Kilo vermeye karar verdiğimizde ilk işimiz genellikle tartıya çıkmaktır. Sağlık kontrolünde biz hekimler boy ve kiloyu birlikte değerlendirir; Bu değerlendirmeye Vücut Kitle İndeksi (VKİ) adı verilir.
VKİ, kilomuzun boyumuza göre normal, fazla ya da obezite aralığında olup olmadığını gösteren pratik bir ölçüdür. Uzun yıllardır kullanılıyor ve hâlâ değerli. Ancak önemli bir eksiği var: Vücudumuzdaki yağın nerede toplandığını göstermiyor.
Oysa söz konusu kalp ve damar sağlığı olduğunda, ne kadar yağımız olduğu kadar bu yağın vücudun hangi bölgesinde biriktiği de önem taşıyor.
Journal of the American College of Cardiology’de 2026 yılında yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırmada, 260 binden fazla yetişkinin verileri değerlendirildi. Johns Hopkins Üniversitesi öncülüğünde yürütülen çalışma, 15 büyük araştırma grubunun verilerini bir araya getiriyordu.
Araştırmaya başlangıçta koroner kalp hastalığı öyküsü bulunmayan kişiler dahil edildi. Araştırmacılar, bel çevresi ve bel-kalça oranı başlangıçta ölçüldükten sonra takip süresince ortaya çıkan yeni kalp-damar olaylarını inceledi.
Ortalama takip süresi 20 yıldı. Bu süre içinde ilk kez gelişen kalp krizi, inme, kalp yetersizliği, atriyal fibrilasyon ve koroner kalp hastalığının yanı sıra kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm ve tüm nedenlere bağlı ölüm dahil dokuz farklı sonuç değerlendirildi.
Sonuçlar, bel çevresi ve bel-kalça oranı yüksek olan kişilerde takip sırasında bazı kalp-damar olaylarının daha sık görüldüğünü ortaya koydu. Bu ilişki, vücut kitle indeksi normal aralıkta olan kişilerde de mevcuttu.
Normal kilolu katılımcıların yaklaşık %18’inde bel-kalça oranı, %5’inde ise bel çevresi belirlenen sınırların üzerindeydi. Normal veya fazla kilolu olup merkezi yağlanma ölçümleri yüksek olan kişilerde, incelenen sonuçların çoğunun gelişme riski düşük bel çevresine veya bel-kalça oranına sahip akranlarına göre yaklaşık %15–50 daha yüksekti.
Bu bulgu, başlangıçta normal VKİ’ye sahip olmanın ilerleyen yıllarda kalp-damar hastalığı gelişmeyeceği anlamına gelmediğini gösteriyor.
Halk arasında “zayıf ama yağlı” gibi ifadelerle anlatılan bu görünümde kişi dışarıdan ince görünebilir; buna rağmen karın bölgesinde ve iç organların çevresinde metabolik açıdan olumsuz yağ birikimi bulunabilir.
Vücuttaki yağ dokusunun tamamı aynı özellikte değildir.
Deri altı yağ dokusu, cildin hemen altında bulunur. Viseral yağ ise karın boşluğunda, iç organların çevresinde birikir ve metabolik olarak daha aktiftir.
Viseral yağ dokusu yalnızca enerji depolayan pasif bir alan değildir. Salgıladığı çeşitli zararlı maddeler aracılığıyla: Kan şekerini, tansiyonu ve kolesterolü olumsuz etkileyebilir; karaciğer yağlanmasını ve damar sertliğini kolaylaştırabilir. Uzun vadede diyabet, kalp krizi ve inme riskinin artmasına katkıda bulunur.
Araştırmada obezite grubunda görülen atriyal fibrilasyon (%48,9) ve kalp yetersizliği (%46,2) yükünün önemli bir bölümü, istatistiksel olarak yüksek bel çevresiyle ilişkili olduğu bulundu.
