RSS Amplifier

Masamdakiler · Jun 26, 2026

yaz aşkından akışkan aşka, bize ne oldu allah aşkına?

0
Sign in to vote or save

Betül Bayraktar · Masamdakiler

Yaz, nedendir bilmem ama bana hep aşkı çağrıştırır.

18-19’larında Kavak Yelleri ile beraber İzmir’den İstanbul’a giden nesildeniz belki ondan…

Belki Yalın’ın her yaz Cornetto için yaptığı şarkılardan..

ve dijital çağla beraber kaybettiğimiz pek çok şey gibi,

o gıcır gıcır androidleri-iphoneları ışıltılı mağazalardan satın alırken, kalbimizin yerinden çıkacakmış gibi küt küt atışını, merakı ve belirsizliği, ve tam da bu yüzden coşkuyla yaşanan aşkları elimizin tersiyle itiverdik.

Sandık ki o parlak, renkli ekranlara sahip olursak, aşkımız da renkleniverecek..

Cümle alem bi b*k var sandık sevdiğimiz çocuğu/ kızı her an ekran başından takip etmekte.

Bir parmak ucuyla kalp tuşuna basmayı; gece sahilde, ay ışığında yanyana bir yürüyüşe, nazik bir öpüşe tercih ettik.

gittiğimiz mekanla hava atmayı, storylerimize konum eklemeyi; sonu denize çıkan yasemin kokusuyla baş döndüren ağustos böceklerinin aşkımıza şahitlik ettiği sokaklara tercih ettik.

ne yanılgı ama…

nereden çıktı aşk-meşk Betülcüm?

diye soracak olursanız,

Herşey Kalben’in Aşığım Sana şarkısının spotifycığım tarafından hoş bir tesadüf eseri olarak önerilmesiyle başladı.

Görünmezlik pelerinimi takıp nerde ne yapıyosun anlayabilsem

bu sözler bu çağa ait olamaz arkadaşlar, öyle değil mi?

Zira artık bile isteye, gönüllü bir şekilde gör beni, duy beni diye diye kendi kendimizi gözler önüne serdiğimiz, tek bir parmak hareketiyle kalp butonuna basarak küçük bir yorum yazarak flörtleştiğimiz bir çağdayız.

Hatta görünmezsek yok hükmündeyiz (Bakınız Görünüyorum O halde Varım ve gösteri çağını konuştuğumuz video podcast)

Şarkıya dönecek olursak, öyle anlaşılıyor ki bu şarkı, Cem Yılmaz’ın “nerdesin aşkım burdayım aşkım” dalgasını geçtiği cep telefonlarının yaygın bir şekilde kullanıma başlamasından önceki dönemlere atfen yazılmış.

gelin önce Yaşar’ın şarkısına bir göz atalım, onun gözünden seyredelim. Ne diyor yaşar,

Yaz bitti, aşıklar şehre döndüler,

Yarıda kaldı sabah biten geceler,

Daha vardı yaşanacak tatlı günler

Yaşanamadı erkenden bittiler

Yazacam canım, dendi doldu gözler

Alındı birer birer adresler…

Masum ….

ne günlermiş, yazın tanışıp aşık olduğun o cool çocuğu/ güzel kızı görmek bir dahaki seneye nasip artık. Tabi bu aynı yazlıkta yaşamaya devam edenler için. Bir de yazlık değil otel, apart gibi yerlerde yaşanan aşklar vardı ki seneye görüşmek ne mümkün!

öyle bir belirsizlik..

Bizim neslin diğer adı sabırmış bence. Bir yazdan diğer yaza uzuuuun bir bekleyiş..

Şimdi ekran başında “yazıyor” işaretini görünce bile darlanıyoruz.

Gözümüzü ekrandan bir an bile ayırmıyoruz, sabırsızlık içinde ne diyecek diye stresle ayağımızı sallıyoruz.

Sağolsun Baumancım engin görüşleriyle bizi bu konuda da yalnız bırakmayarak enfes bir kitap yazdı.

