The Age of Rudeness adlı yeni kitabı Metis Yayınları’ndan, 2026 yılının Haziran ayında Kabalık Çağı adıyla çıkan Renata Salecl, zevahiri kurtarmaktan imtina etmeyen biyografi yazarlarınca; Filozof, Sosyolog ve Hukuk Teorisyeni olarak tanıtılmışsa da, Courir sur Place isimli kitabını Yerinde Saymak başlığını yakıştırarak ilgilisiyle buluşturan Axis Yayınları’nın editörünün arka kapağına eklediği…
“Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş, günler boyunca başınızın üzerinde öyle asılı dururdu.” Yan Lianke’nin 2002 yılında yazdığı Günler Aylar Yıllar, insanın doğa ve ölüm karşısındaki çaresizliğini ve bütün bunların sonunda geriye ne kaldığını sorgulayan bir roman. Jaguar…
Ebuzer Kalender’in yeni romanı Kösadil Cumhuriyeti geçtiğimiz günlerde okurla buluştu. Alegorik yapısı, kara mizahı, parçalı anlatımı ve absürtle gerçek arasında kurduğu kendine özgü dünyasıyla dikkat çeken roman üzerine daha önce dibace.net’te bir değerlendirme yazısı kaleme almıştım. Ancak Kösadil Cumhuriyeti, üzerine yazmakla soruları tükenecek bir metin değil. Bu kez sözü yazara bırakalım…
Onunla Hakani sokağında küçük bir kahvede karşı karşıya oturduk. Sürekli gülümseyen yüzü, çocuksu bakışları, soru sorarken utangaçlığı insana güven, sadakat ve vefa aşılıyor ve yakın bir dost, eski bir sırdaş hissi veriyordu. Karşımda oturan adam, kelimelerle tarihi önümüze getiren o keskin kalemin sahibi değil de sanki çocukluğunu dün bırakıp gelmiş bir mahalle arkadaşıydı. Hakani sokağı […] The…
Milliyetçi aydınların “Türk Müslümanlığı” kavramı ekseninde Türklüğü tanımlamaları karşısında “Hanif Türk” tezine dayanan başka bir kavramlaştırma yapmam gerektiği kanaatine varmıştım. “Türk Müslümanlığı” kavramıyla tefekkür eden yazarlara göre Türklerin İslâm anlayışı, kendine özgü olup; bu halklar kadim ahlâkî ve kültürel değerlerini İslâm’ın değerleri ile mecz ederek (buluşturarak) ilay-ı…
Senin eskiye hayranlığın ve benim yeniye muhtaçlığım bizi çağın çirkin bir sokağında birleştirdi. Antimedya dergisi ile misket oynamaktan kanayan parmaklar arasındaki uçurumun maddi tarafını hesaplayacak kadar kötü bir matematiğim var. Bununla gurur duyabilirim. Sıradışılıktır bu. Sıradan olmamak için hep en arka sırada oturmak gibi saçma. İçinde utanç barındıran tutumum bir tek bana mı ayrıksı…
Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.…
14-15 Eylül 2008 tarihleri arasında, Edinburgh Üniversitesi’nde gerçekleşen konferansın metinleri, bir araya, Christian Lange ile Songül Mecit tarafından getirilir ve gün yüzüne, İletişim Yayınları’ndan Selçuklular üst ve Siyaset, Toplum, Kültür alt başlıklı bir derleme çıkar. Kitabın arka kapağına not düşen editör, “bu çalışma Selçuklu araştırmalarına yeni bir boyut kazandırıyor.” vurgusuyla…
“Ben iki yaşında babasız kaldım. Bütün çocukluğum ve gençliğim korkunç bir hastalığa ve fakirliğe karşı mücadele içinde geçti. Kimsesiz, sıhhatsiz, parasız ve tahsilsiz kaldım. Orta sekizden yukarı okul görmedim. Hastalık, cehalet ve sefalet ejderleri ile boğuştum.”1 Diyen mütefekkir ve yazar Peyami Safa kendini, kendi kelimeleriyle böyle anlatırken sanki Prof. Ali Nihat Tarlan’ın şu sözünü…
Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.…
Eyüb Sabri’nin Bir Esirin Hâtıraları‘nı hangi saiklerle yeniden hazırlama ihtiyacı hissettiniz? Bir Esirin Hâtıraları‘nı yayıma hazırlamaktaki en baskın neden olarak “ahde vefa”yı söyleyebilirim. 1919 yılında kışın soğuğunda, yazın sıcağında esir alınarak Ayntâb’dan Mısır’a gönderilen grubun içerisinde yer alan Eyüb Sabri ve bu duruma maruz kalmış diğer isimleri (Taşçızâde Abdullah Efendi,…