kelimelerimizin hayırlı bir yankı bulmasını diler, tüm okurları muhabbetle ve hürmetle selamlarım.

Hikmet Hocam, bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Mustafa kardeşim, ben teşekkür eder, iyi okumalar dilerim.

Read the original on kayserigundem.com.tr

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.