Vatan Nedir?
Vatan nedir üstadlar?
Sadece ayak bastığımız bir toprak parçası mıdır? Sınırları çizilmiş bir kara parçasından mı ibarettir vatan? Peki ya bayrak… Gökyüzünde dalgalanan, üzerinde ay ve yıldız bulunan bir bez parçası mıdır yalnızca?
Hayır…
Vatan, kelimelere sığmayacak kadar büyük, bir insanın yüreğine sığacak kadar kutsaldır. Vatan, uğruna can verilen, uğruna gözyaşı dökülen, uğruna anaların evlatlarını toprağa emanet ettiği mukaddes bir emanettir.
“Vatan sevgisi imandandır” derler.
Şimdi ben size, kalemim döndüğünce, yüreğim yettiğince vatanın ne olduğunu anlatacağım.
Vatan; bu topraklarda şehitlerin kanıdır. Vatan, “Bizi de vurun komutanım, vatan hainleri de biz şehit olurken ölsün!” diyebilecek kadar yüreği vatan sevgisiyle dolu Mehmetçiğin son nefesidir.
Vatan; evladını kaybetmiş bir annenin, oğlunun ardından sessizce yıkılışıdır.
Siz hiç evladınızı kaybettiniz mi?
Hiç yıllarca bir kuru ekmekle büyüttüğünüz, üzerine titrediğiniz, “Aslan oğlum” diyerek sevdiğiniz evladınıza son kez baktınız mı?
Belki bakmadınız…
Ama bakanlar var.
Bir ömür büyüttüğü evladını, bir metre kefene sarılı halde buz gibi toprağa emanet eden analar var. Oğlunun tabutuna sarılıp “Vatan sağ olsun” diyerek kendi yüreğini toprağa gömen Anadolu kadınları var.
İşte vatan budur.
Vatan, o evlatlardır.
Ve vatan, gölgesinde özgürce yaşadığımız al bayraktır. Nazlı nazlı dalgalanan, her kıvrımında bir şehidin hatırasını taşıyan o bayrak…
Rahmetli babaannem çocukluğumdan beri bana hep şunu söylerdi:
“Bayrağın dalgalanıyorsa bil ki ordun var. Minarelerden ezan okunuyorsa bil ki ordun daim muzafferdir.”
Şimdi düşünüyorum da…
Ne kadar doğru söylemiş.
Çünkü bu millet bayrağını yalnızca gökyüzünde değil, yüreğinde taşır. Ezanı yalnızca minarelerden değil, vicdanından dinler. Vatanı yalnızca üzerinde yaşadığı toprak olarak değil, geçmişten geleceğe taşıdığı kutsal bir emanet olarak görür.
Ben bu duyguyu çocukluğumdan biliyorum.
Bu kadim devletin evlatları, daha yedi yaşında soğukta, karda, kışta ant içerdi. Belki bugünün çocukları o yemini hatırlamıyor. Ama ben hatırlıyorum.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!”
Belki de bu yüzden vatanımıza bu kadar sevdalıydık.
Çünkü bize vatan sevgisi daha çocuk yaşta öğretildi. Bayrağın anlamı, toprağın kıymeti, şehidin emaneti anlatıldı. Biz, üzerinde yaşadığımız toprakların sıradan bir toprak olmadığını öğrendik.
Biz, Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız.
Bu topraklarda bilinç kolay kolay sarsılmaz. Çünkü Anadolu'nun mayasında vatan vardır, millet vardır, bayrak vardır, şehit vardır.
Ve bizler biliriz ki bu devlet, yalnızca bugünün değil; nice şehidin, nice gazinin, nice fedakâr annenin ve babanın emanetidir.
Bu nedenle bu kutsal emanete sahip çıkmak, bizim için yalnızca bir görev değil, namus meselesidir.
Biz vatanperver Anadolu kadınları, vatanperver Anadolu gençleri, çocukları ve büyükleri olarak bu emaneti korumaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü biliriz ki Türk milleti savaşmak için ayağa kalktığında yalnızca yerin üstünde olanlar değil , yerin altında bu mukaddes toprağın altında yatan binlerce şehidimiz de ayağa kalkar.
Bu vatan kolay kazanılmadı.
Bu bayrak kolay dalgalanmıyor.
Bu devlet, nice canların bedeliyle bugünlere geldi.
Öyleyse kimse unutmasın:
Bu milletin yüreğinde vatan sevgisi oldukça, bu bayrak gökyüzünde dalgalandıkça ve bu topraklarda ezanlar okundukça, Türkiye Cumhuriyeti'nin istiklaline ve istikbaline uzanan hiçbir el karşılıksız kalmayacaktır.
Bizim vatanımız kutsaldır.
Bizim bayrağımız kutsaldır.
Bizim şehidimiz kutsaldır.
Ve biz bu kutsal emanete son nefesimize kadar sahip çıkacağız.
Korkmadan, susmadan, geri adım atmadan haykıracağız:
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Comments
Nothing yet. Say the first thing.
Sign in to join the conversation.