RSS Amplifier

Hüseyin’s Substack · Aug 13, 2026

Türkiye dört bir yandan ABD cenderesinde

0
Sign in to vote or save

Hüseyin Vodinalı · Hüseyin’s Substack

NATO Zirvesi sonrası yaşanan gelişmeleri yan yana koyduğumuzda, başta iç istikrar ve Doğu Akdeniz olmak üzere Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik tablo ortaya çıkıyor.

Zirvenin hemen ardından ABD’nin Türkiye’nin jeopolitik hassasiyetleri üzerindeki baskıcı hamlelerini görüyoruz.

23 Temmuz’da ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinden Doğu Akdeniz Geçiş Kapısı Yasası geçti.

Bu yasa, Doğu Akdeniz’i Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)’in Avrupa’ya açılan stratejik kapısı olarak kabul ederken, Akdeniz denizaltı elektrik bağlantı projesini (GSI) ise bölgenin kritik enerji altyapısı olarak görüyor.

İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin içinde bulunduğu proje, Türk deniz yetki alanlarıyla, yani Mavi Vatan ile doğrudan ilişkiliyken, ABD Kongresi tarafından daha geniş bir Amerikan jeopolitik mimarisinin içine yerleştiriliyor.

Diğer yandan Fransız altyapı yatırım devi Meridiam’ın 5 Ağustos tarihinde GSI projesine %66 çoğunluk hissesini satın alarak girmesi ise şüphesiz Türkiye üzerindeki baskıları artıracaktır.

6 Ağustos tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığının Kongre’ye yaptığı resmî bildirimle, Türkiye envanterindeki ATACMS füzeleri dahil eski ABD menşeli silahların Ukrayna’ya kalıcı transferine ilişkin süreç ortaya çıktı.

Her ne kadar ABD kayıtlarında, Türkiye’nin Karadeniz/Rusya dengesini doğrudan ilgilendiren hassas projenin Türk Dışişleri tarafından başlatıldığı yer alsa da şu ana kadar Dışişleri Bakanlığımızın bu konuda bir açıklamasının olmayışı dikkat çekmektedir.

Bu dış gelişmeler yaşanırken 7 Ağustos tarihinde Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan arasında Mekke’de yeni bir ittifak anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma iktidar medyası tarafından her ne kadar İsrail’e karşı bir Sünni cephe şeklinde sunulsa da ABD’de Joe Wilson gibi Kongre üyeleri tarafından İran’ın yalnızlaştırılması ve çevrelenmesi bağlamında değerlendirildi.

Mısır ve İran bu yapının dışında kaldığı sürece bu algının devam etmesi kaçınılmazdır.

Bu anlaşmanın zamanlaması ayrıca dikkat çekicidir.

25 Mayıs 2026’da Trump, Türkiye dahil altı bölge ülkesinin İsrail’le normalleşmesini ve İbrahim Anlaşmalarına katılmalarını istemişti.

10 Ağustos günü, yani Sevr’in 106. yıldönümünde, Türkiye’nin üniter devlet yapısını ve milli bütünlüğünü doğrudan ilgilendiren “çerçeve yasa” Meclis’ten geçti.

ABD ve AB yanlısı çevreler ile Büyük Kürdistan hedefini destekleyen çevreler bu yasayı memnuniyetle karşıladı.

Kamuoyunun ciddi bir bölümünde ise bu yeni düzenleme, PKK’ya yönelik bir af yasasının başlangıcı olarak algılanırken, bazı FETÖ çevrelerinden de benzer bir hukuki düzenlemenin kendileri için yapılması yönünde talepler gelmeye başladı.

Bu süreçte ülkemizde sömürge valisi gibi hareket eden ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın yaklaşımı da dikkatle okunmalıdır.

Barrack, Türkiye’deki Kürt meselesi ile Suriye’deki SDG/YPG meselesini daha geniş bir bölgesel siyasi düzenlemenin parçaları olarak ele alıyor.

Özellikle Suriye’de Kürtlerin merkezi devlet yapısına entegrasyonunu vatandaşlık, kültürel haklar ve siyasi katılım üzerinden tarif ediyor.

Bu yaklaşım, Türkiye’de yürütülen silah bırakma ve hukuki entegrasyon süreciyle paralel bir çerçeve oluşturuyor.

ABD açısından Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’nin de benzer bir bölgesel dönüşüm sürecine sokulması son derece önemlidir.

ABD, İsrail’in güvenliği için, asla Büyük Kürdistan projesinden vaz geçmez.

