Bugün bildiğimiz anlamıyla queer sanatın tarihine politik gelişmeler, türler ve katkı sunan sanatçılar üzerinden bir bakış!
Muhafazakâr ve dini gruplardan oluşan sağ, birçok kez toplumdaki queer sesi bastırmaya çalışsa da otorite karşıtı yeni bir politik ve kültürel dalga baş gösterdi. Kimlik Siyaseti, belirli geçmişlere sahip kişilerin, daha geniş siyasi örgütlenmelerden bağımsız olarak, belirli çıkarlar ve ortak nedenler için savaşmak üzere bir araya geldiği sosyal grupların oluşumunu ifade eder. Eşcinsel topluluklarda bu, insanların protestolara, yürüyüşlere ve doğrudan eylemlere katılarak arkadaşlarına ve ailelerine açılmaya ve seslerini duyurmaya teşvik edilmesi anlamına geliyordu. Bu durumun eşlikçisi olarak sanat; sesini yükseltiyordu, tartışma yaratıyordu ve her yerde sanatın ne olduğu ve kimin tarafından yapılabileceği konuşuluyordu.
The Art Story makalesi bağlantıda!
“Dikkat Aile Var!” temasıyla 2010’da gerçekleştirilen İstanbul LGBTT Onur Haftası etkinliği kapsamında düzenlenen “Zeki Müren’i seviniz!” başlıklı panelden Erden Kosova’nın sunum metni Argonotlar Kütüphanesi’nde.
12 Eylül darbesinin dayattığı karantina halinin zayıflaması, Soğuk Savaş paradigması çerçevesinde Türkiye’nin içine girdiği yalıtım atmosferinin seksenli yılların sonuna doğru dağılması ve farklı politik ve kültürel kompartmanlarda doksanlı yıllar boyunca yaşanan farklılaşmaların etkisiyle pek çok hiyararşik yapı ve tabu tartışmaya açılmıştı. Bu sunum bir tür öncesi-sonrası perspektifiyle cinsellik ve toplumsal cinsiyet teması bakmak üzere tasarlanmıştı. Aykan Safoğlu’nun inisiyatifi, yakın dostum Erinç Seymen’in cesaretlendirmesi, Murat Morova ve Fatih Özgüven yardımlarıyla kısa bir sürede hazırlandı. Sonrasında ben öncelikli ilgi alanım olan milliyetçilik eleştirisine geri döndüm. Sunumun yapıldığı tarihten sonra cinsellik konusundaki normatif yapıyı çözümleyen, zorlayan, kıran pek çok sanat yapıtı, kültürel üretim ve uzun soluklu akademik çalışmalar gerçekleştirildi. Kronolojik açıdan görece erken bir döneme denk geldiği için Argonotlar sunumu çevrimiçi ortama taşımak istedi. Kendilerine ilgileri için teşekkür ediyorum. Eksiği, gediğiyle sanat ve cinsellikler üzerine düşünen insanlara belli bir dönem hakkında fikir verebileceği umuduyla…
Erden Kosova'nın yazısı bağlantıda!
Furkan Öztekin’in Sanat Dünyamız dergisi için 2000’lerden günümüze Onur Haftası kapsamında gerçekleştirilen sergiler üzerine kaleme aldığı yazı Argonotlar Kütüphanesinde.
Dolu dizgin geçen 2000’lerden bugünlere, Türkiye’deki Onur yürüyüşlerinin ana hattını oluşturan İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru süzülmeden hemen önce aklıma bazı sorular takılıyor; güncel sanat yıllardır binbir emekle örülen LGBTİ+ hareketine görünürlük sağlayabilir mi? Bu görünürlük, bireysel aktivizm üzerinden yeni bir dile dönüşebilir mi? 2000’lerin ortasından itibaren bağımsız sanatçıların kıymetli eforuyla açılan Onur Haftası sergileri, bugünlerde üzerine sıklıkla kafa yorduğumuz kuir sanata yön verebilir mi? Büyük bir zaman dilimine yayılan bu zor soruların cevabını aramak üzere 2008’de Lambdaistanbul’un düzenlediği ve bir zamanlar Türkiye güncel sanatının önemli mekânlarından Hafriyat Karaköy’de gerçekleşen “Makul” sergisinin metnine[1] göz atıyorum. 2015- 2016 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olurken lisans bitirme tezi olarak sunduğum, 1990 Sonrası LGBTİ+ Aktivizmi ve Sanat Pratiklerine Olan Yansıması isimli metnim de yazı boyunca bana eşlik ediyor. Sergiye dair belgeleri incelerken, Onur yürüyüşlerinin usulsüzce yasaklandığı, LGBTİ+’lara ait güvenli alanların giderek daraldığı, gökkuşağı renklerinin kriminalize edildiği günümüzde her bir kelime daha da anlamlı geliyor. 2000’lerin politik atmosferini de göz önünde bulundurarak sergi dokümanlarının içine dalıyorum.
