RSS Amplifier

Furkan'ın Anlam Arayışı · Mar 30, 2026

Ben Kimim?

0
Sign in to vote or save

Furkan Nargül · Furkan'ın Anlam Arayışı

“Ben kimim?” Kendime belki birçok kez sorduğum fakat doğru yanıtı alamadığım, hatta doğru bir yanıtı olmadığını düşündüğüm bir soru. Nitekim, bu tip felsefi sorular cevap almak için değil, anlamak için sorulmalı. Ben de kendimi anlamak adına bu soruyu tekrar soruyorum: Ben gerçekten kimim ve bu dünyaya gelmemin amacı nedir?

Bu soruyu cevaplamadan önce sizi ve kendimi biraz geçmişe götürmek istiyorum, lise günlüklerime… Günlüğüme verdiğim bir isim vardı: “adamım”. Muhtemelen, o zamanlar havalı bir hitap şekli olduğu için bu ismi seçmiştim. Gariptir ki, üniversiteden mezun olduktan sonra yine “adamım” diye başladığım bir blog yazımda bir gerçekle yüzleştim. Belli bir yaştan sonra, ki bu yaş iş bulup maddi bağımsızlığın kazanıldığı yaşlara tekabül ediyor, toplumun dayattığı “adam olmak” kavramından ne kadar rahatsız olduğumu fark ettim. Hayır, cinsiyetçi bir yerden yaklaşmıyorum. Sosyolojik bir olgu olan toplum baskısından bahsediyorum. Üniversiteyi bitirip bir iş bulduktan sonra etrafımızdaki insanların sıradan beklentileri başlıyor: askere gitmek, araba ve mümkünse bir ev sahibi olmak, evlenmek, çocuk yapmak, herkes gibi sıradan fakat güvenli bir hayat sürmek… Birçok insan için bu kalıpların dışına çıkmak çok zorken benim için bunların içine girmek imkansızdı. Kendi hikayemi kendi kalemimle yazmak için bu yaşa kadar en çok neyden keyif aldığımı düşünmeye başladım. Ve bu pek uzun sürmedi: yola çıkmak.

Hayatım boyunca bunaldıkça kendini yollara atan biri oldum. Belki de bu memur çocuğu olmanın getirdiği bir alışkanlıktır. 18 yaşıma kadar 4 farklı şehirde yaşayıp Türkiye’nin pek çok şehrini gördükten sonra üniversiteye başladığımda artık dünyayı keşfetmenin vakti gelmişti. Lisans hayatım boyunca üniversitenin sağladığı imkanlarla ABD’yi, Erasmus fırsatlarıyla da Avrupa’nın 14 farklı ülkesini görme şansı yakaladım. 5 yıllık Üniversite hayatımın neredeyse 1 senesi yurt dışında geçmişti. Üniversiteden sonra bu ülkelerden birinde yaşamak gibi bir hayale sahiptim fakat gerek çok yüksek olmayan akademik not ortalamam gerekse maddi durumlar buna pek müsaade etmedi. Bu durum birkaç sene içimde bir ukte olarak kalsa da sonunda bir farkındalık kazandım. Benim asıl hayalim yurt dışında yaşamak değildi, ki bir insanın böyle yüzeysel bir hayali olmamalıydı. Benim hayalim sıra dışı, farklı, (veya adına ne derseniz) normal olmayan bir hayat yaşamak; yani özel ve anlamlı bir hikayeye sahip olmaktı. Bunun için de yapmaktan en keyif aldığım şeylerden birine vaktimi ve enerjimi akıtmaya başladım: seyahat etmek. Yani yola çıkmak… Ancak bu şekilde anlamlı bir hayata sahip olabilecektim.

Bu düşünce tarzıyla geçirdiğim 1-2 yıl boyunca aynı heves ve heyecanla işimden vakit bulduğum kadarıyla görebildiğim kadar yer görmeye, anlayabildiğim kadar inanç ve kültür yapısına dokunmaya çalıştım. Artık üniversite zamanlarında keşfettiğim Batı dünyasını değil, bambaşka yaşam şekillerine sahip farklı coğrafyalara seyahat edecektim. İnsanların sosyal medya sebebiyle tiksindiği Hindistan, benim için Hinduizm gibi bambaşka bir inanç şeklini keşfettiğim bir yolculuğa dönüştü. İnsanların güvenli mi diye çekindiği Vietnam, benim için savaştan sonra küllerinden doğan bir toplumu gözlemlediğim bir yer haline geldi. Kısacası, gördüğüm her ülke bende “bana özel” bir anlam ifade etmeye başladı.

İçimde biriken bu hikayeler de zaten ara sıra düşünce ve gezi yazıları yazan ve yazmak için hep bir işaret bekleyen bende bir tür ilham perisi etkisi yarattı. Dünyayı keşfetme serüvenim kendimi keşfetme arzusunu daha da tetikledi ve içime daha çok dönmeye, kendimle geçirdiğim zamanı daha da arttırmaya başladım. İnsanın kendi tanıyabilmesi, gerçek düşüncelerini görebilmesi için yazmaya ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Bu alışkanlığı edinmek için çevresel faktörlerimi de ayarlamaya çalıştım. Mesela; sürekli aynı muhabbetleri ettiğim, goygoy yaptığım insanlarla görüşme sıklığımı azaltıp daha derinlikli ve benim “tabirimle hayat farkındalığı yüksek” insanların arayışına düştüm. Substack’e dahil olmam da bu çabanın bir sonucu diyebilirim.

Hayatımın bu evresinde, özellikle son zamanlarda Substack’te tanıdığım insanların da ilhamıyla, yıllardır içimde yanan o kıvılcımı harekete geçirmek için yazmayı rutinim haline getirmek istiyorum. Bu disiplinin hayatımın her noktasına sirayet edeceğine inanıyorum. Aksi takdirde, sonbaharda dökülen yapraklar gibi hayatın akışına savrulup gideceğim ve yıllar sonra kendimi hiç de istemediğim bir yerde bulacağım gibi hissediyorum.

İçimde yanan kıvılcımın peşinde yürümeye devam edeceğim çünkü biliyorum ki bu yol beni terbiye edecek.

Sevgilerimle…

No posts

Read the original on furkaninanlamarayisi.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.