11 Ağustos tarihinde ABD Kongresi, Akdeniz’de Türkiye’nin kıta sahanlığına ilişkin itirazları nedeniyle ilerleyemeyen Akdeniz elektrik projesi GSI konusunda, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu (DFC) üzerinden doğrudan devreye girdi.

ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Brad Schneider ve Gus Bilirakis öncülüğündeki Kongre grubu, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu (DFC) Başkanı Ben Black’a başvurarak GSI projesinin ABD tarafından önceliklendirilmesini istedi.

ABD, 2019’da kurulan ve Türkiye’yi dışlayan Doğu Akdeniz Gaz Forumun’da (EMGF) gözlemcidir.

ABD, Yunanistan–GKRY–İsrail 3+1 Akdeniz Deniz Güvenlik mekanizmasının içindedir.

8 Haziran 2026’da ABD, Yunanistan, İsrail ve GKRY ile Doğu Akdeniz Enerji Merkezi girişimini ilan etmiştir.

Şimdi bu zincire Doğu Akdeniz Geçiş Kapısı Yasası, IMEC ve GSI–DFC bağlantısı eklenmektedir.

Dolayısıyla Türkiye’nin Mavi Vatan hassasiyetleri açısından giderek büyüyen ve kurumsallaşan bir Amerikan müdahale zincirinden söz etmek mümkündür.

ABD ve vasalı Yunanistan’ın stratejisi, Türkiye ile ihtilaflı alanlardaki enerji ve altyapı projelerine mümkün olduğunca fazla güçlü devlet, şirket ve sermayeyi bağlamaktır.

Böylece yarın Kaşot Kerpe açıklarında Türkiye bir araştırma veya kablo döşeme faaliyetine itiraz ettiğinde kriz yalnızca Ankara–Atina veya Ankara–GKRY uyuşmazlığı olarak sunulmayacaktır.

Türkiye’nin karşısına ABD Kongresi, Fransız sermayesi, AB enerji güvenliği, Amerikan stratejik çıkarları, IMEC ve Batılı enerji şirketleri çıkarılacaktır.

Sıralanan bu gelişmeleri birbirinden kopuk olarak değerlendirmemek gerekir.

NATO Zirvesi ve öncesinde ayrıca Türk siyasi ikliminde gerek iktidar gerekse muhalefet cephesinde ABD ve Trump’a aşırı güvenme durumu ortaya çıkmıştır.

ABD, her yönüyle gerileyen bir hegemonun kuralsızlığını ve seçici saldırganlığını temsil etmektedir.

Trump ise ülke genelinde desteklenme oranı %32’ye gerilemiş durumda olan bir liderdir.

Kasım ara seçimlerinde Kongreyi kaybetme ve hatta azledilme riski ile karşı karşıyadır.

Trump, Türk liderliğine mübalağalı iltifatlar sergilerken diğer yandan Amerikan siyasi mekanizması saldırganlığına devam etmektedir.

Pentagon, CENTCOM, Kongre ve Amerikan güvenlik bürokrasisinin gözünde Türkiye, çıkarlarına hizmet ettiği sürece kullanışlıdır.

O nedenle devlet başkanları seviyesinde yakınlık sürerken, aynı Washington’un Doğu Akdeniz’de Yunanistan–GKRY–İsrail eksenini güçlendirmesi gözden kaçırılmamalıdır.

Türkiye, NATO Zirvesi sonrası Karadeniz, Ege, Akdeniz, Levant ve Basra Körfezi üzerinden çok boyutlu jeopolitik bir cenderenin baskısı altına girmiştir.

İç cephemizin dağınıklığı ve başta finans krizi devam ettiği sürece cenderenin kapsamı ve şiddeti artacaktır.

ABD’ye verilen her taviz yeni jepolitik tavizlere kapı açacaktır.

Türkiye çok zor bir döneme gebedir.

Tek gücümüz tarihimizin geçmiş zor dönem örnekleri ve sosyo genetik kodlarımızın potansiyelidir.

Kaynak:

X avatar for @cemgurdeniznet

Cem GÜRDENİZ@cemgurdeniznet

NATO Zirvesi sonrası yaşanan gelişmeleri yan yana koyduğumuzda, başta iç istikrar ve Doğu Akdeniz olmak üzere Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik tablo ortaya çıkıyor. Zirvenin hemen ardından ABD’nin Türkiye’nin jeopolitik hassasiyetleri üzerindeki

12:41 PM · Aug 13, 2026 · 16.3K Views

64 Reposts · 219 Likes

No posts

Read the original on hseyinvodinal.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.