Araştırmada kullanılan risk sınırlar şunlardı:
Kadınlarda: 88 cm’nin üzeri
Erkeklerde: 102 cm’nin üzeri
Göbek deliği herkes için aynı anatomik seviyeyi göstermediğinden, ölçümü yalnızca göbek deliğini referans alarak yapmak yanıltıcı olabilir.
Örneğin bel çevresi 90 cm, kalça çevresi 105 cm ise:
90 ÷ 105 = 0,86
Araştırmada kullanılan yüksek oran sınırları:
Kadınlarda: 0,85’in üzeri
Erkeklerde: 0,90’ın üzeri
Bu sınırların yaşa, etnik kökene ve kullanılan kılavuza göre değişebileceğini belirtmek gerekir. Dolayısıyla ölçümler, kişinin diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
İlk olarak, tartıyı tek sağlık rehberimiz olarak görmemeliyiz. Kilonuz ve VKİ’niz normal olsa bile karın bölgesindeki yağlanma; tansiyon, kan şekeri ve kan yağlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir risk işaretidir.
İkinci olarak, doktor kontrollerinde bel çevresinin ölçülmesi oldukça basit ama yararlı bir ek bilgi sağlayabilir. Özellikle normal veya fazla kilolu görünen kişilerde, VKİ’nin gözden kaçırdığı riskleri fark etmeye yardımcı olabilir.
Son olarak hedef yalnızca tartıdaki sayıyı düşürmek olmamalıdır. Düzenli aktivite, direnç egzersizleri, yeterli uyku ve sağlıklı bir beslenme düzeni; karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılmasına ve kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur.
Kısacası, kalp sağlığı açısından yalnızca kaç kilo olduğunuz değil, bu kilonun vücudunuzda nasıl dağıldığı da önemlidir. Normal kiloda olmak değerlidir; ancak tek başına güvende olduğunuzu göstermez.
İnternette yaşınızı, birkaç kan tahlili sonucunu girerek hesaplayan araçlarla karşılaşmış olabilirsiniz. Bunlardan biri olan PhenoAge, tamamen uydurma bir yöntem değil. 2018’de yayımlanan bilimsel çalışmalara dayanan algoritma; kronolojik yaşın yanı sıra glikoz, kreatinin, albümin, CRP ve kan hücreleriyle ilişkili dokuz laboratuvar değerini kullanıyor. Bu değerlerden yola çıkarak kişinin sağlık ve ölüm riskinin toplumdaki ortalama olarak kaç yaşındaki birine benzediğini hesaplıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: PhenoAge, hücrelerimizin veya organlarımızın gerçek yaşını doğrudan ölçmüyor. Sadece istatistiksel bir risk tahmini yapıyor. Örneğin 50 yaşındaki birinin sonucu 58 çıkarsa bu, “vücudu kesin olarak sekiz yıl yaşlandı” anlamına gelmez. Yalnızca kan değerlerinin, toplumdaki daha ileri yaş grubunun risk örüntüsüne benzediğini gösterir.
PhenoAge gibi modeller bilimsel çalışmalarda topluluk düzeyinde sağlık ve ölüm riski hakkında yararlı bilgiler sağlayabilir. Ancak ne kadar yaşayacağımızı hesaplamak ya da bir takviyenin bizi gençleştirdiğini kanıtlamak için kullanılamaz.
Biyolojik yaş hesaplayıcılarının sorunu kişisel ve kesin bir yaş ölçümü gibi sunulmalarıdır. Bu hesaplamalara merak için bakılabilir; fakat asıl önemli olan çıkan yaş değil, glikoz, CRP veya kreatinin gibi değerlerin neden normalden farklı olduğudur.
Ufak Bir Hatırlatma: Bu içeriklerin, ihtiyacı olan daha fazla insana ulaşabilmesi sizin desteğinizle mümkün. Eğer yazıyı faydalı bulduysanız, Beğen ve Gönder butonlarını kullanarak büyümemize katkı sağlayabilirsiniz.

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.