RSS Amplifier

Biryudumkitap · Aug 11, 2026

Günaydın! Günün Pasajı: "Kitap'ın Yolcuları"

0
Sign in to vote or save

Biryudumkitap · Biryudumkitap

Günaydın. İnsanın kendi zamanı var, ne acayip, binlerce yıldır söylenen her şeyi yeniden ve yeniden yaşamışız. Zamanı gelince anlayacaksın dedikleri her şeyi zamanı gelince anlamışız, aslında bize söylemişti falanca büyüğümüz, bir dostumuz, belki mahallenin delisi yahut yolda tesadüf ettiğimiz herhangi birisi. Kulak asmamışızdır ve zamanı gelince tüm sorunların dışarıda değil de tam olarak o zaman geldiğinde idrak ettiğimiz gibi içeride olduğunu anlamışızdır. Olga Tokarczuk, "Hapishane dışarıda değildi, her birimizin içindeydi. Belki de onsuz nasıl yaşanacağını bilmiyorduk." Ne şanslı zamanı gelmeden o hapishaneyi fark edip de yıkabilenler sevgili okur. Hep diyoruz ya, zaman pek acımasız. Var olun.

s.107-109, Çev. Neşe Taluy Yüce, Timaş Yayınları

Her kitap, Kitap’ın bir yansımasıdır ve onun akislerinden biridir. Mutlak Hakikate ulaşma yönündeki insan çabasının bir simgesidir ve bir bakıma, insanlar tarafından yazılan tüm kitaplar bu hakikate adım adım yaklaşma çabasıdır. Çünkü insana, betimlemeye değer bulduğu her şeyin bir kozmik ya da ilahi boyutu olduğu sezgisi verilmiştir. Bu yüzden sözcükleri adlandırabilmek için karıncalar gibi sabırla toplarlar.

Ve her şey betimlenmeye değerdir. Yalnızca azizlerin yaşamları, büyük felaketler, savaşlar ya da kralların evlilikleri değil; bir dokumacının yedinci çocuğunun doğumu, yoksul bir köydeki hasat, Mantes’de bir bakım evinde geçen bir günde bunak bir ihtiyarın gördüğü rüyalar. İnsanlar sezer ki, bu az ya da çok önemli olaylar bir araya getirilip tek bir bütün hâline, büyük bir mozaiğin dağılmış taşları gibi, yerli yerine konduğunda yaşam ve ölüm gerçek anlamlarını gözler önüne serecektir.

Bu yüzden her kitap biraz insan gibidir. İçinde bağımsız, canlı ve trajik biçimde tekil bir hakikat parçası taşır; hakikatin bir versiyonudur, ortaya çıkması, kendini göstermesi ve bizim de artık bütünüyle kavranmış bir bilginin huzuruyla yaşamamıza izin vermesi için hakikate karşı yöneltilmiş kahramanca bir meydan okumadır. Aynı zamanda, insan tarafından yazılmış her kitap, insanın kendisini aşar. Kitap yazan kişi kendini aşar, çünkü kendini tanımlamaya ve adlandırmaya cesurca kalkışmıştır. İnsan yalnızca bir eylem ve kaotik bir hareket iken, kitap bu eylemi ve hareketi tanımlar, adlandırır, ona anlam verir ve onun özünü bulur. Kitap, eylemin taçlanmış hâlidir. Tanrı Kitap’ı yazdıysa, o da bu Kitap’ta kendini ve yaratma eylemini aşmıştır. Bütün bilgeliğini, başlangıçsızlığını ve sonsuzluğunu, dünyanın yasalarını Kitap’a yerleştirerek kendini anlatmıştır. Kitap’ta bir ayna gibi yansımış, kim olduğunu görmüştür. Bu nedenle Kitap, ilahi bilincin bir uzantısıdır ve Tanrı’nın kendisinden bile daha ilahidir.

Bay de Chevillon aşağı yukarı bu sözlerle Marki’ye veda etmişti; çünkü anlatımızda Châteauroux’da birkaç günlüğüne duraklayan zaman yeniden akmaya başlıyor. Kahramanlar yollarına devam ediyor; ama artık en önemli olanlar Veronika ile Marki. Bu, onların özel ya da sıra dışı kişiler olmalarından değil, aralarında yeni bir ilişkinin oluşmasından kaynaklanıyor. Bu ilişki, tüm yolculuğun yeniden, en baştan başlayabileceğini ima ediyor, ama bu kez bambaşka bir sahnede. Aşkın dekorları içinde.

Aşk ortaya çıktığında, daha önce gölgede kalmış şeyleri görme yetisi keskinleşir. Ama aynı zamanda, zaten bilinen şeyleri görme netliği bulanıklaşır. Bazı kişiler, örneğin Bay de Berle bu anlatıdan sonsuza dek çıkıyor. O gün de Berle posta arabasına bindi ve kasvetli bir ruh hâliyle Paris’e döndü. Bay de Chevillon ise Marki’nin Kitap’la dönüşünü beklemek için malikânesinde kaldı. Gerçi onu bir daha hiç göremedi; çünkü Marki’nin gidişinden bir ay sonra, sonbahar havasının zayıflattığı bedeniyle, belki de kan aldırmaya izin vermediği için, öldü.

Veronika’nın karar vermesi kolay olmadı, oysa bunu düşünmek için önünde koca bir gece vardı. Marki ona yolculuğun gerçek amacını anlatmıştı. Kitap hakkındaki hikâyenin, onun içinde bir macera arzusu uyandırmasını ve bir başka, daha yüce motivasyon bulmasını, bir başka aşka atılmanın sıradan ihtiyacından daha fazlasını sağlamasını umuyordu. Ancak Veronika, bir ikilemle karşı karşıya kaldı, çünkü farkında olmadan da olsa iyi bir oyuncuydu ve aşkta asıl oyunun sadakat üzerine kurulduğunu sezinliyordu. Sadakat ise ona hep kaybı hatırlatıyordu. Sadık olan hep kendisiydi, erkekler hep gidiyordu. Sadakati naif biçimde bedensel ve ruhsal diye ayırsa da sonuç değişmiyor, sonunda terk edilen hep o oluyordu.

Gönderi yok

Read the original on biryudumkitap.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.