Queer sanat yazı dizisi kapsamında akademisyen Evren Savcı ve Sinan Göknur queer direniş, sanat ve ütopyaları konuştu.
Biz ABD’de yaşayan iki arkadaşız. Birimiz doktorasını yeni bitirmiş sanatla uğraşan biri. Diğerimiz bir akademisyen. Birlikte queer hayat, sanat ve direniş üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Bu başlıklar üzerinden derinlik kurmadan önce biraz da kendimizi nasıl konumlandırdığımız üzerine konuşalım istedik. Ayrıca fark ettik ki queer sanat ve onun tarihinden konuşmak çoğu zaman için nostaljiye kayabiliyor. Biz de bu defa bunun aksine ütopya(lar)dan konuşmak istedik. Sürçülisan ettiysek affola.
Onur Ayı kapsamında Argonotlar olarak hazırladığımız özel içerikler queer sanat üzerine bir forum gerçekleştirdik.
“Sizin için queer sanat, queer üretim, queer sergileme pratikleri ne demektir?” sorusuyla başlayan bu forum, Can Akgümüş, Kübra Uzun, Şafak Şule Kemancı, Çınar Eslek, Yekhan Pınarlıgil, Ulya Soley, Aylime Aslı Demir, Leman Sevda Darıcıoğlu ve Fisun Yalçınkaya gibi sanatçılar, küratörler ve eleştirmenleri bir araya getiriyor.
Türkiye’deki ender queer sanat festivallerinden, Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği tarafından düzenlenen Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali’nin hikayesini Erdem Gürsu kaleme aldı.
1 Aralık 2018’de Amerikan Hastanesi bünyesindeki Operation Room’da gerçekleşen Pozitif Alan sergisini HIV’li queer bedenin bulaşıcılığını, riskliliğini, tehlikeliliğini ve biyopolitik transgresif potansiyelini vurgulamak istedik.
Bu yazı Alper Turan’ın Sabancı Üniversitesi Kültürel Çalışmalar yüksek lisans programı kapsamında 2020 tarihinde yazdığı Pozitif Alan: HIV/AIDS Üzerine Küratöryel Bir Proje başlıklı tezinden alınmıştır. Bu tez, estetik bir bileşenin çalışmanın ayrılmaz bir parçası olduğu araştırma- yaratma (research-creation) metodolojisini kullanmaktadır. Turan, 2018 yılında, HIV/AIDS üzerinde çoğunlukla Türkiyeli sanatçılar tarafından üretilen sanat işlerinin gösterildiği bir çağdaş sanat sergisi olan Pozitif Alan’ın küratörlüğünü yapar ve bu sergi HIV/AIDS üzerine yaptığı araştırmanın da temelini oluşturmaktadır. Sergiyle birlikte ve onun aracılığıyla oluşan, araştırmanın yazılı bileşeni olan bu tez, HIV/AIDS’le yüzleşmenin doğal olarak travmatik bir olay olduğu fikrini kabul etmeden, HIV/AIDS’ in travmatik yapısını analiz eder.
Argonotlar olarak Onur Ayı vesilesiyle sanatçılara sorduk: Sanatsal ve düşünsel yaratıcılığınıza katkıda bulunan, size üretmek için cesaret ve ilham veren sanatçı/lar kimlerdir?
2022 ve 2023 yıllarında yaptığımız iki dosya bağlantılarda!
Sakıp Sabancı Müzesi’nde izleyiciyle buluşan sergisi vesilesiyle yirminci yüzyılın en etkili sanatçılarından biri olan David Hockney’nin altmış yıla yayılan sanat hayatında bir yolculuğa çıkıyoruz.
Ana akımda ya AIDS krizi bağlamında ya da Minimalist sanatın estetik dertlerini çarpıtması üzerinden konuşulan Félix González-Torres’in işlerine Marksist bir bakış.
The Shining filminin açılış müziğiyle tanıdığımız Wendy Carlos’u doğum gününde detaylı inceliyoruz.
1 Aralık Dünya AIDS günü vesilesiyle AIDS aktivizmine yön vermiş ve arkalarında kuir sanatın başyapıtları arasına girmiş eserler bırakmış üç sanatçıya yakından bakıyoruz.
Ay boyunca queer sanat ve LGBTİ+ aktivizminin sanatta yansımaları üzerine birçok yeni içerikle karşınızda olacağız.

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.