Bauman’a göre bizim bugün “ilişki” dediğimiz şey artık eski anlamını taşımıyor. Bağ kelimesi bile insanı ürpertiyor artık. Çünkü bağ, bir yere demir atmak anlamına geliyor, demir atmak da hareket özgürlüğünden vazgeçmemizi gerektiriyor.

Bauman’a göre biz bu çağda ilişkiyi değil, bağlantıyı seviyoruz. Aynı telefonumuzdaki appler gibi, istediğimizde açıp istediğimizde kapatabildiğimiz bir şey.

eskiden sevgili olmak,

bir mevsimdi, bir sokağın başıydı, bir bekleyişti,

postacıdan gelen mektubu anne-babadan gizli alıp açma heyecanıydı.

Şimdi ise sevgili, ekranda beliren bir profil, beğenmezsen sağa, sola veya aşağı kaydırırsın… artık aplikasyonun tasarımına göre.

Bauman bunu “tüketim” mantığıyla açıklıyor. Raftaki ürünler gibi…

Beğenmedin mi, kutusundan çıkarmadan 14 gün içinde cayma hakkın var. Kimse de seni ayıplamaz.

Malın teslim edildiği tarihten itibaren 14 gün içinde, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkına sahipsiniz.

Bizim yazlıktaki o çocuk/kız öyle değildi ama. O bir sonraki yaza kadar rafa kaldırılamazdı, çünkü raf yoktu, sadece bekleyiş vardı. Bauman’ın tarif ettiği o “her an çözülebilir bağ” lüksü yoktu elimizde.

Bağ zaten kendi kendine çözülüyordu Eylül’de, otobüs kalkarken veya arabanızın bagajında bavullarla, toplanıp kurutulmuş çiçeklerle, okunmadan geri dönen kitaplarla beraber… Geri kalanı hafızaya, mektup hayaline ve bir dahaki yaza emanetti.

İşte asıl trajedi de burada sanırım. Bauman’ın anlattığı insan, bağı kendi elleriyle gevşek tutuyor, çünkü güvenlik kadar kaçış kapısını da seviyoruz artık.

Bizim zamanımızdaysa ne kaçış kapısı? Tek istediğimiz yalnızca bir telefon hattıydı, o da yoktu iyi mi?

sevgilinin ev telefonunu arayıp Alo? diyenin o olmasını beklerdik ama evden biri duyar diye de konuşmadan geri kapatırdık… kimimiz de şanslıydı, evde kimse yokken dakikalarca tatlı tatlı sohbet edilirdi..

Hasılı, belirsizlik bir tercih değildi, bir kaderdi. Ve kader olduğu için de acıttığı kadar güzelleştiriyordu da..

Bauman'a sorsak sanırım gülerdi bize. Belki bizim nesil için o dönemin belirsizliği özgürlük gibiydi; ama o, bugünün insanını asıl yoran şeyin de bu belirsizlik olduğunu söylüyor kitabında.

Hey gidi günleeer..

Şimdi sıra sizde sevgili yaz aşığı eski/yeni nesil okurlarım..

O yaz aşkınıza şahitlik eden sahildeki ateşin etrafında, gitarın tellerine sığınıp “şu şarkıyı çalar mısın” dediğiniz an önerdiğiniz şarkı neydi?

Sıcak yaz gecelerinde powertürk, radyo35 veya slowturk’te dinlediğiniz parçalar?

hazırladığım spotify listesini şöyle paylaşıyorum, sizinkileri de ekleyelim hep birlikte küçük bir “yaz aşkı şarkıları” arşivi kuralım hep beraber.

Kim bilir, belki birimizin şarkısı bir başkasının da şarkısı çıkar?

Sevgiler…

Betül..

Leave a comment

Beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz:

işte burada

your support means a lot!

Gönderi yok

Read the original on betulbayraktar.substack.com

Comments

Nothing yet. Say the first thing.

    Sign in to join the conversation.