bir arkadaşım, “yazma üzerine açtığın ücretli üyeliğini kapattın, peki neden substack nasıl kullanılır serisine başladın ki?” diye sormuştu.
El-cevap, çocukluğumdan beri, ne yaparsan yap, insanlara bir faydan olsun öğüdüyle büyüdüğümden midir bilmem, ne yazarsam, çizersem birilerine bir faydası olsun isterim. Ha kalkıp video filan çekmekle, sonra bunları youtuba yüklemekle de uğraşamayacağım, yazarak anlatmak istedim. Belki ihtiyacı olan birilerinin önüne düşer bu post da.
Birinci bölümde eve girmek, giriş kısmı, oturma odası gibi konular üzerinde durmuştuk. Pek çok okur aboneliklerden gelen mailleri app içindeki bildirim kısmından kapatabilme fırsatları olduğunu görünce boş durmadılar. Gerek yorumlarda gerek notlarda gerek özelden teşekkür mesajları aldım. İşe yaramasına sevindim. Okumayanlar için buraya bırakıyorum:
İkinci bölümdeyse evin içine hatta mutfağa kadar girmiş editörü nasıl kullanırız, ücretli ve ücretsiz üyelik arasındaki farklar gibi hususlara değinmiştik. O da burada:
Ve şimdi kapıları ön bahçeye doğru açıyoruz, mecazi anlamda çimleri biçecek, komşularla iki lafın belini kıracağız.
Elbette bir sürü özellik var substack’te, ilgilisi için İngilizce içerikler üreten Sinem Günel ‘in yayınlarını ve youtube’daki videolarını öneririm.
Çimleri Biçmek: Web Sitesini Kişiselleştirmek
Bahçeye Çıkmak: Canlı Yayın
Komşularla Alışveriş: Referral Sistemi
Yolculuk devam ediyor
Evin ön bahçesindeki çimleri biçmek, şekil yapmak biraz show business’tır kabul edelim :)
Amerika’da bir bahçenin biçilmeden bırakılması suç teşkil ediyor. Pek çok eyalette çimleriniz belli bir boyu geçtiğinde yasayı ihlal etmiş olursunuz, uyarı ve cezadan sonra da hala kaale almazsanız eve haciz bile gelebiliyormuş araştırmalarıma göre. Dolayısıyla Amerika’da ön bahçe sokağın malıdır sanki, herkesin göreceği bir vitrine dönüşür.
İngiltere’deyse ön bahçe çimleri konusunda serbestsiniz. Tabi fareler basmadığı ve komşunuzun alanına müdahale etmediği sürece.
Substack’te web sitenizi kişiselleştirmek de ön bahçeyi biçmek veya biçmemek gibi okunabilir. Bi zorlayan yoktur, düzenlenmemiş bir sayfayla da yazmaya devam edebilirsiniz, elbette.
Ama okur sizin kapınızın önünden geçerken orada gördüğü şey, içeride ne yazdığınız kadar çok şey anlatıyor. Benim bazen sadece profilindeki düzeninden abone olduğum yazarlar oldu :) elbette ilgi alanlarım içinseyse.
Substack size hazır bir web sitesi veriyor. Onu dekore etmek için uygun araçlarınızı da tabii.
Sol menüden “website editör” bölümüne girin. Accent color denen vurgu renginizi seçebilirsiniz, bu renk butonlarda, linklerde ve bazı başlıklarda belirir. ayrıca burada yazı tipini de belirleyebilirsiniz.
Websitesindeki görüntünün magazine mi, kolaj mı vs. ne şekilde görüneceğini, thumbnailsin yuvarlak hatlarını.. vs buradan ayarlayabilirsiniz.
Öte yandan, “About” sayfanızı yazmanızı da öneririm. Burası birinin sizi ilk keşfettiğinde “Bu kim?” diye tıkladığında gördüğü yer.
yukarda işiniz bitince settings (ayarlar) kısmına gelin ve hakkımda sayfasını düzeltin. yayınınız neyle ilgili, ne üzerine yazıyorsunuz, profesyonelseniz, kendi websitenizin linkini ekleyebilirsiniz, hakkında sayfanızı kişiselleştirilebilirsiniz.
Eğer birden fazla alanda yazıyorsanız “Sections” yani bölümler özelliğini kullanabilirsiniz. Her bölüm ayrı bir pencere gibi çalışır, okurlar sadece ilgilendikleri bölüme abone olabilir. Açıkçası bu özelliği kullanan çok görmedim. Ben de kendi yürüttüğüm film ve kitap kulübü için açmıştım ama masamdakiler altında yazmak daha makul geldiği için oradan devam ediyorum.
Sitenizin ana sayfasında son yazılar mı, sabit bir karşılama metni mi görünsün bunu da yine kişiselleştirebilirsiniz.
Yeri gelmişken kendi renklerimle süreç içinde çok fazla oynadığımı itiraf edeyim. Renklerin psikolojisini bilirim, bunların kişisel markadaki rolünü de.. Ancak tabi yazılarımdan da pek tabi anlaşılacağı gibi dalgalı bir denizdeymişim gibi renkleri belli aralıklarla değişirdim. Şuan mevcut mavi ise daha önce uzun süre kullandığım rengim, geri döndüm, diyebilirim.
Evin kapılarını dışarı açma zamanı geldi. Bu sefer misafirler içeri gelmiyor, siz bahçeye çıkıyorsunuz.
Sol menüden “New Post” deyin, “Live” (Canlı) seçeneğini göreceksiniz. Başlık girip, açıklama yazıp tarih ve saat belirleyin. Abonelerinize otomatik bildirim göndermek isterseniz buradan tercih edebilirsiniz, hatırladığım kadarıyla bu yayını ayarlarken eğer planladığınız vakitle aynı gündeyseniz bildirim maili göndermeye izin vermiyor sistem ama birkaç gün önce ayarladıysanız üyelerinize mail gider ve onlar da takvimlerine ekleyebilir.
Canlı yayında okurlarınızla gerçek zamanlı sohbet edebilirsiniz, sorularını yanıtlayabilirsiniz, bir konuyu birlikte düşünebilirsiniz. Tabi aboneleriniz size yayın içinde ancak chat kısmından yazabilir. ancak yayınınıza iki kişi daha (co-host) davet edebilirsiniz.
Benim tek başıma açtığım yayınlardan biri bu, arşivden çıkarmanın zamanı geldi sanırım. Konuklu yayınlarım da sayfamda görülebilir.
Nasreddin hoca misali, komşunuza lazım olan bir limonu verirsiniz, bir bakarsınız yarım saat sonra size mouthwatering1 bir çiğköfte tabağı getirir (benim fantaziler :))
Ağızdan ağıza pazarlamayı duymuşsunuzdur.
Substack’te birinin sizin yayınınızı önermesi en iyi büyüme yollarından biri ama bakın bu İngilizce yayınlarda işe yarıyor yine benden söylemesi. Platformdaki Türk kullanıcı sayısı zaten az. Mevcut olanların da bilemediğim hangi sebeplerden dolayı tavsiye edilen yayınları çok da kabul etmediğini gördüm.
Bana bir ara birisi dan diye mesaj atıp birbirimizin yayınlarını önerelim mi diye sormuştu, ne bir tanışıklık ne bir şey..
Yapmayın böyle şeyler, hoş olmuyor.
Kabul etmemiştim tabi. Bazı şeyler içten gelerek yapılmalı.
Ben de mesela çok sevdiğim yayınlar oldu mu, öneriyorum, masamdakilere abone olanlara ise önerdiğiniz belki de 15 yayından o sırada seçmece (kesin arkasında bir sebebi vardır) 3 öneri yayın sunuluyor.
benim tavsiye sayfam şu şekilde görünüyor:
Tablo herşeyi özetliyor bence.. Sayfanın devamı var ama bu kısmı iş görür zaten.
Ay, bir şey daha varmış onu da bu yazıyı yazayım derken öğrenmiş oldum, hemen uygulamaya geçeceğim :)
Abonelerinize özel bir link veriliyormuş. Bu linki paylaşarak yeni aboneler getirirlerse küçük ödüller kazanabilirlermiş, örneğin ücretli abonelik hediyesi veya özel içerik erişimi, artık bizim paşa gönlümüze kalmış :)
Settings bölümünden “Referrals” sekmesine girin, ödülleri ve eşikleri siz belirleyebilirsiniz.
Bir ürün veya hizmet satmasanız bile büyümek istemek, güzel bir şey bence. Öyle değilse oturur defterimize yazardık zaten.
İnsanın en temel ihtiyacı görülmek, kabul edilmek değil mi? bir şeyler yazıyorsunuz ve insanlar sizin içeriklerinizi beğenerek üye oluyor, başkalarına öneriyor bence bu harika bir şey.
Yolculuk bitti mi? Hayır. hala yoldayım vallahi.
iki sene önce tam bu günlerde giriş yapmıştım platforma, o günden beri yazdıkça yazdıkça neler çıkıyor içimden ben de hayretle izliyorum. Sanırım yazmak insanın kendine yapabileceği en kıyak şey :)
Substack ile ilgili sorularınız varsa yorumlarda sorabilirsiniz, elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım. Çünkü ben de biliyorum burada derya deniz özellikler var ve çok az bir kısmını ele alabildik.
Siz substack’in en çok hangi özelliğini seviyor ve kullanıyorsunuz?
Not: Bu yazı, Masamdakiler’in 2. sezon için son yazısı. Okuduğunuz için teşekkürler…Eylül’de yeniden görüşmek üzere..
O zamana kadar sevgiyle, müzikle kalın…
Kimler İçin
Substack’te veya başka bir platformda düzenli yazmak isteyen ama tıkanan kişiler.
Yazma alışkanlığı kurmaya çalışan, sesini henüz tam bulamamış yazarlar.
Akademik veya profesyonel geçmişten yazarlığa geçiş yapanlar.
Ne Amaçlanır
Düzenli bir yazma ritmi kurmak.
İçsel sansürü azaltmak, ertelemeyi kırmak.
Kendi sesinizi, kendi anlatım tarzınızı netleştirmek.
Yazdığınız şeyin neden değerli olduğunu görmek.
Nasıl Yol Gidilir?
Bir ön keşif buluşmasıyla başlıyoruz. Nerede tıkandığınızı, ne yazmak istediğinizi konuşuyoruz. Sonrasında haftalık görüşmeler yapıyoruz, her görüşmede yazdığınız bir metni birlikte inceliyoruz, geri bildirim veriyorum, bir sonraki hafta için küçük bir yazma hedefi belirliyoruz. Süreç dört hafta, sekiz hafta veya daha uzun olabilir, ihtiyaca göre şekillenir.
Kimler İçin?
Küçük ölçekli markalar,
bağımsız girişimciler,
kendi işini kuran ama hikayesini netleştirememiş kişiler.
Ürünü veya hizmeti olan ama bunu nasıl anlatacağını bilemeyenler.
Ne Amaçlanır?
Markanın özünde hangi hikayenin olduğunu bulmak.
Bu hikayeyi tutarlı bir dile, bir tona dönüştürmek.
Hangi kelimelerin, hangi görsellerin, hangi mesajların markayı doğru yansıttığını belirlemek.
Sonuçta markanın kendi sesiyle, kopyalanmamış bir şekilde konuşmasını sağlamak.
Nasıl Yol Gidilir?
Bir keşif görüşmesiyle başlıyoruz, markanın geçmişini, hedeflediği kişileri, rakiplerini konuşuyoruz. Sonrasında bir analiz yapıyorum, markanın şu anki anlatısını ve boşluklarını ortaya koyuyorum. Bir strateji belgesi hazırlıyorum: ton, mesaj, anahtar kelimeler, içerik yönü. İsteğe bağlı olarak bu stratejinin uygulamasında da destek veriyorum.
Yazılarımı yazarken bana bir kahveyle eşlik etmek isterseniz eğer diye Ko-fi hesabımın linki bırakıyorum..
Eylül’de görüşürüz :)
kusura bakmayın bu ifadeyi yeni öğrendim bu cümlede kullanmasam çatlardım :)
Gönderi yok

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.